Turan Emeksiz, 28 Nisan 1960’ta İstanbul Üniversitesi merkez kampüsünde başlayıp Beyazıt Meydanı’na taşan öğrenci protestoları sırasında polis kurşunuyla öldürülen İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisidir. Onun ölümü, yalnızca bir gencin hayatının kesilmesi değil; Demokrat Parti iktidarının son dönemindeki baskı politikaları, Tahkikat Komisyonu krizi, üniversite gençliğinin siyasal itirazı ve 27 Mayıs’a giden atmosferin en sarsıcı sembollerinden biri hâline gelmiştir. Emeksiz’in adı önce “Hürriyet Şehidi”, sonra sol ve devrimci hafızada “Devrim Şehidi” olarak anılmış; mezarı, adı verilen mekânlar, şiirler ve anıtlar üzerinden Türkiye’nin siyasal belleğinde sürekli yeniden kurulmuş, kimi dönemlerde ise bilinçli olarak silinmeye çalışılmıştır.
Anahtar kelimeler: Turan Emeksiz, 28 Nisan 1960, Tahkikat Komisyonu, Beyazıt, öğrenci hareketleri, 27 Mayıs, Hürriyet Şehidi, Devrim Şehidi.
⸻
- Giriş: Bir Kurşun, Bir Meydan, Bir Hafıza
Turan Emeksiz’in hikâyesi, Türkiye yakın tarihinin en acı ve en öğretici hikâyelerinden biridir. Çünkü bu hikâyede bir öğrenci vardır; Malatya’dan İstanbul’a gelen, orman mühendisi olup ülkesinin dağlarını ağaçlandırmak isteyen bir genç. Bir meydan vardır; Beyazıt. Bir iktidar krizi vardır; Tahkikat Komisyonu. Bir devlet refleksi vardır; yasak, cop, kurşun, sıkıyönetim. Ve sonra bir hafıza savaşı başlar: Önce sahiplenme, sonra unutturma, sonra yeniden hatırlama.
28 Nisan 1960 olayları, İstanbul Üniversitesi bahçesinde başlayan protestoların Beyazıt Meydanı’na yayılmasıyla büyüdü; kolluk kuvvetlerinin müdahalesi sırasında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz polis ateşi sonucu öldürüldü. Aynı olaylar, Demokrat Parti hükümetinin İstanbul ve Ankara’da sıkıyönetim ilan etmesine yol açan büyük bir siyasal infial yarattı. 
⸻
- Siyasal Arka Plan: Tahkikat Komisyonu ve Demokrasinin Boğazı
1950’de “Yeter, söz milletindir” sloganıyla iktidara gelen Demokrat Parti, 1950’lerin ikinci yarısından itibaren muhalefet, basın ve üniversitelerle sertleşen bir ilişki içine girdi. 18 Nisan 1960’ta TBMM’de kurulan Tahkikat Komisyonu, görünüşte CHP’nin ve bir kısım basının faaliyetlerini araştırmak için oluşturulmuştu; fakat anayasa hukukçusu Selin Esen’in değerlendirmesine göre komisyonun yetkileri ve kararları, “araştırma” sınırını aşarak muhalefeti sindirmeye yönelmişti ve hem 1924 Anayasası hem TBMM İçtüzüğü bakımından sorunluydu. 
27 Nisan 1960’ta komisyona geniş yetkiler tanıyan “Salahiyetler Kanunu” kabul edildi. Bu gelişmeden hemen sonra İstanbul ve Ankara’da üniversite öğrencilerinin başını çektiği protestolar başladı. Akademik çalışmalarda da vurgulandığı gibi, iktidar-muhalefet ilişkilerindeki sertleşme, basına getirilen yasaklar ve üniversiteye yönelik müdahale, 28-29 Nisan olaylarının doğrudan siyasal zeminini oluşturdu. 
Burada önemli bir nokta var: 28 Nisan’ı yalnızca “öğrenci olayı” diye okumak eksik kalır. Bu, Meclis’in yetkilerinin fiilen bir komisyon eliyle daraltıldığı, muhalefetin sözünün kesildiği, basının susturulduğu, üniversitenin polis baskısıyla karşı karşıya bırakıldığı bir rejim kriziydi. Gençlik, bu krize ilk büyük kitlesel yanıtı verdi.
