Siyaset Bezirgânlığına Karşı, Devrimci Akıl
“Çar’ın karşısında ne ateşin şiddetini ne de hamurun kıvamını tutturamayan acemi ekmekçiler gibiydik.”
A. İfsav Zamlıyoviç
Siyasette tepkiden başka bir yol bilmiyoruz.
İliklerimize kadar bezirgân siyaset tarafından sarılmış, kuşatılmış, yönlendirilmiş durumdayız. Çaresizlik içinde çoğu zaman yalnızca tepki veriyoruz. Oysa yalnızca tepkiyle yol alınmaz. Tepki, bilince dönüşmediği sürece öfkeyi tüketir; örgütlü akla dönüşmediği sürece yenilgiyi büyütür.
Hangi haklara sahibiz?
Ne tür sorumluluklarımız var?
Hangi haklarımızı kullanarak hayatın içinde etkin bir rol alabiliriz?
Bunların farkında değiliz.
Bu nedenle kolayca kıskıvrak yakalanıyor, derdest ediliyor, elimiz kolumuz bağlanıyor. Çünkü hakkını bilmeyen halk, kendi gücünün de farkına varamaz. Kendi gücünü bilmeyen halk ise başkalarının hesabında yalnızca sayı olur.
Peki ne yapacağız?
Eşitler meclislerinde buluşacağız. Ortak aklı, ortak enerjiyi, ortak iradeyi büyüteceğiz. Hesapsız kitapsız değil; fakat pazarlıksız, korkusuz ve kararlı biçimde iktidar hedefiyle yürüyecek devrimci dinamiği hayatın her alanında harekete geçireceğiz.
“Karşıdakini ve kendini bilen hiçbir savaşta tehlikeye düşmez; karşısındakini bilmeyen, yalnızca kendini bilen bir kazanır, bir kaybeder; karşısındakini de kendini de bilmeyen her savaşta mutlaka tehlikeye düşer.”
Sun Tzu
Biz çoğu zaman ne kendimizi yeterince biliyoruz ne de karşımızdakini.
Karşımızdaki düzenin nasıl işlediğini, hangi araçlarla ayakta kaldığını, hangi korkularla halkı yönettiğini, hangi vaatlerle kitleleri oyaladığını yeterince çözmeden yola çıkıyoruz. Sonra da yenilgiyi yalnızca ihanetle, yalnızca şanssızlıkla, yalnızca baskıyla açıklamaya çalışıyoruz.
Oysa yenilginin içinde bizim eksiklerimiz de vardır.
“Çar, içimizdeki ajanları vasıtasıyla bizim hiçbir zaman halk nezdinde güç olamayacağımızı bilirmiş.”
A. İfsav Zamlıyoviç
Büyük düşünür ve siyasi aktivist A. İfsav Zamlıyoviç şöyle der:
“Bu düzen değişmeli demekle düzen değişmez; bu düzen değişmemeli demekle de düzen yerinde kalmaz. Düzeni değiştirecek düzenek, düzenin kendi içindedir.”
Bu söz, siyasetin çıplak gerçeğidir.
Düzen, yalnızca dışarıdan bağırarak değişmez. Düzenin damarlarını, çarklarını, zayıf noktalarını, kendi içindeki çatlakları görmek gerekir. Siyaset, yalnızca slogan değil; aynı zamanda hesap, muhasebe, sabır ve strateji işidir.
“Savaş muhasebesiz olmaz, hesap kitap yapmadan yola çıkılmaz.”
A. İfsav Zamlıyoviç
Güneş doğarken de batarken de gölgeler uzar.
Bu yüzden her hareketi zafer sanmak da yanlıştır, her karanlığı yenilgi sanmak da. Tarihin bazı anlarında gölgeler büyür; ama gölgenin büyümesi, güneşin yok olduğu anlamına gelmez.
“Demokrasicilik oynayarak demokrasi mücadelesi kazanılamaz.”
A. İfsav Zamlıyoviç
Bugün en büyük tuzaklardan biri de budur: demokrasicilik.
Demokrasiyi bir görüntüye, bir sahneye, bir seçim taktiğine indirgeyenler, halkın gerçek iradesini değil, kendi küçük hesaplarını büyütürler. Demokrasi, halkın yalnızca sandıkta hatırlanması değildir. Demokrasi; örgütlü halktır, bilinçli yurttaştır, hesap soran emektir, eşitlerin söz hakkıdır.
