Kirpi Edebiyat ve Düşün Dergisi

SEN İNANDIKÇA – Tuba İNCİHACILAR

Tüm düzen, hayatlarının şu ya da bu döneminde çevrelerinin onlara veremediği şeyleri

arayan insanlar için kurulmuştur ve ya çevrelerinin onlara sağlayamadığını sandıkları şeyleri

arayan insanlar için. Onlar da aramaktan vazgeçerler.

( Çavdar Tarlasındaki Çocuklar/J.D. Sallinger)

Daha önce anlatılmamış bir hikâye ya da söylenmemiş bir söz bulamayabilirsiniz.

Özneleri farklı olsa bile, böyle hikâyeler defalarca anlatılmıştır, belki bir yerlerde yaşanmıştır

hatta yaşanmaya da devam ediyordur hala…

İçinde eski bir çekyat, küf kokan ahşap bir dolap, yıpranmış bir perde, birkaç kutu paçavra,

yarı bozuk canı isterse çalışan bir radyo ve yatalak yaşlı bir kadının doldurduğu yataktan

başka bir şey bulunmayan odada elinde bir kitap, duvarın dibine çökmüş küçük bir kız görür

gibi oluyorum. Elindeki öykülerle içinde bulunduğu gerçekliğin zincirlerini kırmaya

çalışıyordu küçük kız. Kendine ait yeni bir dünya aramanın gerekliliğine inanırken, bütün

farkında olduklarını görmezden gelmeye çalışıyordu. O da kaçışı kendi hayal dünyasında

başka bir evren yaratmakta buldu kendisi ve düşleri için. Orada düşünmek de düşlemek de

yaşamak da daha kolaydı. Hayatın ona dayattığı şartlar altında faili yoktu bu kavganın.

Okudukça kaçtıkları, okudukça vardıkları olmaya başladı. O da okudu tekrar ve tekrar,

okudukça düşündü, düşündükçe düşledi. Peki, başka bir dünya mümkün müydü?

Radyoda çalan şarkıyı hala duyar gibi oluyorum.

‘ Güzel günler göreceğiz çocuklar

Motorları maviliklere süreceğiz…’

Donuk bakışlarıyla dalıp gittiği yerlerden elindeki izmarit parmaklarını yakınca geldi

kendine. Gamını kederini biriktirdiği kül tablası dolup taşmış odayı pis bir izmarit kokusu

sarmıştı. Kalkıp pencereleri açtı. Hava güneşliydi, cıvıl cıvıldı her yer, tam bir yaz havası…

Onunsa pek umurunda değildi havanın nasıl olduğu. İçinde kendiliğinden bastıramadığı

tehlikeli güdülerle savaşım halindeydi. Sürekli zarar vermek istiyordu kendine ve yine

kendine. Bir de üstüne doktorunun yeni başladığı ilaçlara adaptasyon süreci yaşıyordu, biraz

da ağır geliyordu ilaçlar sürekli ya uyuyordu ya dalıp dalıp gidiyordu. Tamam, kabul de bu

boğazında düğümlenen anılar da neydi böyle? Küçük bir kızın hayatı anlayamayışı,

anlamlandıramayışı koca bir kadının zihnini işgal ediyordu şimdilerde. Tamamen karışmıştı

aklı, kaybolmuştu. Kaybolmuşluk cinsiyeti olmayan bir duygudur ve bir gün herkesi bulabilir.

Bir sigara daha yaktı. Soğuttuğu kahvesinden derin bir yudum aldı. Kendi kendine

mırıldanarak odanın içinde dolaşmaya başladı. Kitaplıkların çevrelediği odada duvara

dayanmıştı çalışma masası, önünde de sandalye yerine oturma grubunun tekli koltuğu

duruyordu. Yerde dağılmış minderler, kitaplar ve küçük bir halı vardı, o da üzerinde

buruşturulmuş kâğıtlardan görünemiyordu bir türlü. Hayatı gibi, odası gibi, zihni de dağınıktı.

Tek bir satır yazamaz olmuştu son günlerde. Uyuşuk algısı üretiminin kapılarını kapatmıştı.

Sisteme dâhil olan her birey gibi sadece tüketmeye ve tükenmeye dairdi günleri. Sıkılmıştı.

Onun hayat manifestosunda yazanlarla bu gidişatı tamamen farklıydı birbirinden. Duvara

sırtını yaslamış, elinde bir kitap düş kuran bir kız çocuğu görür gibi oldu. Baktı kaldı.

Ardından, masasının üzerinde duran bütün dağınıklığı savurdu sağa sola. Sadece bir kâğıt ve

bir kalem, dizginlenemeyen bir hırsla yazmaya başladı. Öylesine sıkı tutuyordu ki kalemi…

Radyoda çalan şarkıyı duyar gibi oldu.

‘Çocuklar inanın, inanın çocuklar

Güzel günler göreceğiz güneşli günler…’

Hayat başınıza sessizce yıkılmaz. Gürültüsü ağırdır, tüm yaşamınızı sağır edercesine…

Sen direnmeye çalıştıkça makûs talihine, yel değirmenleriyle savaştığını söyleyenler olacaktır

her zaman. Dipsiz bir melankoliyle sığ bir depresyon arasında sürüp giden bir hayatı terk

etmeye çalıştığında gölgeler çoktan ışığını bastırmış olacaktır. Büyük bir kargaşa ayaklarının

dibindeki dünya… Korkma, rafine edilmiş bir yanlışın arkasından gittiğini idrak ettiğinde

yüzüne tükürecektir bütün korkuların. Dik dur! Aldığın nefesin hakkını vermek; büyük bir

kimlik, büyük bir var oluş mücadelesi. Kaybolduğun yerden ışığı görmek için ivme

kazandırmalısın adımlarına. Başka bir dünya sen inandıkça, senin için mümkün olabilir ancak.

Vazgeçişler sana göre değil. Vazgeçmiş bir kadının yorgunluğundan daha büyüğü sadece

küçük bir kızın özgüveni olabilir. Arayışlarının sonucunda aslında bulman gereken kişi

sensin. Kucakla kendini…

Kalemi bıraktı. Derin bir nefes aldı. Sanki aldığı nefes değildi ne zamandır, hayatı

solumayı unutmuştu. Gülümsedi… Hava güneşliydi cıvıl cıvıldı her yer. Kitaplıktan bir kitap

seçti ne zamandır okumadığı. Küçük kızı gördü tekrar, elinden tuttu. Birlikte adım attılar

kapıdan…

KİRPİ EDİTÖR