Ahmet Telli, Âşık Veysel üzerinden yaptığı değerlendirmede şöyle diyor:
“Dengbejler, halk ozanları, iktidara yönelik, iktidarda olanları asla övmezler. Ama Âşık Veysel hayatında egemen olanı, cumhurbaşkanını övmüştür ve bitmiştir olay. Dengbejler ve ozanlar egemen olanı, iktidarda olanı övmezler; itirazcıdır. Ahlak budur. Bu ahlak bittiği zaman dengbejlik geleneği de ozanlık geleneği de biter.”
Bu sözler, ilk bakışta “muhalif sanat” adına kurulmuş keskin bir cümle gibi duruyor. Fakat biraz yakından bakınca, mesele hiç de bu kadar basit değil. Çünkü halk ozanlığı geleneğini yalnızca “iktidara karşı olmak” üzerinden tanımlamak, hem tarihi hem de sanatı dar bir ideolojik kalıba hapsetmektir.
Âşık Veysel’i, Mustafa Kemal Atatürk’e duyduğu sevgi ve saygı üzerinden mahkûm etmeye çalışmak büyük bir haksızlıktır. Çünkü burada övülen şey yalnızca bir “iktidar sahibi” değildir; yıkılmış bir imparatorluğun ardından bağımsız bir Cumhuriyet kuran, halkın kaderini değiştiren tarihsel bir şahsiyettir. Atatürk’e duyulan sevgi, sıradan bir iktidar övgüsüyle açıklanamaz.
O zaman Ahmet Telli’ye sormak gerekir:
Aynı ölçüyü Nâzım Hikmet’e de uygulayabilir mi?
Ruhi Su’yu, Zülfü Livaneli’yi, Edip Akbayram’ı, Mahzuni Şerif’i de Mustafa Kemal Atatürk’ü eserlerinde andıkları, sevdikleri, övdükleri için aynı şekilde eleştirebilir mi?
Eğer ölçü buysa, bu isimlerin tamamını da aynı yere koymak gerekir. Ama meseleye böyle bakmak, sanatçının tarihsel bağlamını, halkla kurduğu bağı, dönemin ruhunu ve milletin ortak hafızasını yok saymak olur.
Sanatçının ahlakı yalnızca itiraz etmek değildir. Elbette ozan itiraz eder, zulme karşı söz söyler, haksızlığın karşısında durur. Ama ozan aynı zamanda halkın sevincini, umudunu, yasını, minnetini ve ortak değerlerini de dile getirir. Âşık Veysel’in yaptığı da budur.
Ahmet Telli, muktedir sanatçı eleştirisi yapacağım derken meseleyi fazla indirgemiştir. “Solculuk” adına konuşayım derken sanatın, halk edebiyatının ve tarihsel gerçekliğin hakkını verememiştir.
Âşık Veysel’i anlamak için ideolojik öfke yetmez; halkın dilini, toprağın sesini, Cumhuriyet’in Anadolu insanında yarattığı büyük dönüşümü de anlamak gerekir.
Bu yüzden mesele açıktır:
Âşık Veysel bitmemiştir.
Halk ozanlığı geleneği bitmemiştir.
Ama Ahmet Telli bu sözleriyle gerçekten tel tel dökülmüştür.












Bir cevap yazın