Arkadaşımla bir fincan kahve içmek için görüştük. Tabi kahve bahane, özlem gidermek ve iyi/kötü duygu düşüncelerimizi konuşup kritiğini yapmaktı. Biraz kendimizi anlattık, bu aralar nelerle meşgul olduğumuzu ve paranın ve insanın nasıl bela olduğunu konuştuk. Varlığı ve yokluğu dert olduğunu ve bozuk düzenin bizden aldıklarını konuştuk. Varoluşun analizini yaptık.
Halkın kitap okumadığını acı ile kıvranarak ifade etmesindeki o mimikler hala gözümün önünde canlanıyor.
Bütün mesele kitap okumamaktır yoksa ne bu kadar iğreti verecek cahillik olurdu ve ne bu kadar sorunlu sistem olacaktı. Sistemlerin bozukluğu, çürük toplumlar sonucudur. Halkın bilinçsizliğinin kahrını ve bedellerini yaşıyoruz.
Yine arkadaşımın kitap okurken zamanlar arası ışınlandığını ve bizzat o zaman diliminde, olay hikayede bir fiil yaşadığını, rol aldığını konuştu. Işınlanma denilen şey, kitap yoluyla olur demesini hayranlıkla dinledim. Aşksa aşk, savaşsa savaş ve dram, sevinç, mücadele hepsinin içinde hissediyor oynuyorum, dedi.
” Halk kitap okumuyor, kaç kişi gece yatak odasında uyumadan önce bir iki sayfa okuyor, kaldığı yeri ucundan kıvırıyor” anlatısındaki o içtenlik, hoşluk ve şaşkınlık zira tanıdık olan duyguyu ifade ediyordu. Hınca hınç çalıştığını bildiğim bu kişinin meğer kitap okuma ritüeli varmış. Evet yabancısı olmadığını biliyordum ama bir kitaplığının olması, her gece kendine mini bir an bile olsa bir kaç sayfa okumasına şaşırmıştım, nitekim bundan gurur da duydum.
Ben sadece dinleyici olmak istedim; bugün ne öğrenebilirim, bana anlık tat huzur veren bu sohbetin benliğimde bıraktığı duygunun kazanımları ne olabilir diye dinginlikle dinlemek istedim. Meğer ne çok özlemişim böylesi kaliteli bir sohbeti.
Türkiye’de yaşamak ne çok zor ve ne çok bahtsızlık! Coğrafyasıyla iklimiyle güzelim ülkenin içindeki toplum / yönetim problemi hiçbir zaman düzelmiyor. Hele şu an tam da şahit olduğum bu dönem fazla zorluyor. Tabi her dönem öyleymiş anlatılanlar, yaşanılanlar mıh gibi maalesef.
Hukuksuzluk diz boyu, adaletsizlik sınır aşıyor, eşitliksizlik canımızı okuyor. Verdiğimiz emek bazılarımızın sıfır ile çarpılıyor ve ne kimseden ses çıkıyor, ne kimse duymak istiyor. Bunun huzursuzluğu kaygısı korkusu ensemizde duruyor. Sistem sorun, toplum sorun… kitap ile oturulan demlenen bir toplum modelinin çatısı da iyi bir model olurdu. Bu yetmezmiş gibi ortadoğunun kronik cehaleti ülkeye doluştu. Bu cehalet ne çok iğreti görünüyor. Gelenler sadece ürüyor…. kalite nitelik diye bir kavrama yabancı. Tabi bunun siyasi boyutunu gözönünde bulunduruyorum.
Ve ben ise cezai ehliyeti olmayan bireylerin öğretminiyim. Her gün ancak beyin nöronlarım gıdım gıdım ölür. Burada yaratıcılık olmaz.
Bu çürük toplumda, bu bozuk emeğimi çatır çatır yiyen düzende, nereye dönsem sorun olan bu coğrafya kültür çevre ilişki aile modelinde eğer kitap okuma gibi bir alışkanlığım olmasaydı, yazmak üretmek, sanat kültür, edebiyat felsefe, spor ile ilgilenmeseydim kafayı yerdim. Kendimi bu alışkanlıklarımla besliyorum, ileştiriyorum delirmemek adına.
Varoluş başlı başına anlamsız. Anlamsızlığın içinde anlam bulup yaşıyoruz. Eh işte…!
Bugün arkadaşımla buluştum, sohbet dinlendirdi. Meğer ne gizli sessiz kahramanlar varmış. :))
8 Nisan 2026
Çarşamba ( felsefe okulunu kaçırdım sohbet uğruna )
tuannaguzel












Bir cevap yazın