İnsanlar, sosyalizm denilince ne anlıyor?
Bir defa ülkelerin dokusuna uygun çok farklı ve çok sayıda sosyalizm uygulamaları olabileceği öncelikle kabul edilmeli. Nitekim toplumların medeniyet tercihleri, etik, estetik ve epistemik ( bilinç) öncelikleri, ekosistem ihtiyaçları de belirleyicidir. Sanki Marks Das Kapital’de her şeyi çözmüş gibi bir absürdlük içinde olanlara diyeceğim o ki: Bilimsel olarak formüle edilmiş öyle evrensel bir sosyalizm tamamen boş bir hayaldir. Ayrıca Das Kapital ışçi, emekçi kesimden ziyade kapitalistlerin işine yaradı gibime geliyor. Değişken sermaye, sabit sermaye, emek, ücret, fiyat, kâr, artı değer, maliyet, para, meta pazar ilişkileri, malî kriz vb kavramlar sosyalizmi kurmaya yeter mi sanıyorsunuz? Ama kapitalistlerin canına minnet. Adamlar krizleri her defasında çözerek sömürünün sosyolojisini daha karmaşık hâle getirirken bizim sosyalist yoldaşlar elli sene geriden nal topluyorlar. Fabrikadaki artı değer sömürüden başka bir sömürü biçimi tanımıyorlar bile.
Bir defa Marksın devasa çabasına rağmen sözde bilimsel soyalizm teorisi dünya devrim deneylerinde hep geride kalmıştır. Örneğin proletaryanın en sonunda üretimi kamulaştırmasıyla ve dünya çapında bir dayanışma yani enternasyonalizm sayesinde bir dünya devrimi beklentisi bir ütopya olarak hoşumuza gitse de hayat başka yoldan gitti sonunda. Marksın ardından gelen sosyalistler ise teorideki boşluklara, yanılgılara eklemeler yaparak yoluna devam etti. Bu arada Marks’ı en iyi bilen kişilerden Troçki ile tamamen pratisyen toplumcu Stalin aynı sınıftan ve aynı davaya inanan inansalar olsalar da felaket bir çatışma içine girdiler. Bu tarihsel kırılma teoriyle pratik arasında yeni çatışmalara şebep oldu. Nitekim Sovyetler tek parti devleti olarak her şeyi polisiye yöntemlerle çözdüğü için 1989’da dağıldı nihayet. Stalin’ in kızılordusu Hitler faşizmini yenilgiye uğratması tabii ki takdire değer. Ancak onca tarihsel birikimlerden sonra bir ahlak ve hukuk felsefesi olmadığı için devrim kendi yoldaşlarını sarf malzemesi gibi harcadı. Birçok şair, sanatçı intihar ettiyse bunları bugün göz ardı etmek doğru mu? Işte Alev Alatlı ” Aydınlanma Değil Merhamet ” isimli romanını bu duygularla yazdı. Sol kesim kendi içinde insanlığın tarihsel birikim, bilgelik, erdemi, irfanı heba etmiş oldu bu yanlış zihniyet yüzünden. Muhafazakârlık ve İbrahimi dinlerin irticai faaliyetleri emperyalizmin hizmetinde yeni bir misyon edindiyse hani ne oldu, solun o başlangıçtaki vicdanı, insan merkezli irfani tavrı, empatisi nasıl kayboldu birden?
Marksta eksik olan neydi?
1. Devlet teorisi sorunsalı.
2. Bir hukuk felsefesi yoktu. Çünkü hukuk Marks’a göre bir üst yapı kurumuydu. Suç ve cezanın antropolojik bir yönü olduğunu gözden kaçırmıştı. Her şeyi üretim araçlarının kamulaştırmasıyla çözüleceğini sanmıştı.
3. Tarihi, salt sınıflar mücadelesine indirgemek bir yere kadar doğru olsa da insanın cinsel, dinsel, ulusal antropolojik bir çok kimliğini hafife aldı.
4. Das Kapital günümüz kapitalist toplumun gerisinde kalmıştı çok kısa sürede. Neden? Bilimsel paradigmalar sürekli değişmeye açıktır da ondan.
5. Çağımız ulusal devletler çağıydı.
6. Her sınıf bir ulusa mensup, her ulus da sınıflardan meydana gelir elbette. İşte emperyalizme karşı ulusal demokratik devrimlerin Marks’a ragmen olması bundan dolayıdır. Sınıflar, sadece insanların mesleki üretim ilişkileri temeline dayanır. Oysa bir toplumu( ulusu ) meydana getiren, onları ortak yaşam birliği için birleştiren aksiyolojik değerleri nasıl görmezlikten gelebiliriz? Kederde , kıvançta, bayramda, düğünde, dansta ortak değerlerini bilhassa.
Atatürkün öncülük ettiği Türk devrimi kimi tercüme solcusu tarafından burjuva devrimi diye küçümsendi hep. Oysa onun uyguladığı karma ekonomi, laik, halkçı program bugünkü pazar sosyalizmi uygulayan devletler için bile çok değerli bir ağırlığa sahip ve hâlâ günceldir. Ulusal çıkarlar, devletler arası emperyalist mücadelede yaşamsal öneme sahip. Halkın sağlık, beslenme ve askeri güvenliği olmadan bir toplum nasıl ayakta kalabilir?
Belki etnik ihtirasıyla cumhuriyete düşman, belki egosu veya kiniyle hayli şişman olan kimi liberal solcular da Atatürk’ü Hitler’e benzetecek kadar kavramların tarihi çerçevesini çarpıtarak ezber şablonlarla dünyayı okumaya çalışıyorlar fakat emperyalizme lojistik destek sağlamaktan da geri durmuyorlar hiç.
Son söz: insan onurunu çiğneyen hangi yönetim biçimi, ondan sonra insana nasıl güven verebilir? Güven dostluktur, güven sevgidir, güven gerçeğe saygıdır, sadece yalın gerçeğe saygı.
Öyleyse ekranlara dikkatinizi çekerim.
Halka yalan söylemekten daha büyük suç, (hırsızlık, gasp, taciz, cinayet…aklınıza ne geliyorsa) organize bir kötülük olabilir mi?
Öyleyse ahlaki aklın yolu sosyalizmdir.
Yalın gerçeğe saygı da, bile bile yalan söylemek de tamamen ahlaki bir tercihtir.











