Aldanırsın dünyaya, iki gözün kamaşır
Ecel çıkar gelir de, el ayağa dolaşır
Hanede bırakır mı, tek bir kirli çamaşır
Hangi gün hangi saat, vakti bileydi insan
Feryad-ı figan ile şehristanlar yıkıldı
Söze sırdır denildi, derd-ü mahfilde kaldı
Hak ne sakal verirdi, ne başa saç koyardı
Ağarıp dökülmeden, tel tel yolaydı insan
Bayırdan aşağıya, bir kuvvet itsen bile
Ürüzgara savurup, yolda azıtsan bile
Gelir de bulur muydu, fizana gitsen bile
Ayrılığın başına, daşı çalaydı insan
Göz denilen çukura, leb-i derya sığmazdı
Göğe yükselen buhur, geri döner yağmazdı
Sanma kahır sahibi, hiçbir kul ağlamazdı
Anadan doğar doğmaz, ilkin güleydi insan
Fakirin kemiğini sızlatır da zemheri
Yansın yakılsın demez, veresiye defteri
Candan aziz bildiği, cevheri mücevheri
Bölüşür paylaşırdı, dara geleydi insan
Devenin kemiğinde, ceylanın derisinde
Hem evvel hem ahirde, zamanın berisinde
Bilseydi yazılanı, sızlardı yarasında
Bunca kan dökmez idi, eşref olaydı insan
Şairlik ağac ise, Kösebeyli şıvgındır
Söğüdün dalı gibi, eğildiği durgundur
Has bahçenin gülünü, aramaktan yorgundur
Kadir kıymet bilir mi, yerde bulaydı insan












Bir cevap yazın