Birazdan son derse girecektik. Son dersimizin edebiyat olması beni ayrıca sevindirmişti. Bunun sebebi Necla Hoca’nın çok neşeli enerjik bir hoca olmasıydı. O gün ne kadar yorulursak yorulalım son dersimizde edebiyat olunca sınıfı katlamak isteyen yorucu hava yerine cıvıl cıvıl renklere bırakıyordu. Azra’nın hasta olup okula gelememesi sebebiyle bugün 24 kişiydik. Öğrenci üzeri yeni çalmış öğrenciler yavaş yavaş sınıflarına girmeye başlamıştı ben ise sıramda oturmuş kitap okuyordum. Öğretmenler zilini çaldığını duyduğunda kitabımı kapayıp çantama koydum, sınıfta oluşan uğultu gerçekten rahatsız edici düzeye ulaştığında hoca sınıfa girdi. Hocanın sınıfa girmesiyle kesilen uğultu daha deminki sınıfın aynı sınıf olup olmadığını sorgulamama neden oldu. Bu arada kendimi tanıtmayı unuttum ben Eva.
Hocamız önce yoklama almak için öğretmenler koltuğuna geçti. Yoklama alındıktan sonra eğlenceli bir 40 dakika geçirdik hatta dersi ne zaman bittiğini anlamadım bile. Necla Hoca dersten çıkarken okumamız gereken bir kitap söylemişti. Neydi adı? Hatırladım: “Hiç Kimse” Ben de öyle bir kitap görmüştüm diye hatırlıyordum. Eve gittiğimde önce ödevlerimi yaptım ardından evimizin yanında bulunan kütüphaneye gittim. Bu kütüphanenin evimin yanında olması gerçekten çok güzeldi. Neredeyse aradığım tüm kitapları burada bulabiliyordum. Tahmin ettiğim gibi hocanın verdiği kitap da buradaydı. Kitabı ödünç olarak aldım ve eve gittim. Eve girdiğimde annemin kurabiye yaptığını anlamam çok uzun sürmemişti. Masaya kitabı koyup biraz kurabiyelerden yedim. Odama geçtiğinde kitap okumam için gerekli olan kalbim kitap okuma köşemdeki masaya koydum. Kütüphaneden aldım kitabı açtım ve okumaya başladım. Yaklaşık olarak yarım saat kitap okumuş olmalıyım ki sayfa 55’e gelmiştim. Kahvenin de bittiğini fark ettiğimde okumayı bırakmaya karar verdim. Tam o sırada sayfanın sonunda yazan yazı dikkatini çekti. Bir adres yazıyordu, adres buraya yakındı. Yarın okulun tatil olmasını fırsat bilerek o adrese gitmeye karar verdim.
Gece yatarken verdiğim bu kararın sonuçlarını düşününce adrese gitmekten vazgeçmem gerektiğini düşündüm ama içimi yiyip bitiren bu merakla başa çıkamazdım. Bunlar gibi diğer tüm nedenleri düşünce oraya annemle gitmeye karar verdim. Muhtemelen annem saçmaladığımı düşünecek ama fikrimden vazgeçmeyeceğimi bildiği ve beni oraya yalnız yollayamayacağı için benim ile gelmeyi kabul edecekti. Tüm bunları düşünürken ne zaman uyuyakaldığımı hatırlayamıyorum bile. Sabah kalktığında annemin yaptığı omletinin kokusu burnuma gelmiş olacak ki uykulu gözlerimi yeniden kapanmasına engel oldum. Yataktan kalkıp üstümü değiştirdim, elimi yüzümü yıkayıp kahvaltısını yaptım. Kahvaltı sırasında annemi durumu anlattım annem de düşündüğüm gibi bir tepki verdi ve benimle geleceğini belirtti.
Kahvaltımızı yapmamızın ardından annem hazırlandı ve adrese gitmek için yola çıktık. Adresin çok uzak olmaması yararımıza oldu demek isterdim ancak evin oradan yürümeye başladığımızdan beri yarım saat geçmişti. Bu kadar yürümek beni çok yormuştu. Ben sanırım araba ile gideceğimizi varsaymıştım. Neyse ki adrese varmıştık. Burası gerçekten çok güzel tasarlanmıştı. İki katlı, büyük bir bahçeye sahip tatlı bir evdi. Bahçesinde olan çiçeklerin kokusu insanı mest ediyordu.
