Kirpi Edebiyat ve Düşün Dergisi

Gönlümün Yıkıntıları – Songül Korkmaz

Kan kokan sokaklara güneş bile küskün doğmuştu sanki bugün. Kendini göstermekten korkarcasına geç doğmuştu bu sabah Filistin topraklarına. Semalardan bir garip sitemle yolluyordu ışıklarını; hasadı kurumuş tarlalara.
Zamanın kanla harmanlandığı yine böyle bir sabaha açmıştı gözlerini Hanan. Kendine gelmeye çalışırken hareket edemediğini fark etti. Ayaklarına düşen büyük taşlar bacaklarını esir alarak tutuyordu Hanan’ı enkaz yığınlarının arasında. Kafasını kaldırdığında göremediği çatı olanları haber verir gibi utançla doğan güneşe bırakmıştı yerini. Bir terslik vardı belliydi; bir şeyler yolunda gitmiyordu. Kafasını boynunun ağrısına galip gelerek bin bir acıyla çevirdiğinde yanına düşmüş misketlerini gördü. Neler oluyordu, neydi onu tutan? Neden uzağa düşmüştü misketleri? Annesi nerdeydi, babası nerde? Ya Esma! Kız kardeşini kimler almıştı? Bunları düşünürken yanaklarından aşağı düşen gözyaşları bir bir ıslatıyordu ruhunu Hanan’ın. Onu bir felaketin içine çekiyor gibiydi her şey. Kıpırdamakta zorluk çeken küçük çocuk tüm gücünü sol eline vererek aldı misketlerini eline, sıktı onları parmaklarının arasında. Ve hatırladı olanları tek tek. Burnuna gelen yanık kokusu onu birden dün geceye götürdü. Bir gün daha doyabilmenin verdiği mutlulukla evlerinde oturdukları akşamı hatırladı. Annesi bir köşede Kur’an okuyup Allah’a sığınıyor, dğer köşede ise babası namaz kılıyordu. Esma ömründen uzun ve bahtından kara saçlarıyla babasının boynuna sarılıyor ve sanki kıskanıyordu onu sevgililer sevgilisinden. Sonra çağırır gibi dört yaşındaki yüreğiyle göz kırpıyordu abisinin yüreğine. Hanan ise bir yandan Esma’ya gülüp onu sevimli buluyor bir yandan da çekmeye çalışıyordu kardeşini babasının omzundan. “Gel, diyordu kardeşine. Gel Esma, babamın omzunda yükü çok zaten bir de sen yük olma ona.” Esma’nın küçük ellerini avuçları arasında tutarak götürüyordu onu odanın ortasına. Yan yana dizdiği misketleriyle oyun kurmaya çalışıyordu.
Renginden başka hiçbir yönüyle ilgisini çekmeyen misketlere anlamsız bakan Esma aklına bir şey gelmişçesine fırladı yerinden. Misketlere doğru atlayarak dağıttı onları pamuk elleriyle. Bu duruma kızan Hanan Esma’ya doğru tüm öfkesiyle bir bakış attı ve topladı misketlerini avuçlarında. Esma’yı iterek oturduğu köşesinden kız kardeşinin iç çekişlerini duyuyor fakat ağlamasına kayıtsız kalıyordu. Af dileyen gözlerini abisinin üzerinde gezdirerek çağırmasını bekliyordu Esma.
Kurduğu oyunu bozan kardeşine bakmıyordu bile Hanan. Bunları düşünürken son hatırladığı hıçkırık seslerini bastıran bir patlama olmuştu. Bu denli savaşa hazırlanır mıydı bir çocuk? Tanıdık olur muydu bu kadar bombalara ya da tanık olur muydu ailesinin ölümüne böylesine?
Aklının kırıntılarında mana arayan bu düşüncelerle etrafı saran toz bulutunun arasında kalmıştı. Mahallelerine düşen bomba sanki bedenine ömür biçmişti. Korkudan sarıldığı misketlerini parmaklarını kanatırcasına sıkıştırıyordu. Zamanda geçiş yaparken kalbini kurcalayan bu düşüncelerle birlikte dayanamamıştı küçücük bedeni tüm bu olanlara. Ve baygın düştü taşların arasına. Hatırladığı bu son kareler ailesini fotoğraflayıp koyduğu bir kırık çerçeve olarak kalacaktı zihninde. Yıkıntıların arasında bedenine hükmetmeye çalışırken her seferinde yüreğinin sancılarıyla katmerlenen bedeninin ağrısı izin vermiyordu kıpırdamasına. Bir mezarı bile olmayan ve asla olmayacak olan ailesini karanlıkların koynuna gömerken şimdi hatrında kalan kulaklarını acıyla tırmalayan Esma’nın gözyaşlarıydı. Küçük Esma’yı düşündükçe elinde sıkıştırdığı misketlere daha bir sıkı sarılıyor sanki kardeşinin yeşil bakışlarını tutuyordu avuçlarında. Kafasını doğrulttuğunda ayaklarının altında yatan Esma’yı görmüştü. Ve anladığı son şey Esma ölürken bile abisine koşmuştu.

KİRPİ EDİTÖR