Yeni başlangıçların heyecanıyla çiçek açtığım ilk göç hikâyemden sonra, ikinci kez ayrılıyorum memleketimden. Göçebe yüreğime kim bilir kaç çentik daha atılacak vatan hasretiyle?
Güneşin uyanmaya direndiği bir güz sabahı, gözlerimi açtığım bu toprak bana ait değil. Sıla rüzgârı tokat gibi çarpıyor yüzüme, esip gürleyerek içimi delip geçiyor. Sararmış bir yaprak gibi, tutunmaya çalıştığım daldan kopup bilinmeze savruluyorum. Her yerde umutsuzca köklerimi arıyorum. Ama biliyorum, bu arayış hemen sona ermeyecek.
Sokak ortasında kaybolmuş bir çocuk gibi yüreğim; caddeleri dolduran yabancı yüzlerin arasında tanıdık bir bakış arıyor. Ama nafile… Daha çok kaybolacağım bu şehirde, ta ki kendimi bulana kadar. Belki de var olmanın ilk adımıdır kaybolmak.
Beceriksizce kurmaya çabaladığım sohbetler birkaç cümleyi aşamıyor; kelimeler kifayetsiz, havada asılı kalıyor. Dilini bilmediğim bu yerde kendimi kime, nasıl anlatacağım? Orhan Veli’nin dediği gibi: “Anlatamıyorum.”
Boğazımda düğüm düğüm memleket özlemi… Kedi gibi kıvrılıp annemin kucağına sığınmak, onun şefkatiyle sarılmak istiyorum. Ama çok geç. Artık yok yanımda. Mecbur büyüyeceğim. Düşe kalka öğreneceğim buraya ait olmayı. Yabancısı olduğum sokaklar zamanla tanıdık gelecek, her yara kabuk bağlayacak.
Anı defterime acı tatlı hatıralar eklenirken, kim bilir hangi doğum günü, hangi düğün, hangi cenaze eksik kalacak? Ama hayat, hiçbir şeyi umursamadan akmaya devam edecek ve ben de zamanla o akışa kapılacağım.
Yine bahar gelecek. Rengârenk çiçekler açacağım yaşama hevesiyle. Bir avuç toprağa kök salacak, beni hayata bağlayan nedenlere tutunacağım. Günler, haftalar, aylar derken yıllar geçecek. Ve ben, hiç bilmediğim bir yerde, yeni benle tanışacağım.












Bir cevap yazın