Alevi Dergâhları ile Tekkelerde okutulduğu gibi, Alevi aşıklarının da deyişlerini yaratırken etkilendikleri bazı kitaplar vardır. Bugün bir vesileyle, genel olarak Alevilerin özel olarakta Aşıkların başucu kitapları sayılan bu kitaplar hakkında muhabbet eder gibi düşüncelerimi yazmak istiyorum.
Aslında başlığa tekil olarak “Alevilerin baş ucu kitabı” yarine “Alevilerin başucu kitapları” yazacaktım ama böyle daha uygun olur diye düşündüm. Bu bağlamda size üç kitaptan söz edeceğim.
Alevilerin başucu kitapları babında önce “BUYRUK” diye bilinen, Safevi Dergahının talip denilen taraftarlarına pratik el rehberi olarak hazırlayıp, gönderdikleri, asıl adı, “Menakıb-ül Esrar Behçet-ül Ahrar” olan, “Gizli sırların ifşası” anlamına gelen kitaptan söz edeceğim. Buyruk ya da “İmam Cafer Buyruğu” diye anılan bu kitabı, 1252 ile 1334 yilları arasında yaşayan, Safevi Dergahının kurucusu olan, Şeyh Safi yazmış ama kitap süreç içinde geliştirlip katkı yapılarak bu günkü halini almış.
Çaldıran Savaşından sonra Safevilik hem yasak hemde tehlikeli hale gelince, kitaba “Şeyh Safi Buyruğu” demek yerine, “İmam Cefer Buyruğu” denir olduğu için daha çok bu adla anılır olmuş. Buyruk kitabı, pratik el rehberi gibidir, Alevi yoluna nasıl girilip, Cem’in nasıl olacağı gibi temel bazı kurallarını anlatır.
*
Alevilerin başucu kitabı niteliğinde sayacağımız ikinci eser ise, Fuzuli’nin, “Hadikatü’s Süeda yada “Sadete ermişler bahçesi” olarak bilinen, Kerbela destanının anlatıldığı kitabıdır.
Fuzuli, Kerbela’da doğup, Kerbela’da yaşayıp, orada bu dünyadan göçen (yani ölen), Akkoyunlu Türkmenlerinden bir aşık. Fuzuli’nin 1556’yılında bu dünyadan göçtüğü yani öldüğü, öldüğünde 65 ya da 70 yaşlarında öldüğü sanılıyor.
Fuzuli, yaşamı boyunca, o bölgede, Kerbela katliamı hakkında daha çok halkın dilden dile aktararak getirdiği, Kerbela katliamı ili ilgili söylenceleri dinleyerek büyümüş, sonra da bu konuda Arapça, Farsça yazılmış eserleri okuyup, inceledikten sonra “Sadete Ermişler bahçesi” anlamına gelen “Hadikatü’s Süeda” diye bilinen Kerbela Destanını yazmış.
Bu destanın önsözünde, Kerbela katliamı bu güne kadar Arapça, Farsça yazıldı, ben bunu ilk defa Türk dilince yazacağım, Tanrım dilime kuvvet ver, dilimi aç diye temennide bulunuyor. Aslına bakarsan bu kitap, Türk dili açısından çok önemli bir eser ama Türk diline önem verdiğini söyleyen çevreler bunları görmek istemiyorlar. Düşünün ki, Türkçeye kimsenin değer vermediği, Osmanlı münevverlerinin Arapça yada Farsça yazdığı, Mevlana’nın Farsça şiirler yazdığı böylesi bir dönemde Fuzuli, Allahım bu güne kadar hep Arapça, Farsça yazılan bu konuyu Türkçe yazacağım dilime kuvvet ver diyor. Fuzuli’nin şiirlerinin Türk dilinin gelişmesine katkı anlamında özel olarak değerlendirilmesi gerektiğine inananlardanım.