⸻
- 28 Nisan 1960: Beyazıt’ta Kanlı Perşembe
28 Nisan sabahı İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Tahkikat Komisyonu’nu ve iktidarın baskıcı uygulamalarını protesto etmek üzere üniversite merkez binasında toplandı. Polis üniversite bahçesine girdi; öğrenciler ve öğretim üyeleriyle kolluk kuvvetleri arasında çatışma çıktı. Olaylar kısa sürede Beyazıt Meydanı’na taştı. Dönemin kaynaklarına göre gösteriler sırasında Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz öldü; ikisi ağır olmak üzere 16 kişi de yaralandı. 
O gün yaralananlardan biri de kaynaklarda çoğunlukla Hüseyin Onur olarak geçen İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisidir. Bazı sosyal medya metinlerinde “Hasan Onur” diye aktarılıyor; ancak akademik ve gazetecilik kaynaklarında adın Hüseyin Onur olduğu görülüyor. Mülkiye dergisinde yayımlanan çalışmada Hüseyin Onur’un ayağından yaralandığı belirtilir; Hasan Cemal’in T24’te yayımlanan yazısında ise Hüseyin Onur’un kasığından vurulduğu ve bacağının kesildiği aktarılır.  
Turan Emeksiz’in ölümü uzun süre “seken kurşun” iddiasıyla açıklanmaya çalışıldı. Fakat TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na ulaşan devlet arşivi belgeleri ve otopsi fotoğrafları, bu iddiayı yeniden tartışmaya açtı. Habertürk’ün 2013’te aktardığı belgelere göre arşivde, Emeksiz’in vücudundan çıkarılan merminin başının ezik olmadığını belirten otopsi raporları ve tanık-uzman ifadeleri bulunuyordu.  Bianet’te yayımlanan değerlendirme de kurşunun giriş-çıkış yönü ve aort damarını parçalaması üzerinden “yüksekten sıkılmış kurşun” ihtimalinin güçlendiğini aktarır. 
Yani resmî anlatı uzun yıllar “seken kurşun” diyerek sorumluluğu dağıtmaya çalışmış; fakat sonraki belgeler, bu ölümün basit bir kaza gibi geçiştirilemeyeceğini göstermiştir.
⸻
- Turan Emeksiz Kimdi?
Turan Emeksiz, 1940’ta Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Gündüzbey’de doğdu. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisiydi. Onun hayatına dair anlatılarda en çok öne çıkan cümle şudur: Orman mühendisi olup memleketin dağlarını, ormanlarını ağaçlandırmak istemesi. Akademiyet’te yer alan biyografik anlatıda, Emeksiz’in İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ni kazandığı, maddi imkânsızlıklar nedeniyle burs desteğiyle eğitimini sürdürdüğü belirtilir. 
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü Emeksiz’in sembolleşmesi yalnızca “politik bir genç” olmasından gelmez; onun hikâyesi aynı zamanda taşradan merkeze gelen yoksul, çalışkan, idealist Cumhuriyet öğrencisinin hikâyesidir. Orman Fakültesi seçimi de rastlantısal değildir: Memleketini ağaçlandırmak isteyen bir genç, devletin kurşunuyla toprağa düşer. Bu yüzden Turan Emeksiz’in ölümü, Türkiye’de devlet-gençlik ilişkisinin en çıplak fotoğraflarından biri olarak kalır.
Habertürk’ün aktardığı bir başka insani ayrıntı ise vurulduğu gün üzerinde iki tiyatro bileti bulunduğu bilgisidir. Arkadaşı Güngör Abdullah Dağıstanlı’nın anlatımına göre Emeksiz, “Fazilet Eczanesi” adlı oyuna gitmek üzere bilet almıştı; biri kendisi, biri arkadaşı içindi. O akşam tiyatroya gidecekti; Beyazıt’ta öldürüldü. 
⸻
- Devletin İlk Tepkisi: Sıkıyönetim ve Haber Yasağı
28 Nisan olaylarının ardından İstanbul ve Ankara’da sıkıyönetim ilan edildi. Akademik kaynaklarda, İstanbul Valisi Ethem Yetkiner’in hükümete “derhal sıkıyönetim ilan edilmesi” teklifinde bulunduğu, hükümetin de saat 15.00’ten itibaren İstanbul ve Ankara’da sıkıyönetim ilan ettiği aktarılır. 
