Türk tarihinin iki büyük siması olan Timur (Demir) ve Mustafa Kemal Atatürk, birbirlerinden yüzyıllar uzakta yaşamış olsalar da, aynı kökten gelen bir akıl, adalet ve Ehlibeyt sevgisi ortaklığını taşırlar. Her ikisi de Türk milletinin kaderini yeniden yazmış, adeta küllerinden doğan bir medeniyetin mimarı olmuşlardır.
Atatürk’ün Timur’a duyduğu derin hayranlık, yalnızca askerî stratejisine değil, onun devlet kuruculuğuna, adalet sistemine ve Ehlibeyt’e olan bağlılığına duyulan bir saygıdır.
Timur’un Ehlibeyt Sevgisi ve Yesevî Geleneği
Timur, Türkistan’ın manevî atası Hoca Ahmet Yesevî’nin türbesini yaptırarak Türk-İslam dünyasının irfan geleneğine büyük bir hizmette bulunmuştur. Bununla birlikte, Yezîd’in türbesini yıktırması, onun Ehlibeyt’e olan bağlılığının açık göstergesidir.
Timur yalnız bir fatih değil, aynı zamanda bir mürşid tavırlı hükümdardı. Erdebil’deki Şeyh Safî dergâhına gönderdiği esirlerle, savaş ganimetini değil, insanı terbiye etmeyi seçmiştir. Bu olay, onun ruh dünyasının Yesevî-Bektaşî mektebi çizgisinde olduğunu gösterir.
Atatürk’ün Bektaşi Kökleri ve Ehlibeyt Anlayışı
Atatürk’ün ailesi, kaynaklarda Bektaşî gelenekten geldiği belirtilen bir köktendir. Mustafa Kemal’in mecliste yaptığı bir konuşmada, Sıffîn Savaşı’nı İslam içindeki en büyük fitne olarak nitelemesi, Muaviye’yi eleştirip Hz. Ali’yi haklı bulması, onun tarihsel bir bilinçle Ehlibeyt’in yolundan yana durduğunu göstermektedir.
Atatürk’ün “Bizim dinimiz akıl dinidir” sözü, aslında Yesevî’den Bektaşîliğe uzanan o aklî-irfânî çizginin modern bir ifadesidir.
Atatürk’ün Timur Hayranlığı
Mahmut Esat Bozkurt ve Afet İnan’ın aktardıklarına göre Atatürk, Timur’a daima “Demir” diye hitap ederdi. Onu, tarihin gördüğü en büyük devlet kurucularından biri olarak görmüştür. Bozkurt’un aktardığına göre Atatürk şöyle demiştir:
“Ben Demir zamanında gelseydim onun yaptığı işleri başaramazdım. O benim zamanımda gelseydi, yaptıklarımdan daha büyüklerini yapardı.”
Bu söz, iki büyük Türk liderinin zamanlar üstü kardeşliğini anlatır. Her ikisi de yoktan bir ordu, bir devlet, bir ideal kurmuşlardır.
Atatürk’ün, Timur’un bütün muharebelerini stratejik açıdan incelediği, “Demir’in harita üzerindeki manevralarını büyük bir deha olarak değerlendirdiği” kaydedilmiştir. Afet İnan, Atatürk’ün Timur hakkında yazdığı bir piyesten bahseder ve şu sözleri nakleder:
“Paşam, hep Timur konuşuyor; diğerleri hiç konuşmayacak mı?”
Atatürk’ün cevabı: “Timur varken, kim onun karşısında konuşabilir ki?”
Ortak Miras: Demirden İrade, Ehlibeyt’ten Nur
Timur’un Yesevî ocağını ihya etmesi ile Atatürk’ün Hacı Bektaş dergâhını ziyaret etmesi, bir ruh zincirinin iki halkasıdır. Her ikisi de Türk milletinin öz cevherini akıl, adalet ve Ehlibeyt sevgisiyle birleştirmiştir.
Timur’un eliyle kurulan düzen, Atatürk’ün aklıyla yeniden biçimlenmiştir. Timur’un devleti “nizam”, Atatürk’ün cumhuriyeti “adalet” kelimesiyle yoğrulmuştur.
Sonuç
Atatürk ve Timur, Türk irfan tarihinin iki dev sütunu olarak birbirini tamamlayan iki aynadır. Timur, Ehlibeyt’in adaletini ve Yesevî’nin irfanını taşımış; Atatürk, aynı adalet ve irfanı çağdaş bir biçimde yeniden vücuda getirmiştir.
Her ikisinin de kalbinde aynı inanç yanar:
Hak, akıl ve adalet…
Mehmet Özgür Ersan Abdal Yesari
Kaynakça:
Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk ve Demir, s. 84-96.
Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, s. 65-83.
Üner, Atatürk ve Türk Tarihi Üzerine Notlar, s. 96.
A. Eröz, Türk Düşünce Tarihinde Yesevî Etkisi, 1980.
M. Ersan, Yesevîlik ve Bektaşîlik Arasında Ehlibeyt Yolu, 2024.


Bir cevap yazın