Çocukluğum, bilmediğim gelecek ve geçmiş arasında gidip gelen bir kaybolmuşluk.
Dışarıdan gelen araba, kuş ve belki de insan seslerini dinliyorum.
Gökyüzünü izlerken tek düşündüğüm: hayallerim.
Sanki bir buluta uzansam, hepsi gerçekleşecekmiş gibi hissetmelerim…
Rüzgar tenime değdi. İçimdeki çocuk, sıcak bir gülümsemeyle fısıldadı:
“Büyümek neden bu kadar zor ki?”
Oysa hep koşarak düşerdik,
Keşkeler olmadan kendimizdik.
Yalnızlık sadece oyundu,
Annemizin “dikkat et” deyişi sevginin ta kendisiydi.
Peki şimdi ne değişti? Dünya mı, biz mi?
Hayal kurmaktan vazgeçtik.
Sevginin ne demek olduğunu düşünmeden koşturan hayaletlere dönüştük.
Duygular, önümüzden geçerken biz çocukluğumuzdan kaçtık.
Çünkü artık önemli olan sadece var olmak ve savaşmaktı.
Eski arkadaşlarımızı bile görmez olduk.
Unuttuk her şeyi…
Benliğimizi, hayattan beklentilerimizi.
Sadece yaşam telaşında oradan oraya savrulduk.
Bazen gözlerimizi kapayarak oradaydık.
Saklandık.
Yavaş yavaş geçen zamanda elimizden tutan olduk.
Farkındaydık.
Yüzümüzdeki son kırışıklığa kadar, kurduğumuz hayat oyunlarını hatırlayandık.
Ama yine de içimde bir umut var, sönmeyen minicik bir kıvılcım.
Belki de hâlâ o eski oyuncağını arayan çocuğum. Belki hâlâ bir sabah uyanıp “her şey yoluna girecek”
diyebileceğim güne inanıyorum.
Tam açıklayamadım kendimi karşımdakine; onlar anlamadı ya da anlamak istemediler sebepsizce.
Kendi hayatıma o kadar boğulmuştum ki, nasıl yüzebilirdim, bilemedim bu hayat denizinde.
Her gözyaşı kendi denizimizi oluşturdu.
Belki de deniz bu yüzden tuzluydu.
Kaçtık arkamıza bakmadan bazı şeylerden, ama en önemlisi küçüklüğümüzden…
Şu an biraz sessizdik, her kafadan çıkan seslere rağmen karmaşadan uzak olmak istedik.
Ve biz, şimdi ne olursa olsun tekrardan o hayalin kıyısında, kendi kurduğumuz minder evimizle
gökyüzüne uzanıyoruz.
Bu hayatın dalgasında, bazen kaybederek, bazen kazanarak, ama en önemlisi düşüp dizimizi
kanatarak yeniden zillere basıp kaçıyoruz.
Aslında anladık artık kaybolmak, yeniden bulmayı öğrenmenin bir yoluydu burada.
Çünkü, hayat seni küçüklüğündeki oyunları hatırlatmak için kaybetmeni isterdi. Ama her şey biterken,
oyunun sonu gelmişken anı yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu saklambaçta saklandığımız eski
sokaklar anlatırdı bize masumca…










Bir cevap yazın