Değerli arkadaşlarımı, canlarımı, sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bizler insan olarak doğayla, alemle, bilhassa da toprakla, semalarla, suyla ilgimizi ihmal etmemeliyiz. Arza ve semaya baktığımızda o yüce mimarın eşsiz eserini, hayatı ve mematı görebiliriz. Suya bakanlar hayatın kaynağını görebiliriz. Hayatın kaynağının su olduğunu idrak etmek hayatı anlamanın temelidir. Eskiden “Su gibi Aziz Ol” derlerdi. Bu bana göre çok mühim bir duadır. Niye? Çünkü hayatın kaynağı sudur. Ve Cealnâ mine’l mâ-i kulle şey’in hayy. Yani “her şey sudan hayat buldu” diyor, Cenab-ı Allah.
İnsana, zihinsel ve mantıksal bir takım bilgiler gibi halden anlama yeteneği de verilmiştir. Yani halden anlamak gerek. Bu yeteneği ve yetenekleri geliştirebilirsek hayatımız anlam kazanır. Hayattan zevk alırız. Bunun için de önemli, dikkatli ve rakik yani ruhsal ve duygusal olmakla pekçok faydalar vardır. Karşımızda her insanın, hatta her canlının yaşadığımız her vaktin bize bir emanet olduğunu düşünmeliyiz. Büyüklerimiz çok iyi bir hayat ustalarıydı. Onlar halden anlamayı, hemdert olmayı, yekdeğerimizin başkasının derdini sahiplenmeyi biliyorlardı. Sevdiğim bir sözdür; “Bir insan ancak başka bir insan dolayısıyla insan olur” derlerdi. Her insan, fıtrat olarak güzel bir çift söze, yumuşak bakışa, tebessüme, tatlı bir ses tonuna muhtaçtır. Ruhumuz ve bütün ruhlar huzur arar. Teselli arar. Huzur azalmaz çünkü huzurun kaynağı biz değiliz. İçimizdeki o ferahlık, rahatlık, durgunluk ve istikrardır. Bunu bize Allah veriyor ve Allah bahşediyor.
Zaman zaman hepimizde olur. İnsanın üzerine adeta çöker, bir hüzün hali. Hüzünleniriz. Bilirsiniz mahsun olmamız için de bir sebep yoktur aslında. Bilin ki o anda siz Allah’a yakınsınız. Çünkü siz içinde bulunduğunuz dünya gerçeğinden ayrıldınız, koptunuz. Bu dünya zaten hüzün dünyasıdır. Siz onu unutuyorsunuz. Hüzün geldiği anda o vaktin kıymetini bilmeliyiz. Allah size kendisini hatırlatıyor bu haliyle.
“Hakk’a varan akla varır” denir. Akıl nefsin kulluğu ile yapar. İnsan akıl sahibiyse ki muhakkak öyledir, yaşamı tohumlayabilir. İlim kalemi olur. Kuran’ı hak edebilir. “Kelama kalem oldum, bildim” diyebilmek gerek. Bilen insan, hakimi hak olup hak olur, yaratır ve yaşar. Her insan, has tınıyı duyamaz. Her insan kelamda hakiki nefes olamaz. Ama akan aktığında her insan aşkla akış haline geçer. Sessizliği seslendirir. Allah’ın sessizliğini ve diller. Kimi insanlar gözüyle, kimi insanlar sözüyle, kimi insanlar özüyle dokunurlar hayata. Bu hayata özüyle dokunanlar ermişler ve velilerdir.
Cenab-ı Allah, bütün canlılarla birlikte kısa bir zaman diliminde ruhen huzura ermiş bir zamanda, doğayı müşahade ettiğimizde orada halikin insanlara ne söylediği, ne emrettiği, ne görmemizi istediğini görürüz. Hicab, hicab üstünedir. Yani insanın gönlünde hakk’ın tecellisine ve ilahi hakikatleri görmeye engel olan ve insanı Allah’tan uzaklaştıran maddi ve manevi her şey oradadır. Hayatın içinde sayısız uyarı çağrıları vardır. Bunlara kulak vermeliyiz. Yunus Emre gibi olmalı. “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim.” Hz. Ali ise şöyle der bunu; “Dünyaya, eşyaya sahip ol. Onlar sana sahip olmasın.” Vaktin sahibi Allah, bizim sahibimiz de Allah’tır.Çok şükür idrak edenleriz.












Bir cevap yazın