Birgün bir toplantıda üniversiten eğitimci bir kadın, konuşma arası şunu dedi : ” Birbirimizi taktir edelim ” demişti. O zamanlar beni düşündürtmüştü .Ve gerek anılardan gerekse iyi -kötü yaşananlardan, bu sözü hatırlıyorum. Ben de ilaveten : Birbirimizi onure edelim, itibar verelim ” derim.Hatta iki tür insan vardır : Biri itibarlaştıran, biri itibarsızlaştıran.Bunlardan hangisiyim bilmiyorum fakat itibarsızlaştırmadığım kesin. Çünkü belli mazeretler adı altında, insanı düşürücü konuşmalar / kritik / analizini yapmıyorum. Gördüğümde ise doğru bulmuyorum. Bunu da en çok kimler mi yapıyor ? Dahası şunu demek doğru olur, ki sıradan insanı sıradan bulduğum için umurumda değildi ( değildi altını çizmek isterim ) :- Bilmişler (egonun ağırlığı, akıllarını kör etmiş)- Bir doktrine inanıp, kendini o uğurda paralayanlar- Entelektüeller ( güya )- vs … Bildiklerimizi giymediğimizde ve sadece egoya dönüştüğünde, iyi bir sonuca varamıyoruz. İlk karşılaştığımda şok olmuştum. Maalesef bu şoklarım hala devam ediyor. İlk kez bilmişlerden diye kendini tanımlayan bir kaç arkadaşın, kapital kitabının kritiğini yaptıkları toplantıda bulunuyordum. Şimdi isimlerini bile bilmiyorum. Özgürlük kavramı ve cinsel özgürlük tekrarladıkları konulardı. Sonra kendileriyle çeliştiklerini görmüştüm. Yatağa götürmek için özgürlük konularını işleyen bu tipsizler, onlara uyan kadınların arkasında ‘o… ‘ dendiğine şaşırmıştım. Hatta aydın geçinen yaşlıca birine dedim ki : ” Neden o..ları ben görmüyorum. Siz o….görüyorsunuz . Sanırım o…lar sizlersiniz ” demiştim. Notlarını vermiş uzaklaşmıştım. Niteliksiz, kişiliksiz bulmuştum. Hımmm … demek her yerin düşüncenin çürüğü olur mantığındayım. Genellemek çok yanlış olur.Bir haksızlık veya hoşnutsuzluk varsa, şahsıma yapılması gerekmiyor. Başkasına yapılan haksızlıklara sessiz kalmamak önemlidir. İster aynı düşünceyi paylaşalım ister paylaşmayalım.İkinci örnek ise yine bu bilmişlerden şahit oldum. Ana kraliçe gibi kendini gören arkadaşın, bulunduğum ortamda seviliyor değer veriliyor olmamı kıskanmış, bilinçli yaptığı patavatsızlık beni şok etmişti. Bu türler için İtibar bozanlar derim. İhtiras, kıskançlık onlara yanlış yaptırıyor.Sonra ne mi oldu ? – Yalan mı dersiniz – Zarar veren kıskançlık mı dersiniz- Dedikodu mu dersiniz – Kimse kimseyi beğenmeme mı dersiniz – Yüzüne karşı gayet sorunsuz oynayacak kadar iyi oynar fakat arkadan harika konuşacak kadar kişilik bozukluğunu gösteren mi dersiniz.Bu kişilikler itibar bozuculardırlar. Suçlarlar ama kendileriyle yüzleşmezler. Herkes sorunlu ve suçlu. Kendileri harika, olağanüstüdürler kendilerince…Bi ara, neden böyleler diye kafa yormuştum. Sadece politik açıdan kendilerini besledikleri için bunlar böyle diye bir sonuç çıkarmıştım. Her halde şiir edebiyat, estetik yoktur diye sandım. Ama şiir edebiyat ile ilgilenen de böyle hastalıkları gösterebiliyor gördüm. Fakat herşeyin ve her düşün, idonun , görüşün çürüğü de var ama sağlam olanı da var. Eminim hasta olan kendini sağlam grubundan görüyordur. Trajikomik…:))..Bu konuyu neden mi işliyorum.Arkadaşımın ailesinin, kadir kıymet vermelerinden şu sonucu çıkardım. Arkadaşım beni yücelttiği için, arkada olumsuz konuşmadığı için haliyle ailesi bu yüce değeri veriyor sonucunu çıkardım. Fakat arkada düşürücü, itibarsızlaştırıcı yorumlar ve anlatılar yapsaydı, ailesi bu değeri vermezdi. İtibar veren var, itibarsızlaştıran var. Beni onure etmiş, taktir etmiş, yüceltmiş. Zira yüce değilim elbette , kusursuz hiç değilim. Bazen birbirimizi incitiriz, kırılır/ kırarız tartışırız ama uzlaşır sorun yapmadan konuşuruz. Arkadaşlık ve dostluk budur. Tersi durum ancak yapay olur. Yarı yolda kalmak olur. İster istemez hayatımızdaki modelleri kıyaslıyoruz. İtibar veren var,itibarsızlaştıran var.Dostluk ve bütün ilişki türü budur. Ne itibarsızlaştrmak , ne kişiliği sorunlu, itibar bozucu ile rastlaşmak istemem. Ama illa oluyor da ..Galiba ülkemizin profili bu mu bilemiyorum. Güven başkadır.












Bir cevap yazın