Bir gece çıkmışım yine yola, kurtulmak, kaçmak için kendimden. Daha fark edememişim;
yolun sonunda kurtulmuş bir ben yok. Böyle bir ben var şu an bu satırları yazan; seni kendine
katan ve kattıkça kaçan, kaçtıkça kurtulamayan bir ben. Şu an yolun sonunda mıyım, başında
mıyım bilmiyorum ama mutluyum, çünkü sen vardın o yolda… Belki kendimi unutmak için
seni sevdim, belki de seni severken ilk kez kendimi fark ettim. Kim olduğumu bilmiyordum,
neye inandığımı da…
Ne de olsa aşk aniden bulur insanı. En beklemediği anda, en savunmasızlığıyla ele geçirir.
Tüm uzuvlarını sarar tek tek. İlk önce dumura uğrar, bakakalırsın yaşadığın his karmaşasına.
Kalbin deli gibi atmaya başlar, göz bebeklerin büyür, dünyanın en mutlu insanı olursun onu
gördüğün anda. Ve artık aklının dahi kontrolünü kaybetmişken anlıyorsun: Aşk aslında yok
olmaktır, onu kazandıkça… Ama gözlerine baktığımda her şey bir anlığına anlamlıydı ne de
olsa. Belki de sen değil, bendim aradığım; ama seni bulmadan bunu anlayamazdım…
Ayaklarımın beni nereye götürdüğünü ancak istasyonun çatısını gördüğümde fark ettim.
Buraya daha önce de gelmiştim; ama bu sefer biletim yoktu, sebebim yoktu, yol arkadaşım
yoktu.
Saatime baktım. Camı çatlamış, akreple yelkovan birbirine yaslanmış. Saat dörtte durmuştu.
Dört… Dörtte kalmıştım. Zaman o an durmuşsa, ben o andan beri hep burada mıydım?
Bedenim yürümüş olabilir ama düşüncelerim rayların kıyısında, bekleme salonunun soğuk
taşlarında, kahvenin acı kokusundaydı. Aslında buradan hiç uzaklaşamamıştım.
Banklardan birine oturdum. Soğuk, tahta kıymık gibi içime batıyordu ama umurumda değildi.
Bu gece çok şey düşündüm. Kendimi de düşündüm, kendimden başka herkesi de. Herkesin
bir yönü, bir nedeni, bir cesareti vardı. Benimse sadece içimde yankılanan bir belirsizlik:
“Kalacak mıyım yoksa gidecek miyim?”
Uzaklardan bir anons sesi yükseldi, anlamadım. Belki de anlamak istemedim. Hava ağırlaştı,
gökyüzü renk değiştirdi ama ben aynı kaldım. Rayların sesi sustuğunda insan kendi içini
duyar. Şimdi sadece içim var ve içimde de tren garına benzeyen bir boşluk.
Gitsem çözülür müyüm, kalsam tamamlanır mıyım bilmiyorum ama hâlâ bu garda aynı treni
bekliyorum. Çok kez kaçırdım, çok kez yanlış trene bindim ama bugün yine buradayım. Hâlâ
bekliyorum, elimden başka ne gelir ki?
Sonunda uzaktan boğuk bir ses geliyor. Zaten birbirine girmiş düşüncelerim beni daha da
korkutuyor. Raylar titremeye, kalbim sıkışmaya başlıyor. Sonunda tren karşımda durduğunda
ise nefes dahi alamıyorum. İnsanlar iniyor, biniyor, geride bıraktıklarına son kez bakıyorlar.
Tren tekrar kalkmaya hazır olduğunda kendime son kez soruyorum:
Bileti olmayan birinin gidebileceği bir yer var mı?











