Kirpi Edebiyat ve Düşün Dergisi

Şiirin Yaban Çocuğu: Turgut Uyar / Yelda Karataş

Yaban bir çığlıktır onun şiiri. Tarlalardan gelir, dağları ormanları dolaşır. ‘üç beş güvercin görse Meksika sanır’ ve ‘sağa eğik bir yazı’’hiç değildir’. Bütün kavramları sorgular ama şiirin kavramlarla yazılmadığını çok iyi bilir.

‘Tonyalı balıkçılar’ arasında bulabilirsiniz ancak onu

(Tonya’da deniz yoktur biliyorsunuz)

Sesi kimseye benzemez, en yakınlarının dediği gibi öldüğünde ‘hepimizi işten attılar’.

Sevgiliye gönderilebilecek kadar aşk balına batmamıştır şiirinin ayakları; sakınır bildiğimiz ‘romantizm’den. Eşi Tomris için şiir çalışmasında bile, kaç kaşık çorba koyduğundan söz eder onun…Bütün ölçeklerle bir alıp veremediği vardır çünkü. Çünkü ‘gülü çiğdemi filan bırak’ çünkü ‘Açlık Çoğunluktadır’. Çünkü ‘mutlu aşk yoktur’ bilirsin’ der, Aragon’u da işaretleyerek. Niçin aşk’ın mutsuz olduğunu Aragon gibi çok iyi bilerek.

‘Acının Coğrafyası’, ‘Acının Tarihi’ yüzyılına büyük namusu ile açıklık getiren bir şairin yürekli söylemidir, bağırmadan, anlaşılır mıyım derdine düşmeden, çağının genel geçer sloganımsı beklentilerine prim vermeden, toplumcu gerçekçi şiirin nasıl yazıldığına dair en ‘büyük saat’i gösterir bize.

Çünkü ‘Şakakları Zonguldak gibi uğuldarken’ yazar şiirlerini, bu ülkenin gayri resmi tarihini… Çünkü bilir insanın ‘gülünün solduğu akşam’ öldüğünü…

Zamanın durduğu yere çok dikkat eder. Usulca sayar acıları. Durduğu yani hiç durmadan gezindiği yer varsa ‘Göğe Bakma Durağı’dır kuşkusuz. Çünkü bilir ki bu geçiş durağında; ömrünü kucaklayan bu yarı feodal değerlerle kapitalistleşme soytarılığının ağır sürecinde; ‘ bir tel cambazının durumunu anlatır şiirdir’ yazdığı. Bulduğu yer ise en kirlenmemiş; göğe bakma durağı.

‘Aşkım da değişebilir gerçeklerim de’ der. Sadece bu dizesi bile bize hayat hakkında kocaman bir gül sunar; yokuş yol’a. Bu Coğrafya’nın en temiz bekçisidir O. Kürdistan sözcüğünü ilk onun şiirinde tanırız.

Yeni bir tarih vardır avucunda gizlediği; ‘ille suları aşan gemi’ yi özler.

Kayayı Delen İncir; bir manifesto gibidir, ‘bu kaçıncı’ yılgınlığına Türkiye halklarının. Dikkatle okunması ve yeniden kalbimize öğretilmesi gereken…

‘Kara mıydı mor muydu, ama mutlaka parlaktı’

Öyledir onun şiiri; şaşırtır insanı ‘güneş önümden gelirken şaşırıyorum gövdemi’.derken, yalınlığı ile sizi baştan aşağıya şaşırtan bir türkü söyler sanki.

Evet biz de ‘matrağa alışkınız’ aslında ama ;Kendisinin de dediği gibi ‘büyük gölge verir büyük renkler’.

Öte zamanların şiirini yazdığını, o büyük saatin altında çok az gönülle buluşacağını bilir. Halk kelimesinin yozlaştırılmasına tepki olarak Divan, ‘Halk Divan’ı değil, sadece Divan’dır. Gönlü ve bilinci sızlayarak yakarır :


kentleri ve kasabaları ve köyleri çevirdik senin adına
kapıları tutmaktan artık herkesin nasır oldu elleri

olsun daha da tutarız sen varsan düşüncemizde ama gel
tutarız karaları ve denizleri ve yaşayan yürekleri

kendin karşı koydun yaptığın saraylara zindanlara tellere
yine kendin kullan artık kendi yaptığın tüfekleri

bozgun bir şubat sensin, ekmek ve kan senden, ekim sensin
nerende taşır büyütürsün nerende sonsuz gelecekleri

hatırla, kendini hatırlat, o büyük haklılığı denize giden
hatırla, karada ve denizde onardığın her yeri

hatırla, karada büyük taşları üst üste kodun, hatırla
yürüttün can alıcı denizlerde cesur gemileri