Popülizmin de ilginç tuzakları vardır.
Halka hoş görüneceğim derken ana ülküden çok uzaklara düşersin. Tam “rüzgârı arkama aldım, yelkenler fora” dersin; bir bakarsın denize adam düşürmüşsün. Denizden adam kurtarayım derken kolunu bacağını kırmışsın.
Çünkü popülizmin rüzgârıyla yapılan işbirliği prensipten uzaksa yüzeysel kalır. İçine sinmeyen, alışık olmadığın, kendi gerçekliğine uymayan şeyleri popülizm uğruna yutmaya kalkarsan, mide reddeder; sonunda kusarsın.
Siyasette doğallık esastır.
Senin olmayan her kimlik üzerinde sırıtır. Kürt değilken Kürtçülük yapmaya kalkmak, seni Kürt dostu yapmaz; tam tersine samimiyetini tartışmalı hale getirir. Kürt halkının hakkını savunmak başka şeydir, onun kimliğini kendi siyasal kostümün haline getirmek başka şeydir.
Aynı şekilde kendi toprağında şişinen horoz gibi kabaran kör milliyetçilik de ne millete yarar sağlar ne insanlığa. Milliyetçiliğin körleşmiş hali, halkı değil, iktidar sahiplerinin korkularını besler.
Politika denkleminde her gücün değerini bilmek gerekir. Büyük ya da küçük, her unsurun yeri vardır. Dost güçler ve düşman güçler, tarihin bazı anlarında yer değiştirebilir. Kopmalar, savrulmalar, çözülmeler çoğu zaman en kritik anda ve genellikle yedek güçlerde yaşanır.
Bu yüzden devrimci siyaset, yalnızca heyecan değil; aynı zamanda soğukkanlılık ister.
Yerel ticaretle uğraşan, mal alıp satanlara tüccar; uzak mesafe ticaretiyle uğraşanlara ise bezirgân denirmiş.
Siyaset bezirgânının da hesabı uzun erimlidir. Karnından konuşur. Etnik, mezhepsel ve toplumsal farklılıklar üzerinden yürür. Kafasının arkasında gizli ajandası vardır. Söz verir; iktidara gelince verdiği sözü unutur.
Her zaman, her yerde aşırı kâr peşindedir.
Böylesinin sınıf siyasetinde yeri olamaz. Çünkü göbekten ve gönülden sermayeye bağlıdır. Buna rağmen emek politikasını da elden bırakmaz; emekçiyi sever gibi görünür, ama sermayenin sofrasından kalkmaz.
Dürüst olmaları, açık davranmaları halinde halkın dostu olabilirler. Ama bunun için önce halkı aldatmaktan, devrimci kavramları ticaret malı gibi kullanmaktan, emeğin adını kendi ikbal hesaplarına alet etmekten vazgeçmeleri gerekir.
Kendilerine her fırsatta bu hatırlatılmalıdır:
Mesleki bezirgânlıkları kendilerine kalsın.
Ama siyaset bezirgânlığı halka düşmanlıktır.
Bunlardan devrimci çıkmaz.
Aldanmayalım.
Elbette kitle partilerinde her türden yapı olacaktır. Devrimciler de buna hazırlıklı olmalıdır. Kitle hareketi, saf ve pürüzsüz bir alan değildir. Orada çelişkiler, çıkarlar, korkular, umutlar, inançlar, hesaplar ve samimi arayışlar iç içe geçer.
Mesele, bu karmaşanın içinde pusulayı kaybetmemektir.
Pusula; halktır.
Pusula; emektir.
Pusula; eşitliktir.
Pusula; özgürlüktür.
Pusula; örgütlü akıldır.
Ve en önemlisi: korkusuz, hesapsız değil ama çıkar pazarlığına teslim olmamış bir devrimci iradedir.
“İnanç, azim, açık yürek, cesaret ve kararlılıktan başka elde silahım yok.”
A. İfsav Zamlıyoviç
Bugün ihtiyacımız olan da budur.
Tepkiden örgütlü bilince, çaresizlikten ortak akla, dağınıklıktan eşitler meclisine, bezirgân siyasetten devrimci siyasete geçmek zorundayız.
Çünkü düzen kendiliğinden değişmez.
Ama hiçbir düzen de sonsuza kadar sürmez.
Yeter ki ateşin şiddetini de bilelim, hamurun kıvamını da.












Bir cevap yazın