Ömür, rastgele birine bırakılacak kadar değersiz değildir. İnsan, hayatını; söze değil, bakışa inananlara emanet eder. Çünkü bazıları “iyiyim” sözünü duyar, geçer gider; bazıları ise gözlerde saklanan kederi görür, suskunluğun içindeki fırtınayı hisseder. Asıl yakınlık da burada başlar: söylenene değil, söylenemeyene kulak verebilmekte.
Ömür, “iyi değilim” diyemediğin zamanlarda bile seni anlayana emanet edilir. Kalbinin yorulduğunu, sesinin kısıldığını, gülüşünün ardında bir sızı taşıdığını fark edene… Çünkü gerçek bağ, kelimelerle değil; sezgiyle, merhametle ve içtenlikle kurulur.
İnsan bazen “yalnız değilim” der, ama içinde koca bir ıssızlık taşır. İşte o anda seni gerçekten seven kişi, sözlerine aldanmaz; gelir, seni yargılamadan bağrına basar. Varlığını bir yük gibi değil, bir emanet gibi taşır. Seni düzeltmeye çalışmadan, değiştirmeye kalkmadan, sadece yanında olur. Kimi zaman bir omuz, kimi zaman bir sessizlik, kimi zaman da bir nefes kadar yakın…
Ömür, seni kendi çıkarı için değil; gerçekten sen olduğun için kabul edene emanet edilir. Maskelerine değil, yaralarına rağmen yanında kalana… İşine yaradığın sürece değil, düştüğünde de elini bırakmayana… Çünkü insanı sevmek, ondan bir fayda beklemek değil; onu olduğu haliyle görebilmek ve o haliyle kıymet bilmektir.
Bu yüzden ömür, herkese emanet edilmez. Her gülen yüze, her güzel söze, her yakın görünen kalbe bırakılmaz. Ömür; gözlerinden derdi okuyana, suskunluğundan sesini duyana, kalbine menfaat değil merhametle yaklaşana emanet edilir. Çünkü insanın ömrü, en kıymetli emanettir; onu taşıyacak olan da ancak hakiki gönül sahibi olmalıdır.












Bir cevap yazın