Anlatmak istedim
Niye mi Kızıl Gerdan?
Kızılgerdan kuşunun hikâyesinden doğdu
— ilk göz ağrım, Kızıl Gerdan.
Çünkü o kuş, kendi kalbini taşıyan bir sesle öter.
Göğsündeki kızıl, bir yaradan çok bir hatıradır:
ateşin içinden geçip de yanmamayı öğrenmiş bir kalbin hatırası.
Küçücük bedeniyle dünyayı dolaşır ama asıl yurdu, kendi içidir.
Her sabah incecik bir dalın ucunda, sanki göğe söylenir gibi şarkı söyler —
ne bir kimseden medet umar,
ne de kendine acır.
Onun şarkısı, direnişin, inancın ve yeniden başlamanın sesidir.
Bir halk hikâyesi der ki:
Kızılgerdan bir zamanlar sıradan bir kuşmuş,
göğsü de diğerleri gibi solgunmuş.
Sonra bir gün, yeryüzü yanarken
hiç düşünmeden ateşin içine dalmış —
bir kıvılcım taşımak, bir canı kurtarmak,
bir nefesi hayatta tutmak için.
Döndüğünde göğsü yanmış ama küle dönmemiş;
o yanık zamana direnmiş, renge dönüşmüş.
Kızıl :
Cesaretin rengi, yaşamın kanıtı.
İşte o yüzden Kızıl Gerdan:
Bir yarayı süs gibi taşımayı bilenlerin,
yanmayı öğrenip sönmemeyi seçenlerin kitabı bu.
Her sayfasında bir ses var,
her dizesinde bir yankı…
Ben de tıpkı o kuş gibi —
göğsümde bir kızıllık, sesimde direniş,
şiirlerle — anlatıyorum.
Ateşin içinden geçip sesiyle dönmüş bir kuşun adı
bu kitapta yaşıyor.
Benim ilk göz ağrım,
ilk kalp izim:
Kızıl Gerdan.
Ve işte Kızıl Gerdan, o kuşun hikâyesinden doğdu:
küçücük bedeninde dünyayı taşıyan,
ateşin içinden geçip de sesini kaybetmeyen o kuşun…
Göğsündeki kızıllık bir yaranın değil,
bir cesaretin hatırasıydı.
Küllerinden değil,
yanmayı kabullenmişliğinden doğmuştu o renk.
Ve her sabah, sabrın ince çizgisinde
bir şarkı söylerdi:
kendine, hayata, göğe…
Ben o sesi duydum.
Yazıya döktüğüm her kelime,
o ötüşten bir parçaydı sanki.
Kızıl Gerdan, işte bu yüzden bir kitap değil yalnızca —
bir kalbin hikâyesi,
bir direnişin yankısı,
bir kadının göğsündeki kızıl
konuşan bir ses.
Ve ben, o kuşun ardında yürürken öğrendim:
hayatın özü uçmakta değil,
düşerken bile ışığı saklamaktır içinde ve parlatmak o ışığı sevgiyle ve dirençle
Ben de öyle yazdım bu kitabı:
kendimi unutmamak,
içimdeki sesi susturmamak için.
Yazdım…
Anlayanı olsun,
o derinliğin içinde kendini bulsun,
dizelerin arasında dirilsin.
Bu iki yıl boyunca, sesimi duyurabilmem için yanımda olan herkese,
özellikle yayımcımın emeğine, sevgisine ve inancına… teşekkürlerimle.
FADO’NUN GİTARI ; KÜL VE ATEŞ
kılıcını çekmiş gece; bir bacağı eksik,
kuzguni saçları yeis yüklü
burada işte; -acının yankısı girişte
göğsümün üzerinde ay ve taş,
kırık bir pencereden dokunuyorum
ruhumun derinliklerine…
acıma uyanan çığlık, gece ezgileriyle yüklü
yıldızlar;
gün gün,
saat saat,
dakika dakika ısrarlı; gözlerime doldurmak için iki dünya savaşını
kendini telden bırakan bu ağıt; kıyametim
‘yaşamalı’ arasından, geceye karşı
kendi gölgemi kamçılıyor ellerim
gölgesiz sesimi getirin, uzaktan;
bir düşün kesiştiği yalnızlığı,
bir de rüzgâra karşı söylenen o taşkın şarkıyı












Bir cevap yazın