Sıkıyönetim yalnızca askeri önlem değildi; aynı zamanda haberin, sözün, görüntünün kontrol altına alınmasıydı. 29 Nisan’da Tahkikat Komisyonu’nun yayımladığı tebliğle toplantı düzenlemek ve düzenlenen toplantılara katılmak yasaklandı; İstanbul ve Ankara’daki olaylara ilişkin haber, makale, fıkra, resim ve yazıların yayımlanması da sıkı biçimde sınırlandı. 
Bu yüzden 28 Nisan’ın hakikati daha ilk günden karartılmak istendi. Yaralı sayısı, kurşunun nereden geldiği, polisin sorumluluğu, Emeksiz’in cenazesinin akıbeti… Hepsi sisin içine sokuldu. Ama bazı ölüler vardır, saklandıkça büyür. Turan Emeksiz onlardan biri oldu.
⸻
- Üç Kez Defnedilen “Hürriyet Şehidi”
Turan Emeksiz’in ölümünden sonraki süreç, Türkiye’de siyasal hafızanın mezarlar üzerinden nasıl kurulduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.
İlk olarak, Emeksiz’in cenazesi ailesine ve kamuoyuna haber verilmeden 30 Nisan sabahı İstanbul’da Mevlânakapı Mezarlığı’na gizlice defnedildi. 27 Mayıs sonrasında ise cenazesi buradan alınarak “Hürriyet/Devrim Şehidi” ilan edilen diğer isimlerle birlikte 10 Haziran 1960’ta büyük bir törenle Anıtkabir’e gömüldü. 
Bu ikinci defin, yalnızca bir cenaze töreni değildi; yeni iktidarın kendi meşruiyetini kurmak için bir sembol üretmesiydi. Devletin kurşunuyla ölen öğrenci, devletin kurucu mekânına, Anıtkabir’e taşınıyordu. Böylece Emeksiz, 27 Mayıs anlatısının merkez figürlerinden biri hâline getirildi.
Üçüncü defin ise 12 Eylül sonrasının siyasal rövanşı içinde gerçekleşti. Devlet Mezarlığı düzenlemesi sonrasında Anıtkabir’deki “Hürriyet” ve “27 Mayıs” şehitlerinin mezarları 24 Ağustos 1988’de kaldırıldı; Ersan Özey dışındakiler Cebeci Şehitliği’ne defnedildi. 
Böylece Turan Emeksiz’in bedeni üç kez yer değiştirdi:
Mevlânakapı, Anıtkabir, Cebeci.
Bir gencin mezarı bile Türkiye’nin siyasal iklimine göre taşındı.
⸻
- Ailesine Bağlanan Aylık ve Devletin Çelişkisi
27 Mayıs sonrasında çıkarılan kanun tasarısında, Turan Emeksiz’in annesi Zeynep Emeksiz ile kız kardeşleri Gülnaz ve Solmaz Emeksiz’e “vatani hizmet tertibinden” aylık bağlanması öngörüldü. TBMM/Millî Birlik Komitesi evrakında gerekçe açıkça şunu söyler: Turan Emeksiz, 28 Nisan 1960’ta İstanbul-Beyazıt Meydanı’nda üniversitelilerin yaptığı millî nümayiş sırasında “atılan bir kurşunla şehit düşmüştür.” 
Bu belge, devletin kendi diliyle kurduğu çelişkiyi gösterir. Bir tarafta onu öldüren devlet şiddeti; diğer tarafta ailesine maaş bağlayan ve onu “şehit” olarak tanıyan devlet. Türkiye’de devlet hafızası çoğu zaman böyledir: Önce yarayı açar, sonra yaranın üstüne madalya iliştirir.
⸻
- Şiirde Turan Emeksiz: Nâzım Hikmet ve Enver Gökçe
Enver Gökçe, Ahmet Kaya’nın bestelediği şiirinde Turan Emeksiz için şöyle demişti;
Başı Daralınca Yılmaz’ın
Baktı atacak taşı yoktu
Baktı eli durmuş, ayağı durmuştu
Vurulmuştu
Çıkardı yüreğini kan içinde
Çarptı kötünün kafasına
Hay bu nasıl devran.