Bahçeye girdikten sonra fark ettim ki hemen yürüyüşte solda yatan bir köpek vardı. Köpeğim ben gelince hareketlenmesi beni korkutsa da yeniden yatması ve annemin yanında olması korkumu hafifletmişti. Bahçenin sağ tarafında yer alan erguvan ağacının bahçeye kattığı hava insana neşe veriyordu. Ardından bahçedeki yoldan düz bir şekilde devam ettik. Yola devam ederken annemin elini sıktığımı fark etmemiştim. Kapıya yaklaştığımızda annemin sıkmamdan dolayı kızaran eli, elini bırakmam ile biraz olsun rahatlamıştı. Zile bastım ancak kapıyı açan olmadı biraz bekledim ve bir daha bastım. Bu sefer içeriden bir tıkırtı duydum. Sanırım bir kapıyı açmaya geliyordu ya da ben öyle olmasını umut ediyordum. Elimle kitabı koyduğum çantayı yokladım, kitap oradaydı adından dolayı zaten ilgimi çekmiştim bu kitap. Hiç kimse garip bir isimdi. Kitabın içinde adreste bulunca bir şey olduğunu şüphelenmiştim lakin ya bu sadece bir çocuğun oyunuysa. Bir anlığına aklıma gelen bu düşünceleri dağıtmaya çalıştım. Böyle olsa da inanmak istemiyordum. Bu kitapta bir şey olduğundan emindim.
Annem elimden tutup beni geri çekti. Bu gitmemiz gerektiğini söylemesinin farklı bir yoluydu. Anneme ve ardından kapıya baktım. O sırada açılan kapı gülümsememe neden olmuştu. Annemin tuttuğu elimi geri çektim ve kadına güler bir yüzle kitabı gösterdim. Kadın sorgulayıcı bakışları beni bulunca açıklama yapma gereği duydum. Kitapta kadının adresinin yazılı olduğunu söyledim. Kadının içeri geçmemiz için işaret etmesi söylediklerimi hakkında bilgi sahibi olduğunu düşünmeme yetmişti. İçeri geçince evin dışarısı kadar güzel olması şaşırmama neden olmamıştı. Gerçekten kadın zevk sahibi olduğunu anlamak zor değildi. Kadın bize tahminimce misafir ağırlamak için özel olarak ayarlanmış bir odaya götürdü. Ardından oturmamız için işaret annemin oturunca ben de yanına oturdum. Kadın ise bizim oturduğumuz yerin karşısına oturdu. Çantamdan çıkardım kitabı kadına uzattım, adresin yazıyor ne olduğu sayfayı açtıktan sonra geri çekildim, yerime geri oturdum.
Kızım beyaz saçları kitabın sayfasına değiyordu, sonra fark ettim ki kitap sayfasına değen tek şey kadın saçları değildi. Kadının gözyaşları sayfayı ıslatmaya başlamıştı. Damla damla sayfaya düşen göz damlaları beni daha çok meraka düşürmüştü. Kadını bu kadar üzen şey neydi? Neden ağlıyordu? Annemin:
“İyi misiniz” diye sorması ile kadın kitabı kapatıp bana baktı. Yazarın ismini yazılı olmadığı bu kitap bunu neden ağlatmıştı? Bu kitapla ilgili bir bildiği mi vardı? Kadın biraz sinirli biraz ise meraklı bir sesle bunu nereden bulduğumu sordu. Kadına edebiyat hocamızın bu kitabı önerdiğini ve kütüphanede bulduğumu belirttim. Kadın bu kitabı çok okuyan olmaz diye devam etti. Aslında biraz haklıydı kitapta çok bir olay yoktu. Bir çocuğun mutlu bir şekilde geçirdiği bir hayatını anlatıyordu. Yani sıradan bir kitaptı. Betimlemelerinin güçlü olması dışında çok iyi bir anlatımı da yoktu.
Kadın bir sürü susunca
“Neden ağladınız?” diye sormadan edemedim.
Kadın ise cevap vermek yerine birkaç saniye daha sustu. Bu kadar sessiz kalmasının uzun bir açıklaması olmalıydı. Kadın söyleyeceklerini toparlamaya çalışır gibi öksürdü ve anlatmaya başladı.
“Ablam” dedi. Yine bir sessizlik oluştu. Devam edemeyeceğini anlayınca elime bir defter tutuşturdu. “Bunu oku”.
Sonra annemle evden çıktık. Kitabı da kadının verdiği defteri de çantama koymuştum. Evi varmak yaklaşık otuz beş dakika sürmüştü. Eve geldiğimde odama geçtim, kadının verdiği defteri açtım. Bu sefer kahvemi yapmamıştım çünkü çok heyecanlıydım ve kahve yapmakla uğraşamazdım.
Defterin ilk sayfasını açtığımda kırmızı bir renkte bastırarak yazılan bir yazı dikkatimi çekti:
“Hiç kimsenin yaşayamayacağı hayatlara.”