*
Alevilerin başucu kitapları içinde anacağım diğer bir kitap ise Yemini’nın 1519 yılında Türkçe olarak şerh ettiği “FAZİLET-NAME” diye bilinen kitaptır.
Yemini’nin, 1519 yılında şerh ettiği yani Türkçe olarak söylediği bu kitapta, 19 kişinin gözünden, gönlünden geçip, dile getirdiği Ali’nin ilahlaştırılası var. Bunlar Alevi Edebiyatında “Naad Ali” diye bilinen, Ali’yi med eyleyen deyişlerin doğmasına yol açmış.
Yemini kitabı hakkında şöyle diyor:
“Bunu Şeyh Rüknettin şerh eylemişdür
Lisan-ı Fâris üzre söylemişdür
Fazilet – name-i şâhı Bihter
Değüldür nazm u neşr içinde söyler
Biz itdük Türk dili içinde manzum
Bilür varsa eksük ehl-i malûm”
Yemini Fazilet -Namesi
Yayına hazırlayan Şah Hüseyin Şahin
Birinci baskı 2013. Sayfa, 15
Yani diyor ki; bu kitabı Şeyh Rükneddin Farsça düz yazı olarak yazmıştı, biz onu Türkçe şiir şeklinde yazdık.
.
Şeh Rüknettin’den, Yemini’nin Türkçeye aktardığı, yani Türkçe olarak söylediği kitapta 19 kişinin gözü ile gönlünde yereden Ali anlatılıyor. Alevi aşıklarının Ali’yi met ettikleri, “Naat Ali” diye bilinen deyişlerinin kaynağı Yemini’nin Fazilet namesidir. Bu yüzden Alevi aşıkların Ali’yi met ettikleri deyişileri anlamak isteyenler, Yemini’nin Faziletnamesini etüt etmeleri elzemdir diye düşünüyorum.
Mesela Yavuz Topun söyleyerek meşhur etti, sözleri Abdülaziz Kemteriye ait olan, “Dilver’a gayet güzelsin müptelan serden geçer.
Hüsnüne mail olanlar abu sükkerden geçer
Hac edenler Haca giderken görse yollarda seni
İncili suya bırakır vazgelir Hacdan geçer” diye başlayan deyişin bir kıtasında da, “Derviş Muhammed’im metheyler böyle dilberi.
Böyle dilbere aşık olanlar külli varından geçer” der. Burada anılan Derviş Muhammed Yemini’nin adıdır.
Yemini adının “Derviş Muhammed”, olduğunu kitabında şöyle anlatır:
“Komışar pirler adının muhalled
Tarik-i fakrda Derviş Muhammed
Lakabdur Hafız Oğlı ona oldu ad
İlahi cehl odında eyle âzâd.
Diline eyle medh-i Haydar’ı bend
Atası pîr-i ferzed-i Semerkand.”
..
Bu denlü nazm nesrinden gey düzdüm
Denizden katre degüldür ki yazdım”
Yemini Fazilet -Namesi
Yayına hazırlayan Şah Hüseyin Şahin
Birinci baskı 2013. Sayfa, 533
Özcesini söyle söyleyeyim, Alevi aşıkların Ali’yle ilgili anlattıklarının kaynağı bu kitaptır.
Kitapta dünyanın hatta kainatın varoluşu ilgili Tevrat’ın anlattıklarından ayrı bir düşünce vardır. Alevi aşıklara esin kaynağı olan bu düşünceyi kısaca aktarmak istiyorum.
Kitabın dördüncü bölümünde Cebrail’in ağzından gördükleri durum Peygambere anlatılıyor.
