geceydi
kapılar kilitliydi
perdeler eski bir suç gibi örtülü
ankara dar geliyordu omuzlarıma
her sokakta biraz karartma
her lambada biraz sorgu
her adımda geçmişten kalma
paslı bir serüven
uzun haydar vardı en çok yanımda
belki abuzer
belki serkan
belki devrim
batıkent’ten şentepe’ye
yenimahalle’nin yorgun kaldırımlarında
bizi kimse beklemezdi
ama biz yine de giderdik
o iki katlı bahçeli ev
hâlâ içimde bir sığınak gibi durur
pelin
yasemin
burcu
devrim
cemal dayı
bir akşam sofrası kadar yakın
bir yasak kadar uzak şimdi
kimliğimden korkmadım ben
dilim ağzımda üşüse de
utanmadım lehçemden
ne desem sana
al göğsünde dinlendir beni mi desem
eski günler gibi
dudaklarımı kanatan o ıslığı
hiç unutmasam da
yok artık
ne eski senden eser
ne eski benden
bizden öncekilerin kaybolduğu yollarda
yıllar birer kırık pusula
sen hiç yolunu şaşırmış bir turna gördün mü
yuvasını yanlış yere kurmuş bir karınca
biz metalin
meşinin
ateşin
ve yenilginin deneyiminden geçtik
geldik bugünün kamaşan sessizliğine
hayata küsmüş
kimsesiz avuçların yurduna
biliyorum
kendim için verdim onca kavgayı
çünkü başkası olamazdım
bu benim
etiyle kemiğiyle
yarasıyla öfkesiyle
adı eksik kalmış çocukluğuyla
kendi hayatım
artık yaşamaksa tek gayem
onu da sessizce isterim
ama bir daha aynı gece çağırsa beni
aynı kapının önünde
aynı şarkıyla
yine çıkarım yollara
yolculuklara
ben bu hayata bir şey vaat etmedim
yalnızca kendi hayatımı koydum ortaya
o kapıyı aralamadım
ihanet denen utancın tadını
hiç bilmedi dilim
bunca hasar görmüş olsa da beden
şiir zaferle yazılmıyor
şiir biraz da
hayatın kovduğu
ölümün beklediği yerde
yüzünde kalan son ışığı
kimseye teslim etmemek
aileden
özel mülkiyetten
devletten
ve insanı insana kırdıran
bütün o soğuk düzenlerden
ne kaldıysa yüzümüzde
usul usul yakmalı
çünkü ben
bıraktığım ayak izlerinden geri dönüyorum
yeniden
yine
inatla
kendi hayatımı yaşamak için
28.09.2017, Üsküdar 2026 Üsküdar












Bir cevap yazın