Ne demekti bu? Ne amaçla yazılmıştı ki? Ardından bir sonraki sayfaya baktım. Sanırım bir günlük gibi bir şeydi, tam anlamıyla bir günlük değildi ama öyle görünüyordu. Şöyle yazıyordu:
3 Ocak 2024
Merhaba Ben Hiç kimse,
Sanırım kendi kendime konuşuyorum. Deli olabilir miyim? Buraya taşınalı 3 ay oldu. Şu ana kadar dışarı çıkmamayı başardım. Annemle babam yolladığı paralar aylık ihtiyaçlarımı karşılamama yetiyor hatta artıyor. İnternetten sipariş ettiğim şeyleri kapıya bırakılmasını söylüyorum, kimsenin olmadığından emin olduktan sonra çıkıp alıyorum. Annemle babam para yollamaktan başka bir şey yapmıyorlar zaten. Sanırım gerçekten çirkinim. Siz o olayı bilmiyorsunuz tabii. Annem o kadar güzel ki güzelliği dillere destan desem yeri var lakin ben öyle değilim. O ne kadar güzelse ben o kadar çirkinim. Annem bu yüzden beni hiç sevmezdi. Bir de kardeşim var. O da annem gibi çok güzel. Annem küçükken en çok kardeşimle ilgilenirdi. En güzel şeyleri onu alırdı. Çirkin olmam benim mi suçumdu? Annem neden bana böyle davranıyordu? Annem beni mümkün olduğunca dışarı çıkarmazdı. Hep özel öğretmenler getirir ve onlara bana ders anlattırırdı. Özel öğretmenler bana ders anlatırken annem yüzümü görüyorlar diye utanırdı, çirkinliğimden utanırdı. Annem benden utandığını düşünmek beni çok üzüyordu ancak buna alışmıştım. Ben çirkindim, annem ise güzel. Bu hayatı 1-0 önde başladı. Bense çoktan 2 gol yemiştim. Biri annemin attığı gol diğeri çirkin olmamın getirdiği gol.
İlk sayfayı okuduğumda gözlerinden düşen yaşa engel olamadım. Bu nasıl bir anneydi! Bir insan evladına böyle yapar mıydı? Yapmıştı işte yapabiliyormuş. Bir sonraki sayfaya geçtim. Umarım bu sefer mutlu bir şeyler yazmıştır umuduyla.
18 Ocak 2024
Merhaba ben Hiç kimse,
Bugün çok güzel bir gündü. Hatta güzel olduğunu düşünmeye bile başladım. Ben de konuya böyle başlamayı çok isterdim. Üzgünüm ama maalesef bu şekilde başlayamayacağız. Sanırım ölmek istiyorum. Yanlış duymadınız ölmek istiyorum. Üzgünüm ama maalesef bu şekilde daha fazla yaşayamayacağım. Tabi bunu yaşamak denirse. Ancak önce kitabımı bitirmeliyim, o asla basılmayacak olan kitabımı. Hiç kimse adlı bu kitabımdan size daha önce hiç bahsetmedim. Zaten anca bir sayfa yazmıştım değil mi size. Neyse bu kitabı yaşamak istediğim hayatıma adadım. Asla yaşayamayacağım o hayata. Hiç kimseyi yazarken içime bir huzur doluyor biliyor musunuz? Sanırım bir tek böyle kitaplarda mutlu bir hayatım olabiliyor. Bir de bugün çikolatalı bir tarif denedim. Tam adını hatırlamıyorum. Tadı zaten berbattı. Sanırım ben çikolatayı sade bir şekilde yemeye devam edeceğim.
Okuduktan sonra gözün masanın üstündeki kitaba ilişti: Hiç kimse. İçimden bir ses keşke o kızı tanısaydım, o kıza ne kadar değerli olduğunu anlatsaydım derken bunu dışarı gözyaşlarım vuruyordu. Neden ağlıyordum ki şimdi? O kıza bunları yaptıracak ne olmuştu ki? Çirkinsin çirkin. Bu kimi ilgilendirir. Hem güzellik göreceli değil midir? Kimine göre sarı saçlar çok güzeldir kimine göre kumral. Kişiden kişiye değişen bu kavrama neden bu kadar kafayı takmıştı ki? Sadece birkaç insanın güzellik algısına uymuyoruz diye neden çirkin olalım ki? Bir sonraki sayfaya baktım:
25 Ocak 2023
Merhaba ben Hiç kimse,
Bugün hiçbir şey olmadı. Aslında yazacak bir şey de yok. Biraz yalnız hissediyorum sanırım o yüzden yazmak istedim. Tamam, tamam. Konu buldum. Kitabım neredeyse bitti. Tüm gün evde olunca hızlı yazılıyor. Burada size bir sürprizim daha var. 3 Şubat’ta annemlerin yanına gidiyorum. Evet yanlış duymadınız dışarı çıkacağım. Hem annemin kokusunu çok özledim. O beni hiç özlemese de. Neyse şimdiden gideceğime dair planlar yaptım bile.
Bu sayfa okuduktan sonra içinde biraz olsun umut doldu. Belki annesiyle arası düzelirdi. Umarım düzelirdi…












Bir cevap yazın