O’nu ” Tırını sattı, heykeltraş oldu” haberiyle tanıyor olabilirsiniz. Cehver çekimi (taşıması) işi yaparken doğanın tahrip edilmesine daha fazla dayanamayan ve beklediği ekonomik geliri bulamayan Durul Bey bu işi bırakıyor. Bir gün deniz kenarında dolaşırken lodostan sonra kıyıya saçılmış ağaç parçalarını görüyor ve ” bunlar benim olmalı’ diye hissediyor. Onları ne yapacağını bilmeden topluyor.
Burdur Gölü’nün çekilmesi ve doğa tahribatları O’nu; derdini heykel yaparak ifade etmeye yöneltiyor.
Ağaç dallarının bir yaşanmışlığı olduğunu ifade ediyor. ”Atölyemde ben onlarla konuşuyorum ”diyor. Yapacağı heykel için ağaç parçalarının; O’nu yönlendirdiğini söylüyor. Ve asla kimyasal kullanmıyor.
Dünyanın çeşitli yerlerinde heykelleri bulunan Dural Bakan; ”
Yapmak istediklerimin %1’ini bile yapmış değilim.” diyor.
Kendini ve yapıtlarını şöyle anlatmaktadır: “Hayat felsefemin iki kuralı var. Hayat basitliklerle ve kusurlarla güzeldir. Kusurlar bir kimliktir, bu gördüğünüz eserleri oluşturan odunların tamamı kusurludur. Bu kusurları doğru yere yerleştirirseniz ortaya estetik değeri yüksek güçlü bir çalışma çıkıyor. Heykel alanında herhangi bir eğitimim yok, çalışmalarımın sırrı kuvvetli arzu, istek, aşk olması lazım.
Bu odun parçalarını gördüm mü heyecanlanıyorum. Ben doğadan lüzumsuz hiç bir şey almam. Aldığım her parçanın bilirim ki günün birinde bir heykelimde kullanacağım. Heykellerimi ve heykellerimi oluşturan bu malzemeleri de çok kıskanırım. Bu ağaç dallarıyla olan ilişkimi anlatamam ailemden bir parça gibiler.”
Yazı ✍️: Bilhan Akkaya












Bir cevap yazın