TURAN EMEKSİZ
Bir yürüyüş eylediler sabahtan
Ilgıt ılgıt kan gider loy loy!
Dayan dizlerim dayan!
Ağla gözlerim ağla!
Namlu puşt olmuş, atayağı puşt.
Yine düşman elindeydi vatan
Bir oğul çıktı Malatya’dan:
Anası Yılmaz çağırırdı
Haram süt emmemişti anadan.
Ve Beyazıt derler bir büyük alan
Düşman sarmıştı sağı solu
Düşman çok, cephane yoktu.
Yetişmemişti daha Cemal Paşa kolu
Amandı el aman!
Tank paletleriydi alanda dönen
Kusan namlularda, kalleş ölümcül
Ve vuran ve kıran ve haykıran
Malatyalı şöyle baktı bir
Ana baba günüydü herhal
Her yönde toz duman!
Vay anam vay!
Bu belalı başınan
Kime ne diyem
Kime ne diyem
Nerelere gidem
Ya derdime derman
Ya katlime ferman!
Başı daralınca Yılmaz’ın
Baktı atacak taşı yoktu
Baktı eli durmuş, ayağı durmuştu
Vurulmuştu.
Çıkardı yüreğini kan içinde
Çarptı kötünün kafasına
Hay bu nasıl devran?
28
Nisandı
Yavri
Hey!
Ham
Meyveyi
Kopardılar
Dalından.
Enver GÖKÇE
BEYAZIT MEYDANI’NDAKİ ÖLÜ
“Bir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.
Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.
Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.
Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletim hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.”
Nazım Hikmet
Turan Emeksiz’in hafızadaki yerini yalnızca belgeler değil, şiir de kurdu. Nâzım Hikmet, Mayıs 1960’ta “Beyazıt Meydanı’ndaki Ölü” şiirini yazdı. Şiirde Emeksiz, “ders kitabı bir elinde” ve “başlamadan biten rüyası”yla anlatılır. Bu iki imge, onun hem öğrenci kimliğini hem de yarım kalan hayatını özetler. Şiirin sonunda kan, “hürriyet türküleriyle” geri dönecek bir toplumsal hafızaya bağlanır. 
Enver Gökçe ise “Turan Emeksiz” şiirinde daha halkçı, daha ağıtçı, daha öfkeli bir dil kurar. Bu şiir daha sonra Ahmet Kaya tarafından “Katlime Ferman” adıyla bestelenmiştir. SoL Haber’deki aktarımda, şiirin Enver Gökçe’nin Dost Dost İlle Kavga kitabında yer aldığı ve Ahmet Kaya tarafından şarkılaştırıldığı belirtilir. 
Nâzım’ın şiirinde Emeksiz, meydanda yatan gençtir. Enver Gökçe’de ise Malatya’dan çıkan oğuldur. Biri modern politik ağıt, diğeri halk türküsüne yaslanan isyan dili kurar. İkisi birlikte Turan Emeksiz’i yalnızca tarih kitaplarına değil, halk hafızasına da yazar.
⸻
- Adının Verildiği Yerler ve Silinmek İstenen İzler
Turan Emeksiz’in adı ölümünden sonra birçok mekâna verildi. İstanbul Üniversitesi öğrenci yemekhanesi, İstanbul Şehir Hatları vapuru, Malatya’da lise ve cadde, Gaziantep’te mahalle, Ankara’da sokak, İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampüsündeki anıt ve çeşitli büstler bu hafızanın parçaları oldu. Bianet’teki derlemede, Malatya’daki lise ve caddenin 1963’te Turan Emeksiz adını aldığı; 12 Eylül döneminde bu adların değiştirildiği; caddenin adının 2013’te yeniden Turan Emeksiz yapıldığı, fakat lisenin adının değiştirilemediği aktarılır. 
Turan Emeksiz adını taşıyan vapur da bu hafızanın ilginç örneklerinden biridir. 1961’de Glasgow’da yaptırılan yolcu vapuruna Emeksiz’in adı verilmiş; vapur uzun yıllar İstanbul Şehir Hatları’nda hizmet vermiş, sonra Mudanya’da yüzer otel/restoran olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet’in haberine göre vapur 46 yılı aşkın süre hizmet verdikten sonra kültürel miras olarak değerlendirilmek üzere yeniden İstanbul’a gönderilmiştir. 
