İnsanoğlu
Mala, mülke, makama kanıp da
Bu dünyaya doyacağını düşündü ya
Zaafların en çıkmazına düştü…
Bu dünyaya olan inanç,
Yörüngesini kaybetmiş bir akıl tutulması işte!
İnsanın,
Maddeye iştah duyan doyumsuz yanı
Cehennem ateşiyle pişirdi hırslarını…
Asırlardır;
Dünyalık kokan bedenlerde,
Aşk yoksunu yürekler taşındı…
O yüreklerin içinde rutubet, nem, küf
Bir türlü yeşertmedi sevgi tohumunu…
Mutlak bir kavrayışla anlayamadı hakikatini…
Çünkü hep işine geldiği gibi anladı!
İnsan; Yaradan’la giriştiği ilişkisinde;
Sadakate düşürdüğü gölge oyunu oynadı hiç durmadan…
Ve büsbütün yok etti çocuklara miras bırakılan dünya cennetini!
İnsan durmadı…
Hazzın peşinden koşmak,
Uyuşturulmuş hayvani dürtülerinin bir yansıması…
Yozlaştırılmış, Ürkütücü,
İnsansız yaşamın bir sonucu oldu…
Filiz veremediğinden değil, içindeki tanrısallığı unuttuğundan…
İnsan, unuttu…
Buna rağmen hep çabaladı…
Buna rağmen hep inandı…
O bitmez tükenmez Aşk’a olan inanç.
İnsan inandı…
Ve o cömertliğin simgesi olan el göründü…
Her inançlı kalbin yaşam kaynağında!
Dua eken…
Hafızası, sezgisi, bilinci olan eller…
O vakit dizlerinin üstünde saatlerce tövbe etti!
Dizlerinin üstünde saatlerce tövbe etmek
Günahın suçudur!
Yakardın mı tam yakaracaksın
İki âşık gibi;
İliklerine kadar günahını kutlayacaksın!
Başın açık,
Ayakların çıplak…
Soyu tükenmiş ağacın son meyvesine uzanır gibi
Uzanacaksın günahına…
Şehvetle,
Arzuyla,
İki dişinin arasından boğazına akan suyu, sevaba dönüştürmek için…
Günahından büyüyüp
Dallarını gökyüzü salana dek
Yaşayacaksın…
Bozduğun bağın,
Girdiğin bahçenin,
Toprağını havalandırarak
Sessizlikle yıkayacaksın ruhunu!
Geçmişle gelecek arasında duran günahının bedelini
Dizlerine yüklemeden!
İçindeki affedicinin sesini duyana kadar…
Kendi sesinden, kendi mucize şarkını besteleyen kadar…
Sevabının şerbetiyle günahını denkleyene kadar dur!
Dur artık!
Çocuklarım,Çocuklarımız…
Küçücük ellerini koy kalbinin üstüne!
Durma; dans et…Vicdanımız çıplak…
Ayaklarımız pınar…
Oyalanma…Azat et,Azat o..Dünya malından…












Bir cevap yazın