Oturduğu yerden tek bir adım bile kıpırdamadı. Bazen bacakları olduğunu unutuyor. Bazen de, “Bu imkansız. Yanılsamalardan bıktınız. Unutalim istersen? Sonunda annemin içini rahatlatacağım.” diyor.
Ama benim unutamayacağımı biliyor. Bunu kendisi başlatmıştı. bu düşünce, bu istek, bakışlarında kararlı ve inatçı bir biçim almıştı. İnatçı ve sabit bir biçim!
Bakışlarına baktığımda donup kalıyorum. Sonra elimden illa ki bir şey düşmeli ve ellerimin aslında bana ait olmadığını hatırlıyorum.
Onun baktığında nabzım gümbürdüyor. Gözleri o kadar damarlı ve kırmızı oluyor ki unutamıyorum.
Bazen kendi kendine ellerimin kendisine ait olduğunu ve onları geri alması gerektiğini düşünüyor gibi geliyor. Bu bambaşka bir düşünce! Her düşünce düşünceden gelir. Hatta hiç bir düşünce başkasının aklından çıkmaz kaçmaz ve, kim seni rezil etmek izini bulmaz. Kim aklından geçenleri herkese söylemek ister ki? Bu yüzden her düşüncenin bana bir özel düşünce vermesine izin verdim. Bir özgür irade duvarı. İşte bu!
Ama ellerimin neden önceden onun tüylü ellerine bağlı olduğunu hatırlayıp aynı lanet olası bağlantıyla çalışmaya devam ediyor bilmiyorum?
İstediğinin benim elimden geldiğine emin olmak için her zaman dikkatli davranıyor,dikkatli ellerimi izliyor.
bakışlarının inatçı şekli yine nabzımı hızlandırıyor ve her düşünceyi tekrar düşünüyorum.
Annesinin sesini düşünüyorum:
“Elini küçük bir kıza verdik… Baba elleri nasil olur, hiss etsin diye”.
Peki ya ben? Ben küçük bir kız değildim ki. Öyleyse neden bu lanet olası bağlantıyı kabul ettim?
Saçlarını çekip gözlerimi kapatıp dudaklarımı ısırabileceğim kadar tüylü olabilecek ellerin boş alanlarına bakmam için beni kim zorladı? Bana ne Annesini neyle memnun etmek istiyordu? Ben neden atolye açmiştim?
Kalbim işlerle dolu ve bazen içimden inanılmaz şeyler geliyor. Onu yarı yolda bırakamayacağımı sanıyordum ama yine de küçük kıza, üstelik elleri çoktan kıllanmışken, inanamıyordum!
Hayal gücüm onun hayalindan öteye geçmiyor ve rengi bile değişmiyor.
Yine aynı sabit, inatçı bakış, ellerimde ağır bir yük gibi duruyor. Kendimi çekiç gibi hissetmekten alamıyorum. Kesinlikle vuruyor. Çekiç gibi nabizim vuruyor. Çok vuruyor. Tabloyu deliyor ve dokunduğum her şeyi kabartıyor.
Hatta Hiçbir küçük kızina elleri yakişmiyor onları annesine gösterip soylesin ki:
“Üzülme anne. Bak ellerim ne kadar erkeksileşti! Bak küçük kızın hayallerini nasıl da tatlandırıyorlar! Kendin söyledin. Başkaları başlangıçta ellerim olmadığını söylüyor… Bak… bu tabolu senin için… Lutfen bak benim ellerime.
Artik rahat ett kendini…”










Bir cevap yazın