Şerafüddin Ali Yezdî’nin Zafernâme’sini okuyorum.
Timur’un, Türkmenlere gönderdiği mektuplar bahsinde, İbni Tagrıberdi, Yıldırım’dan bahsederken “Ebû Yezid” diye bahşediyor. (Zafername sayfa: 390)
Nihan Çetinkaya’nın “Kızılbaş Türkler” adlı kitabında vardır, Timur’un torunu Timur’un mezarına yazdırdığı hitabede kendilerinin Cengiz soyundan geldiğini, Cengiz’in anası Alanquva’yı Ali’nin ruhunun hamile bıraktığı için kendilerin de Ali soyundan olduklarını yazar. Ayrıca, çok iyi bilinir ki Timur Şam’da Muaviye ile Yezid’in mezarlarını açtırıp kemiklerini yaktırır, yerlerini pislikle doldurur. Emir Tümür, Şam’da halkla yaptığı sohbette, Şam halkına Ali’nin haklı olduğunu, niye Ali’yi desteklemediklerini sorar. Halep halkı ile yaptığı konuşmada ise “Muaviye zalim, Yezid cani idi; ey Halep ahalisi, siz de Hüseyin’i katleden Şamlılar kadar suçlusunuz” der. Ayrıca der ki: “Hak Alî’dedir, Muaviye zâlimdir; Yezid fâsıklıdır; siz Halepliler Şan ehline tabisiniz; onlar Yezidilerdir, Hüseyin’i katlettiler” der.
Nihat Çetinkaya, “Kızılbaş Türkler” adlı kitabının sekizinci bölümünü Timur – Timurlular konusuna ayırmıştır, bu konudaki düşüncelerini önemli kaynaklara dayanarak açıklar, bu konuyu merak edenlere kitabın bu bölümünü okumalarını, kullandığı kaynaklara bakmalarını öneririm.
Nihat Çetinkaya, Oruç Bey tarihinden şu bilgileri aktarıyor: Timur Şam’da, Şam halkını kandırmak için, “Ben Yezid taraftarıyım” diye çığırtır. Bu hikâyeye kanarak gelen ne kadar Yezidli varsa inanıp geldi. Hepsini Ümeyve camisine koyup öldürttü”.
Sonuç olarak böyle bir adama Sünni denemez bence Timur Ali taraftarı anlamın da Şii’idi. Nihat Çetinkaya’da Timur’un Şii olduğunu söylüyor, bende bu görüşü haklı buluyorum.
Tamam, Timur Anadolu’da bilinen manada Işık tayfasından yani Alevi değildi ama Timur kesinlikle Ali tarafını haklı gören anlamın da Şii’idi. İlber Ortaylı, CNN’deki programda Timur Sünni idi derken doğru söylemedi. Niye böyle dedi, bunu bir bilim insanına yakıştıramadım.
Nihat Çetinkaya, Timur’un mezar taşına yazılan hitabede, kendi soyunun da Ali soyundan geldiğini açıklayarak Şiiliğe meylini göstermeye çalışıyor. Timur’un mezar taşındaki hitabede şöyle deniyormuş:
“Bu, büyük sultan ve asıl hakan emniyet ve amani (etrafa) yayan Emir Timur Küregen’in mezarıdır. (Timur) bin Turagay bin Bargul bin Emîr Aylangır bin Emîr İçil bin Emîr Kaçar Noyan bin Emîr Sugucicin bin Emîr İrdamcı ‘Barlas’ bin Kaçulay (Han) bin Emîr Tumanay. Bundan sonra Cengiz Han bin Yesugay bahadır bin Emîr Bartan bin Emir Baysungur bin Emir Kaydu bin Emir Tumanay bin Emîr Buga bin Emîr Budancıdır. Bu asilzadenin babası malûm değildir, anası ise Alankuva’dır. Hikaye ederlerki bu (oğul) onun tarafından zina ile (peyda) edilmiş değil, fakat tanrının arslanı Gaip Ali bin Ebû Talib’in –Allah onu kerem eyleye- soyundan birinin temiz ışığı dokunmasıyla peydah olmuştur.” (Nihat Çetinkaya, Kızılbaş Türkler, ikinci baskı, sayfa 355.)
Nihat Çetinkaya Timur’un Şii eğilimli olduğu konusunu anlatışı şöyle:
“Aksak Timur adlı eserinde J. P. Roux, oldukça geniş bir dini kültüre sahip olduğunu söylediği Timur’un, ‘Bu kültürü, Barlas kabilesinin çevresinde dört dönen Sofilerle, onlara karşı olanların muhitlerinde çocuk yaşlarından beri edinmiş’ olduğunu ve bütün Türk – Moğollar gibi, onun da dinsel tartışmalara büyük ilgi duyduğunu, Sünniler ile Şiiler arasında yapılan tartışmalardan hoşlandığını yazar.