Şöyle başlıyor bu anlatım:
“Didi peygamber ol dem i bürâder
Neden üstâd olupdur sana Haydar
Beyan eyle anı biz dinleyelim
Neden şâgırdi oldun anlayalım”
…
Beni yaratduğında hay ü kâdir
Vücûda gelmemişdi hiç mezahir (çiçekli yerler)
Yaratmamışdı Hakk arz u semâyı
Ne arşı kürsi vü ne güni ayı
…
Bana emr oldı Hakk’dan eyle pervâz (uçmak)
Nice keşf olduğını arz idem raz
Hakk’ın emri – yile pervaz kıldum
Otuz bin yıl tamam uçtum bayuldum
Uçarken düşmeli oldum havada
Niyaz idüb umup kuvvet Hudâdan
Yine evvelki kuvvetimce kuvvet
Ata kıldı bana ol demde kudret
Otuz bin yıl dahı uçdum serâser
Ki olmadum bir eşya ile beraber
Hava idi heman yoğudı yerler
Ne hod tağlar ağaçlar bahr ü berler
Konacak yir yoğıdı bulamadım hiç
Ne denlü menzil aldım bilmedim hiç
Meded diyüp niyaz itdüm ilâha
Kulına tahmeti çok padişaha
Ata kıldı bana bir anca kuvvet
Anundur ilm ü hikmet lûtuf u kudret
Otuz bin yıl dahı uçdum tamâmet
Hava – idi ki yogıdı nihayet
Gücüm gitdi karar etmeğe yir yok
Niyaz itdüm o demde hâlika çok
Kanadum oynadub hayretde kaldum
Havada bir mu’allak kubbe gördüm
Göründü gözüme bir kubbe zâhir
Kapısı yok düzetmiş şöyle kadir
Niyaz itdüm Hakk’a kubbe kapısın
Açıldı görem içinde yapusın
Biraz kim kubbenün devrini döndüm
Gönülden diridüm gendüme gendüm
Göreydüm kubbe içinde ne vardur
Müdevver altı üsti bir divâdur
Anı gördüm ki kubbenün kapısı
Açıldı cümle bir gevher yapusı
Konuban kubbe işiğine turdum
Turur içinde bir Kandil gördüm
Asılmış kubbe ortasında kandil
İçi toptolu nûr ıdı yakın bil
Yarısı yaşılıdı yarısı ak
İşit sözümi i sultan-ı âfâk
Çü gördüm nûr iki yeşil akdur
Sözü toğru direm tanık çü Hakk’dur
Didüm bir kandil ili olmada nur
Bu hayret eyledi benden beni dûr
Bu mûşkülde Hakk’a eyler-iken nâz
O Kandilün içinden geldi âvâz.
İ Cebrail niçün hayrân olursun
Bu denlü işde sergerdân olursun
Bu kandil içre yeşil Hakk nûrıdur
Ki ol âhir zaman peygamberidür
Bu yeşil nûr Muhammed Mustafa’nın
Nûrudır bilgil o sıdk u safânun
Benümdür işbu ak nur kim Ali’yem
Resûllün ibn-i ammi hem veliyem
Yürü menzile var hayretde kalma
Seni halk ideni bil gafil olma
Kaçan bundan makamuna varasın
Nida gele yine Hakk’dan göresin “
Yemini Fazilet -Namesi
Yayına hazırlayan Şah Hüseyin Şahin
Birinci baskı 2013. Sayfa 162 – 167
Alevi aşıkların deyişlerinde işledikleri Kudred Kandilinde ki Nurdan geliriz sözünün kaynağı bu kitaptır.
Bunu Virani, “Kudred Kandilinde balkıyıp duran Muhammed Ali’nin nurudur vallah” diye söylüyor.
NESİMİ: Mende var iki Cihan Men bu cihana sığmazam diyor.
Hatayi: “Bir Kandil’den bir kandile atıldım
Turap olup yeryüzüne saçıldım” diyor.
Özcesi Alevi aşıkların deyişlerinde işledikleri konuların temel kaynağı bu kitaplar olmuş. Alevi aşıkların deyişlerini anlayarak yorumlamak isteyen canlara bu kitapları okumalarını sağlık veririm.
Aşk ile . 29 Eylül 2026
Rıza Aydın.












Bir cevap yazın