Bir tabak koyar annem önüme,
Tam değil, yarım…
Ama ben hiç sormam neden eksik,
Çünkü o tabakta geçmişin tamamı var.
Bir kaşık mercimek çorbası,
Bir dilim ekmek,
Belki yanına biraz turşu suyu —
Yokluğun diliyle konuşur soframız.
Babam susar,
Çünkü açlığa değil,
Eve bir şey getirememeye üzülür.
Annem göz süzer,
Bize bakar,
Sanki “Yeter mi?” demek ister sessizce.
Oysa biz çoktan doymuşuzdur,
Birlikte olmanın sıcaklığına.
Kardeşim tabağını siler,
“En güzeli buymuş,” der
O da bilir aslında,
Ama onun da dili yutkunmuştur.
Sofra toplanır erken,
Sanki yokluk, ışıkla birlikte çekilir evden.
Ama o yarım tabak,
Hâlâ durur zihnimde bir hatıra gibi:
Eksik değil, sade ve derin…
Ve hep tamam gibi












Bir cevap yazın