Divan, Münacat’tan
O, bir nesneye gönlün zamanı ile bakmayı iyi bilir. Onun için ‘evi olan eski bir bahçe’yi anlatır bize… Bahçeli bir evi değil. Bakıştaki devrimdir önce bir şairin gerçekleştirmesi gereken. Tarihe bakıştaki devrimi, zamanındaki eleştirmen sıfatıyla dolaşan bakar körlerin anlamadığı bir gerçeklikle gösterir bize; toplumcu gerçekçi şiirin aslında slogan olmadığını. Lorca için yazdığı o güzelim şiirde:

‘…

Bir halkın gösterişsiz, sessiz cömertliğinde

Ölüm nasıl söylenirse öyle

İspanyol dilinde

ve her dilde…

 

obra

completas

 

Artık kat iyen biliyoruz;

Halk adına dökülen kan

Sapı güldalı güzelliğinde bir bıçaktır.

Dişlerin arasında…

İspanya da

ve her yerde…’

 

diyerek, çağının acısını en gösterişsiz dille söyler.

Acıların üst üste bindiği bir çağın tanıklığını yapmıştır.

Lorca için Üç Şiir sanki hepimizin gizli biyografisi gibidir.

 

‘…

Ah işte her şey orda…

Ben severim omuzlarımı bir gün

Sırmaları, apoletleri olmasa da.

 

Ben severim omuzlarımı bir gün

Göçen bir maden direğinin altında

 

Su akar kendir tarlalarından

Ah her şeyim…

Ben severim omuzlarımı bir gün

Savaşda bir başka omuzun yanı başında

Yatakta bir ince omuzun yanı başında

…’

Turgut Uyar şiiri Türkçe’ye armağan edilmiş bir büyük saattir. Günleri doğru okur o ‘Her Pazartesi’ derken. Gelişmekte olan işçi sınıfı örgütlenmesinin en canlı tanığı ve habercisidir. Yenilgi Günlüğü’nü iyi tutar.

‘…

yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi

çünkü yoktur dağların ve yaratılışın öncesi

insan uzatır ellerini bir perdeyi çeker

….

çaresizlik değil yenilgi. (sonradan övülecek)

herkesin içinde yürekle buluştuğu bir yerdi

durduk ve yenilgiden umutlandık

başkaları başka şeyleri seçtiler

seçsinler

perşembe.

bir uzun ses bekledim. oturmadım

sabahı bekledim. cumayı

Cuma

ne söylenebilir! tam çağıydı, olağandık

sabahlarda süzgündük, ancak akşamlarda vardık

ne söylenebilir! her şey düzeliyor sandık

odalarda çok geniş alanlarda dardık

ne söylenebilir! tam çağıydı. belki aldandık

otlarla yeşerdik, güllerle sarardık

gücüm tazelenmedi, suratım eski. yırtık.

her şeyleri bıraktım, geniş kıyılara dadandım.

aşk diye geceleri çözümledim. aldandım.

‘Aşk diye geceleri çözümleyip aldanan’ bu adamın yanlışları, çağının devrimcilerinin aldanışlarıdır.

Kendi özeleştirisini bu denli ağır ve açık yapabilen, yanılgı ve yenilgiyi de  korkusuzca anlaşılması, öğrenilmesi  gereken insani bir durum, gerçeklik olarak  gören Turgut Uyar’ın şiiri, bu ülkenin tarihini anlamak isteyenler için en sağlam gayri resmi belgelerden biridir.

 

‘ Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta

Her şey naylondandı o kadar

Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.

Ama geyikli geceyi bulmadan önce

Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

…’

Geyikli Gece nedir sahi? Göğe Bakma Durağı’ndaki gece midir. Çocukluğuz mudur, naylonlarla henüz yüzleşmemiş… ‘Uzanıp kendi yanaklarımızdan öptüğümüz’ o büyük yalnızlığın, aşılması gereken hali midir?

Kendi gerçeği ile çağının gerçeğini bir gören ve insanın her çağda toplumsal bir canlı olduğunu çok iyi bilen Turgut; Aşktan da nasibini nasıl alacağını çok iyi biliyor insanoğlunun Acıyor şiirinde dediği gibi:

‘…

Bazen yaz ortasında gündüzün

sevgim acıyor

Kimi sevsem

Kim beni sevse

…’

Hayatın mevsimlerini gök’le açıklayan Turgut , çok açık söyler gerçeğin felsefesini: ‘oysa yaşlandıkça bulunur mavinin en iyisi ‘ 

 

Sanki şu satırları yazan bana, bize ‘kendini hatırla’ der gibidir. Ne değerlidir bir insanın ‘kendini hatırlaması’

Çünkü ve oysa kelimelerini çok iyi kullanır çünkü bilir ne denli tehlikeli olduklarını;

‘…

Oysa ölüm var da diyebilir aynı kişi

…’

Kayayı delen İncir’de (1982) yer alan Ekinoks şiiri kendini ve bireyin toplumdan kopmaz tarihini  açık  sorgulamanın tam ortasıdır dikkatli bir okuyucu için. Ömrün de tam ortası…

 

Acı’dan , böylesi derin bir hüzünle söz eden bir şair daha var mıdır bu ülkede bilmiyorum.

