Ruhi Su, bir türkü albümünü sunarken, “El gövdede kaşınan yeri bilir” der.
Ben de teorik olarak eksikliğini hissettiğim, iyi bilmediğimi düşündüğüm yeri bilirim: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci.
Bunun için Birinci Dünya Savaşı’nın çıkışını, bu savaşa karşı Lenin’in tepkisini; ardından bu paylaşım savaşı içinde Anadolu’da emperyalist kuşatmaya karşı nasıl bir kurtuluş mücadelesi verildiğini yeniden incelemek istiyorum.
1917’de Rusya’da Sovyet Devrimi olmasaydı, hem savaşın seyri hem de dünyanın hali farklı olurdu. Bu sürecin tümünü görmek için resmin bütününe bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Birinci Dünya Savaşı çıkınca sosyalistlerin bu savaşa nasıl tavır alacaklarını Lenin, 1915’te Zinovyev’le birlikte yazdığı Sosyalizm ve Savaş kitapçığında açıklamış; daha sonra bu konuda 1916’da Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm kitapçığını kaleme almıştır. Lenin burada, Birinci Dünya Savaşı’nın emperyalistlerin dünyayı paylaşma savaşı olduğunu; bu yüzden de savaşan iki bloktan hiçbirinin desteklenmemesi gerektiğini söyler. Ancak bu savaş ortamında, emperyalist paylaşımdan kurtulmak için verilen bir ulusal kurtuluş mücadelesi varsa, onun desteklenmesi gerektiğini de ilan eder.
Bunlar, daha 1917 Ekim’inde Sovyetler iktidarı almadan önce yazılmış tutum alışlardır. Bunlar bilinmezse, Lenin’in Mustafa Kemal önderliğindeki ulusal kurtuluş savaşına neden destek verdiği yanlış anlaşılır.
Kurtuluş Savaşı sürecinin gelişimine bir de bu topraklarda nasıl yaşandığı açısından bakmak gerekir.
Geçenlerde Halk TV’nin Halk Arenası programında İlker Başbuğ’u izlemiştim. Bir asker olarak o dönemi günü gününe bilmesine, meseleyi bu kadar ayrıntılı kavramasına şaşırdım. İtiraf edeyim ki bir askerin böylesi bir bilgi birikimine sahip olabileceğine hiç ihtimal vermezdim. Bunun için dün gidip kitaplığımda olmayan İlker Başbuğ kitaplarını aldım.
Bu yıl güz aylarında, fırsat buldukça bu konuyu okumak istiyorum.












Bir cevap yazın