Turgay Gülpınar’ın “Toplumsal Belleğe Adanmış Mekânlar: Turan Emeksiz’i Hatırlamak ve Unutmak” başlıklı çalışması, Emeksiz adının mekânlar üzerinden hem inşa edildiğini hem de imha edilmeye çalışıldığını gösterir. Çalışmaya göre Turan Emeksiz Vapuru, Turan Emeksiz Ormanı, Malatya’daki lise ve cadde, onun hatırlanmasını sağlayan başlıca mekânlardı; fakat özellikle 12 Eylül sonrasında bu izlerin silinmesi yönünde güçlü bir siyasal müdahale gelişti. 
Malatya’daki Turan Emeksiz Lisesi’nin adının 1984-1985 öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Malatya Lisesi olarak değiştirilmesi, caddenin adının ise 1985’te Milli Egemenlik Caddesi yapılması, bu silme politikasının somut örnekleridir. 
⸻
- “Hürriyet Şehidi”nden “Devrim Şehidi”ne
Turan Emeksiz’in hafızadaki unvanı zamanla değişti. 27 Mayıs sonrasında devlet onu “Hürriyet Şehidi” olarak sahiplendi. 1960’ların sonlarından itibaren sol hareketler, gençlik örgütleri ve devrimci hafıza onu “Devrim Şehidi” olarak andı. Bu dönüşüm tesadüf değildi. Çünkü Emeksiz’in ölümü, iktidar baskısına karşı üniversite gençliğinin başkaldırısının ilk büyük simgelerinden biri hâline gelmişti.
Gülpınar’ın çalışması bu dönüşümü açık biçimde ifade eder: Devletçe yaratılan “Hürriyet Şehidi” simgesi zaman içinde sol hareketleri ve devrimci mücadeleyi çağrıştıran “Devrim Şehidi” figürüne dönüşmüştür. 
İşte bu yüzden Turan Emeksiz yalnızca 27 Mayıs’ın değil, 1968 kuşağının, 1970’lerin gençlik mücadelesinin ve sonraki kuşakların hafızasında da yaşamaya devam etti.
⸻
- Tarihsel Değerlendirme: Emeksiz’i Anmak, Darbeyi Aklamak Değildir
Burada ince bir çizgi var. Demokrat Parti’nin son dönemindeki baskıcı uygulamalar, Tahkikat Komisyonu, basın yasakları, üniversiteye polis müdahalesi ve gençlerin üzerine ateş açılması tarihsel olarak açık biçimde mahkûm edilmelidir. Fakat bu mahkûmiyet, 27 Mayıs askeri müdahalesini otomatik olarak meşrulaştırmaz.
Turan Emeksiz’i anmak, gençliğin özgürlük talebini anmaktır. Beyazıt’ta vurulan öğrenciyi anmak, devlet şiddetine karşı hafızayı diri tutmaktır. Ama bir öğrencinin ölümü üzerinden askeri vesayeti kutsamak başka bir yanlıştır. Emeksiz’in hatırası en çok şunu söyler: Ne seçilmiş iktidarın zorbalığı, ne de üniformalı kurtarıcılık… Halkın, gençliğin, üniversitenin, basının ve düşüncenin özgürlüğü esastır.
Turan Emeksiz’in adı bu yüzden hâlâ önemlidir. Çünkü onun hikâyesi, Türkiye’de demokrasinin yalnız sandıktan ibaret olmadığını; basın özgürlüğü, üniversite özerkliği, toplantı hakkı ve gençliğin söz hakkı olmadan demokrasinin kuru bir kabuğa dönüşeceğini gösterir.
⸻
Turan Emeksiz, Malatya’dan İstanbul’a gelen genç bir Orman Fakültesi öğrencisiydi. Kafasında
Bu memleketin dağlarını ağaçlandırma hayali vardı. 28 Nisan 1960’ta Beyazıt’ta vuruldu. Onu öldüren kurşun yalnızca bir bedene değil, bir kuşağın özgürlük talebine sıkıldı.