Kendi ayarsız sesinden söz ettiği o şiirinde

‘ama

hiç bir şeye benzemiyor

tutturduğum türkü

 

nedendir bilmem

Edip le söylediğimiz zaman

oluyordu halbuki’

Sanki Oğuz Atay’la kardeş gibiler işte o Tutunamayanlar dünyasında…

 

O derin insani yalnızlığı yalnızlık kelimesini neredeyse hiç kullanmadan büyük bir ustalıkla anlatabilen bir büyük şairdir Turgut Uyar.

 

Sızlanmanın yerini; başkaldırının o gür ve kararlı sesi almıştır, hiç bağırmadan.

Çünkü öfkeye kin biçimini vermeyi reddeder.

 

Yüksek kültürü ve sahici insan sevgisi ve umutsuzluk ilk hissettiklerimizdir onun şiirinde.

‘…

 

seni bağışlamam çünkü ben büyük bir dirim taşırım

çünkü ben ey derim ve severim ey demeyi bilenleri

biz bir aşk nedir biliriz seninle, biz biliriz

ey kim varsa orda o tek olanın adına çekin kürekleri

…’

Münacat, Divan’ın (1970) tüm şiirleri gibi; umutsuz bir şairin olabileceği kadar umut taşır.

Dünyanın En Güzel Arabistan’ı (1959)kendi sesine kavuştuğu ve yeni bir umuda doğru yelken açan şairin göğsünü dünyaya açışı gibidir. Nerde durduğumuzu ve nereye varacağımızı sorgular sürekli. Dünyanın en güzel şiirlerini yazar; neredeyse ‘bilinç akımını’ bambaşka bir açıklıkta kullanarak.

Daha sonra giderek ustalaştığı bu yeni söylem; hep acemi kalmanın alçak gönüllüğüne  inanılmaz bir yalınlıkla ulaşır.

 

Turgut’un şiirinde yer alan bütün nesneler bizimle şaka yapar gibi konuşur…

Her nesne hesabı verilir bir ilişkidedir, diğer nesneler ve tarihle…

İnsan ilişkileri de öyle.

Nesnelerin durumu ile sıkı sıkıya bağlı gerçek bir anlatım dilinin çok katlı zamansal bütünlüğünü sunar bize. İmgenin en yalın ustasıdır.

 

‘aşk bağımlıdır ay’la’

 

Kapalı denebilir belki onun şiirine ama gizli kapaklı hiç değildir. Ne kadar kapalıysa bir o kadar anlaşılırdır… İnce alaycılığını, büyük hüznün içinde gizlemeyi bilerek kendi dengesinin dengesizliğini muhteşem kurmuş ve korumuştur…

Turgut Uyar, edilmesi son derece zor bir şairdir. Anlatım dilini taklit etmek onun orijinalliğine ulaşmak için yetmez. Nitekim son zamanlarda Palyaço adıyla internette dolaşan bir şiirin onun olmadığı ortalama bir Turgut Uyar okuyucusu tarafından bile anlaşılır.

Turgut, Edip, Cemal birlikteliği İkinci Yeni’nin hepimizi kalbinden vuran o çarpıcı sesin ortak dilidir. Her üçü de özellikle Edip ve Turgut, neredeyse aynı konuları işlemelerine rağmen, onların hiçbir şiirini bir diğeri ile karıştırmak mümkün değil.

Daha ilk üç dize de o şiirini bilmeseniz de Turgut’un mu Edip’in mi hemen anlarsınız.

Turgut birçok açıdan ancak esinlenilecek ve tüm taklitlerini komik duruma düşürecek bir büyük şair. Gölgesi büyüktür hani kendisinin de dediği gibi: Büyük gölge verir büyük renkler… Onun ses, metafor ve dahası imge renginin gölgesi çok büyüktür ve o gölge öyle uzundur ki en uzak taklitçisini bile ele verir.
Turgut’tan etkilenen pek çok şair gördüm ama onu taklit edebilenine rastlamadım.

 

Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir

 

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Turgut Uyar

 

Onun hakkında daha söylenecek çok şey var. Ama görüyorum ki yıllar geçtikçe, o kendi hakkında söylenecek her şeyi, hepimizden önce söylemiş:

 

Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var ’

 

Yelda Karataş

KİRPİ EDİTÖR