Emir Tumur’un, Suriye seferi sırasında gösterdiği tavır oldukça dikkat çekicidir. Timur, Halep’i aldıktan sonra, şehrin ileri gelenlerini ve din adamlarını toplayıp sohbet ederdi. Yine bir toplantı sırasında geçen sohbetlerden, şehrin vak’anüvüstü İbnü Şıhne’den şöyle nakledilir:
“Timur ikinci sual olmak üzere, toplanmış olan fahihlere (Hz.) Ali’den hilafeti gasp etmiş olan Muâvîye ve Alî’nin oğlu Hüseyin’i şehid eden Yezîd hakkında ne düşündüklerini sordu. Sünni mezhebinden bir kadı:
“”Din için cihad ettiler” cevabını vermesiyle Timur hiddetlenerek:
“Muaviye zâlim, Yezîd cani idi; ey Halep ahâlîsi, siz de Hüseyin’i katleden Şamlılar kadar suçlusunuz.” dedi. (Bu sözleri Hammer tarihinden aktarıyor)
Hammer Tarihi’nin mütercimi Mehmet Ata, bu sohbetin İbnü Şıhne’deki aslını uzunca not düşmüştür. Orijinalde ilgili kısım şöyle geçer:
“Timur’un son suali şöyle oldu: “Ali ile Muâvîye hakkında ne dersiniz? Yanımda bulanan kadı Şerefü’d din’e, ne cevap vereyim diye işaret ettim; Timur Şii idi; ben Kadı Şerefe’d din’in sözlerini istima ile meşgül iken Kadı İlmü’üd din el-Mâliki bir söz söyledi ki meali “Onların cümlesi müctehiddir” demekten ibarettir. Timur bundan ziyade hiddetlenerek:
“Hak Ali’dedir, Muâviye zalimdir; Yezîd fâsıhdır; siz Halepliler Şam ehline tabisiniz; onlar Yezîdilerdir, Hüseyin’i katlettiler” dedi.
“Timur Halep’den ayrılmadan bir gün önce, şehrin kadısı ile müftüsünü –Muâvîye ve Yezîd hakkında tekrar cevap istemek için- bir daha çağırır. Vakanüvis, Cihangir’in Fikrine göre cevap verdi, “Hak Ali’de olduğunu, (Hazret-i) Peygamber kendisinden sonra Hilafetin ancak otuz sene devam edeceğini beyân buyurduklarından Muâvîye meşru Halife değilse de birçok meşru fakihlerin re’yleri mucibince meşru halife kakk-ı kazayı te’sirti suretle olmak üzere istediklerine tevdi edebileceklerini söyledi” diyor. ( Nihat Çetinkaya bu sözleri Hammer tarihinden naklediyor. Kızılbaş Türkler, sayfa 351, 2. Baskı)
Timur’u görüp bizzat onunla yaşadıkları anı kaydeden vakanüvis, Timur’u böyle vasıf ederek, onun Şii olduğunu söylüyor. Şimdi televizyon da bu tarihi anlatan hocamızın ise Timur’a Sünni demesi yakışık alır mı? Bunların tarihi çarpıtmakta dertleri ne anlamıyorum.
Nihat Çetinkaya, yazısında Türkçede yayımlanmayan Timur’un kendi yazdığı bir eserin Rusçasından da bölümler aktardıktan sonra. Rus tarihçi Senenov’un şu görüşlerini aktarıyor:
“Timur haleflerinin Şiiliğe karşı bu temayüllerinin nereden yukarda anılan Timur’un mezar taşı kitabesinin şahadeti ile sabittir. Halefleri için büyük babalarının ideolojisi ve zaferleri en büyük otorite idi. Bazı tarihçiler Timur’un Şiiliği hakkında ortaya attıkları mesele, mezartaşı kitabesine göre, her halde Timur’un Şiiliği lehine halledilse gerekir.”
Timur’un Şiimi, Sünnü mü olduğunu merak eden arkadaşların, Nihat Çetinkaya’nın yazdıklarını da göz önünde tutmaları gerektiğini söylüyorum.
*
Franz Babınger, “Bedreddin” adlı kitabında, Safevi Dergahından Sadreddin adlı bir kişinin de Timur’a rehberlik ettiğini Timurun Şeyh Bedreddin ile de Tebriz’de görüştüğünü yazıyor (bakınız: sayfa 36) F. Babinger’in, Şeyh Bedreddin kitabında verdiği şu bilgilerin kayda değer önemde olduğunu düşünüyorum:
“Şah İsmail’in kısa süre içerisindeki bu başarısının arkasında Şeyh Bedreddin’in Timur ile yaptığı görüşmede aramak gerekir. Şeyh Bedreddin’in, Timur’dan o Kızılbaşların yaşadığı bölgelere dokunmamasını talep ettiği biliniyor. Şeyh Bedreddin’in bu talebi Timur tarafından kabül görür ve Kızılbaşların yaşadığı bölgelere dokunmaz.”
F. Babinger bu anlatısına koyduğu dipnotta da şu bilgileri veriyor: “Timur Anadolu’ya gelmeden Şiiliğe, sufizme büyük ilgi duymuştur. Anadolu’yu işgal ettiği zaman yanında Şah İsmailin amcalarından Şeyh Sadreddin vardır. Önüne çıkan her şeyi yıkarak yürüyen Timur’un ordusunun Şeyh Sadreddin’in çabasıyla Anadolu’da bulunan Kızılbaşlara dokunmadığı rivayet edilir.” Franz Babinger, Şeyh Bedreddin, LA Yayınları 2014, sayfa, 102-103.
*
Diyeceksiniz ki Rıza bunlardan sana ne. Ne derse desin, bunların şimdi ne önemi var. Böyle düşünmekte haklı olabilirsiniz ama ben halka doğruların söylenmemiş olmasını hazmedemiyorum. Bu insanları herkesi abdal yerine koyup, acayip âlim havalarında niye böyle şeyler yapıyorlar anlayamıyorum. Bana göre her yalanın altında bir hinlik saklıdır.
Aşk ile.
Rıza Aydın 22 Mayıs 2017 Adana.
Not: eskiden yani Osmanlı döneminde akademisyenlere “Kapıkulu” denirdi, bence akademisyenlere kapıkulu demek daha uygun.
Not: Fotoğrafı Mustafa Özcivan’dan aldım












Bir cevap yazın