Ama kurşun bazen öldürdüğünden fazlasını doğurur. Turan Emeksiz’in ölümü de öyle oldu. Nâzım’ın şiirinde meydanda yatan genç, Enver Gökçe’nin dizelerinde Malatya’dan çıkan oğul, Ahmet Kaya’nın sesinde ağıt, Beyazıt’ta anıt, Malatya’da cadde, İstanbul’da vapur oldu.
Onu unutturmak istediler: Mezarını taşıdılar, adını tabelalardan indirdiler, büstlerini kaldırdılar. Fakat bazı isimler tabeladan silinince hafızaya daha derin kazınır.
Turan Emeksiz, Türkiye gençlik tarihinin ilk büyük kırılma noktalarından biridir. Bir öğrenci, bir devrim şehidi, bir hürriyet simgesi; ama en çok da başlamadan bitirilen bir rüyanın adıdır.
Saygıyla. Unutmadan. Unutturmadan.
Mehmet Özgür Ersan Abdal Yesari
Kaynakça
Birincil / Resmî Kaynaklar
- TBMM / Millî Birlik Komitesi Tutanakları, 6 Ekim 1960, Birleşim 18.
Turan Emeksiz’in annesi Zeynep Emeksiz ile kız kardeşleri Gülnaz ve Solmaz Emeksiz’e “vatani hizmet tertibinden aylık bağlanması”na ilişkin kanun görüşmeleri.  - Devlet Arşivleri Başkanlığı / Cumhuriyet Arşivi belgeleri.
28 Nisan 1960 olayları, Turan Emeksiz’in ölümü, otopsi ve olay sonrası devlet yazışmaları için temel başvuru alanıdır. Bu belgelerden bazıları Habertürk’ün 2013 tarihli haberinde de kullanılmıştır.  - Devlet Mezarlığı Hakkında Kanun, Kanun No: 2549, 6 Kasım 1981.
12 Eylül sonrası Anıtkabir’deki “Hürriyet Şehitleri” mezarlarının kaldırılması ve nakil sürecinin hukuki arka planı için kullanılabilir. 
⸻
Akademik Kaynaklar
- Mehmet Korkut Aydın, “Basın Kaynaklarına Göre 27 Mayıs 1960’a Giden Süreçte Turan Emeksiz Olayı / Turan Emeksiz Incident in the Process from May 27 According to Press Sources”, International Journal of Social Science Research, 9/2, 2021, s. 180-197.
28 Nisan 1960 olaylarının basına yansıması ve Emeksiz’in ölümünün siyasal bağlamı için temel akademik kaynaklardan biridir.  - Sema Akılmak Topçu – Selçuk Ural, “27 Mayıs Darbesi Sürecinde Basında İstanbul-Ankara Olayları”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 2021.
İstanbul Üniversitesi olayları, yaralılar, sıkıyönetim ve basın yansımaları için önemli bir akademik çalışmadır.  - Turgay Gülpınar, “Toplumsal Belleğe Adanmış Mekânlar: Turan Emeksiz’i Hatırlamak ve Unutmak”, Sosyal, Beşerî ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 6, Sayı 2, 2023, s. 205-222.
Turan Emeksiz adının vapur, lise, cadde, anıt, büst ve mezar üzerinden nasıl hatırlandığını ve nasıl unutturulmak istendiğini inceleyen en önemli çalışmalardan biridir.  - Turgay Gülpınar, Şehitliğin İnşası ve İmhası: Turan Emeksiz Örneği, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, 2012.
Özellikle “Hürriyet Şehidi” figürünün kurulması, Anıtkabir’e nakil ve 12 Eylül sonrası mezar siyasetini anlamak için başvurulabilir.  - Selin Esen, “Tahkikat Komisyonu”, ilgili anayasa hukuku incelemesi.
Tahkikat Komisyonu’nun 1924 Anayasası ve TBMM içtüzüğü bakımından sorunlu yapısını anlamak için kullanılabilir.  - S. Öztaş, “27 Mayıs 1960 Askerî Darbesine Giden Süreçte Üniversite Olayları”, DergiPark makalesi.
27-28 Nisan İstanbul olayları ve gençlik hareketinin siyasal atmosferi için yardımcı akademik kaynaktır. 
⸻
Kitap ve Biyografik Kaynaklar
- Nihat Emeksiz, Turan Emeksiz: Beyazıt Meydanı’nda Yaşayan Genç, Doğu Kitabevi, 2022.
