soğuk şehirlerde insan kendi iklimini içinde kurar
berlin şehrinde portakal ağacı büyümez; kış burada nefesini uzun tutar ve soğuk yalnızca havada dolaşan bir mevsim değildir, yavaş yavaş insanın diline yerleşir, kelimelerin üstüne ince bir üşüme bırakır, cümleleri daha tamamlanmadan kapatır.
soğuk sabahın omzuna çöker, nehirleri ağır akıtır; suyun akışı konuşmayı erteleyen bir düşünceye dönüşür.
çok köprülü bir kenttir burası.
ama köprüler çoğu zaman iki yakayı birbirine yaklaştırmak için değil, aradaki mesafeyi sessizce taşımak içindir.
köprüler, üstü örtülmüş bir anı gibi suyun üzerinden geçer ve o anının üzerindeki örtü kolay kolay kalkmaz; zaman akar, ama bazı izler yine de yerinde kalır.
sis iner, şehrin üstüne ince bir örtü bırakır; köprülerin, sokakların, duvarların eski hikâyelerini yavaşça örter.
nehirler ağır akar ve insan bazen suyun içinden geçen her şeyin yalnızca zaman olmadığını hisseder; sanki eski bir ses, eski bir bakış, unutulmuş bir sıcaklık suyun içinde saklanır.
yürürüm; adımlarım köprülerin gölgesinden geçer ve şehir insanın içine doğru genişler.
şehir konuşmaz.
ama sessizlik yürür; ve o sessizliğin içinden özlem gelir, uzaktan gelen bir deniz gibi tuzlu ve derin, geri dönmeyen bir dalga gibi.
bir an gökyüzü eğilir; özlemle deniz sisin örtüsüne karışır.
kimse fark etmez; şehir yine taş, yine gri, yine suskundur, ama insanın içinde o renk kolay kolay ölmez, avucumda büyür ve yavaşça içime doğru yayılır.
sonra yürürüm, kendimin içinden geçer gibi.
bazı ağaçlar toprağa değil, insanın içine kök salar.
insan bazen memleketine dönemez
memleket insanın içine taşınır.
berlin şehrinde portakal ağacı büyümez.
ama bir gün fark ederim ki
portakal ağacı dışarıda değil,
çoktan içimde kök salmıştır.
nuray aslan
berlin, 05.03.2026












Bir cevap yazın