Çınar ve meşe gibi ağaçlar hep yukarı doğru büyürken aynı zamanda etrafına alan açar….kadim kültürlerde köy meydanına dikilirler. Çünkü onların doğası, insanları toplamak ve büyütmektir. Bu enerji doğrudan zeus’un yani jüpiter’in doğasına benzer…antik yunanda meşe ağacı Zeusa adanmıştı ve yapraklarının hışırtısından kehanet çıkarılırdı…ağaç sadece gölge vermezdi, konuşurdu.
Ama her ağaç böyle açıcı değildir. Servi ağacı… ince, uzun, neredeyse göğe bir çizgi çizer gibi yükselir. Mezarlıklarda neden hep servi vardır çünkü zamanı temsil eder. Eğilmez, yayılmaz, sadece yükselir. Bu haliyle kronus yani satürn’ün doğasına çok yakındır. Sınır koyar, daraltır ama aynı zamanda form verir.
…zeytin… bambaşka bir titreşim. Serttir aslında, kolay yetişmez ama verdiği şey meyvedir….Barıştır…uzlaşmadır. Antik çağda bir zeytin dalı uzatmak savaş bitirmek demekti. Bu yüzden zeytin ağacı aphrodite ile ilişkilendirilir. İlginç bir detay: Zeytin ağacı bin yıl yaşayabilir ama meyve vermesi için sabır ister….Venüs…
Bir de daha sert olanlar var… dikenli çalılar, kızılçamlar. ..gölge vermez, sarmaz…mesafe koyar. Ama hayatta kalırlar. Yangın olur, kesilirler, yine çıkarlar. Bu doğrudan Ares enerjisidir. Mars dediğimiz şey sadece savaş değil, yaşam dürtüsüdür. Bu ağaçlar sana nazik olma, güçlü ol demez… direkt dayan der.
Söğüt…Dalları yere doğru sarkar, rüzgârla birlikte sürekli hareket eder. Sanki görünmeyen bir şeyle konuşur gibi. Bu yüzden birçok kültürde söğüt, ruhlar alemiyle bağlantılı kabul edilir. Bu da bizi Hermes’e götürür. Çünkü Hermes sadece haberci değil, aynı zamanda dünyalar arası geçişin tanrısıdır. Söğüt de bunu yapar: görünmeyenle görünür arasında bir köprü kurar.
Ay’a geldiğimizde işler daha yumuşar. Kavak ve ıhlamur gibi ağaçlar genelde suya yakın büyür. Yaprakları hassastır, çabuk dökülür. Ama her seferinde yeniden açarlar. Bu döngüsel yapı ay’ın doğasıdır. İlginçtir, eski Slav geleneklerinde ıhlamur ağacı anne ağacı olarak görülürdü. Altında dua edilir, korunma istenirdi.
Güneş ağaçları ise daha görünürdür. Defne mesela… antik çağda kazananlara neden defne tacı takılırdı. Çünkü defne, ışığı ve başarıyı temsil ederdi. Ama aynı zamanda bir hikaye taşır: Apollo’dan kaçan daphne’nin ağaca dönüşmesi…
…en derinde olanlar… porsuk gibi ağaçlar. Zehirlidirler. Ama aynı zamanda şifada kullanılırlar. Bu paradoks bizi nereye götürüyor…Tabii ki Hades’e. Plütonik ağaçlar
Eski Kelt mezarlıklarında porsuk ağaçlarının bulunmasının sebebi de bu: ölümle yaşam arasındaki geçiş kapısı olarak görülmeleri.
Rastgele bir ağacın altında huzur bulamayız.
Kimisi çınarın altına oturur ve derin bir nefes alır.
Kimisi aynı yerde sıkılır…gider söğütün altına çekilir.
Kimisi servinin yanında garip bir saygı hisseder.
Bu tesadüf değil.
Bir ağaç seni çekiyorsa, o ağacın taşıdığı gezegensel arketip senin içinde aktiftir.












Bir cevap yazın