Aile hafızası, biyografik ayrıntılar ve Turan Emeksiz’in anısının yaşatılması açısından önemli bir kaynaktır.  - Nihat Emeksiz, “Turan Emeksiz ve Hürriyet Anıtı”, Cumhuriyet, 28 Nisan 2023.
İstanbul Üniversitesi Beyazıt yerleşkesindeki Hürriyet/Turan Emeksiz Anıtı’nın tarihçesi için kullanılabilir. 
⸻
Basın / Haber Kaynakları
- Habertürk, “Vurulma anı ilk kez ortaya çıktı”, 2013.
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na ulaşan arşiv belgeleri, otopsi fotoğrafları ve “seken kurşun” tartışması için başvurulabilir.  - Habertürk, “Öldürülmese tiyatroya gidecekti”, 2013.
Turan Emeksiz’in kişisel hayatına ilişkin, üzerinde bulunan tiyatro biletleri gibi insani ayrıntılar için kullanılabilir.  - Bianet, “Turan Emeksiz: Ya derdime derman, ya katlime ferman…”, 28 Nisan 2016.
Emeksiz’in adının verildiği yerler, Malatya’daki cadde/lise meselesi, büstler ve şiirsel hafıza için yararlı bir derlemedir.  - Independent Türkçe, “Turan Emeksiz üzerinden 12 Eylül’ün, 27 Mayıs’ını okumak”, 12 Eylül 2023.
Emeksiz’in üç defin süreci, 12 Eylül sonrası mezar politikası ve toplumsal hafıza meselesi için kullanılabilir.  - Cumhuriyet, “Turan Emeksiz Vapuru Mudanya’dan İstanbul’a uğurlandı”, 2022.
Turan Emeksiz adını taşıyan Şehir Hatları vapurunun tarihçesi için kullanılabilir.  - Sözcü, “Hürriyet Şehidi Turan Emeksiz”, 1 Mayıs 2016.
Üç kez defnedilme anlatısı, “Orman mühendisi olacağım, bu dağları ağaçlandıracağım” sözü ve popüler hafıza aktarımı için destekleyici kaynak olarak kullanılabilir. 
⸻
Şiir / Edebiyat Kaynakları
- Nâzım Hikmet Ran, “Beyazıt Meydanı’ndaki Ölü”, Mayıs 1960.
Turan Emeksiz’in şiirsel ve siyasal hafızadaki yerini göstermek için temel edebî kaynaktır. İstanbul Hukuk Mecmuası’ndaki çalışmada da şiirin Emeksiz’i “adını anmadan” ölümsüzleştirdiği belirtilir.  - Enver Gökçe, “Turan Emeksiz”, Bütün Şiirleri, Evrensel Basım Yayın, 2012.
Şiir daha sonra Ahmet Kaya tarafından “Katlime Ferman” adıyla bestelenmiştir.  - Ahmet Kaya, “Katlime Ferman”.
Enver Gökçe’nin Turan Emeksiz şiirinden hareketle bestelenen eser; Emeksiz’in sol/devrimci kültürel hafızadaki yerini göstermek için kullanılabilir. 
Kısa Kaynakça:
Aydın, Mehmet Korkut. “Basın Kaynaklarına Göre 27 Mayıs 1960’a Giden Süreçte Turan Emeksiz Olayı.” International Journal of Social Science Research, 2021.
Gülpınar, Turgay. “Toplumsal Belleğe Adanmış Mekânlar: Turan Emeksiz’i Hatırlamak ve Unutmak.” Sosyal, Beşerî ve İdari Bilimler Dergisi, 2023.
Gülpınar, Turgay. Şehitliğin İnşası ve İmhası: Turan Emeksiz Örneği. Ankara Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2012.
TBMM Millî Birlik Komitesi Tutanakları, 6 Ekim 1960.
Nihat Emeksiz. Turan Emeksiz: Beyazıt Meydanı’nda Yaşayan Genç. Doğu Kitabevi, 2022.
Nâzım Hikmet Ran. “Beyazıt Meydanı’ndaki Ölü”, 1960.
Enver Gökçe. “Turan Emeksiz”, Bütün Şiirleri, Evrensel Yayınları.












Bir cevap yazın