BEHZAT AY
(D. 2 Mayıs 1936, Arslanköy / Mersin – Ö. Temmuz 1999, Yakacık / İstanbul)
Sonsuzluğa Gideli 27 Yıl Oldu…
BABAM BEHZAT AY
Söyleşi: Ramazan Çakıroğlu
Ramazan Çakıroğlu sordu, ben yanıtladım.
1. Behzat Ay kimdir? Çocukluğu ve eğitim hayatı nerelerde geçti?
Behzat Ay, 2 Mayıs 1936’da Mersin’in Arslanköy nahiye merkezinde dünyaya geldi. Fatma Hanım ile yapı ustası ve çiftçi Hakkı Ay’ın oğluydu.
İlkokulu, köyüne yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki bir kasabada okudu. Daha sonra Düziçi Köy Enstitüsü’ne girdi. Buradan mezun olduktan sonra, 1954 yılından itibaren Samsun’un köylerinde öğretmenlik yapmaya başladı.
Bir süre köy öğretmenliği yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Özel Eğitim Bölümü’nü kazandı. Bu bölümü bitirdikten sonra ilköğretim müfettişi olmaya hak kazandı.
Yazdığı yazılar nedeniyle Siirt’e sürgün edildi. Siirt’te görev yaptığı dönemde Şırnak, Eruh, İdil gibi görece geri kalmış ilçelerde denetmenlik yaptı. Görevi gereği sık sık köylere gidiyor; köylülerin yıkık dökük evlerde, hastalıklar ve yoksulluk içinde verdiği yaşam mücadelesine tanıklık ediyordu.
Behzat Ay bu tabloya sessiz kalmadı, gördüklerini yazdı. Yazıları nedeniyle hakkında soruşturma açıldı ve müfettişlik görevi elinden alındı. Ardından Siirt’ten Erzincan’a sürgün edildi.
Erzincan’da bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul’a tayin istedi. Eş durumundan İstanbul’a atandı. İstanbul’da Maltepe ve Mehmet Karamancı ilkokullarında, Kadıköy Kız Lisesi’nde ve Haydarpaşa Lisesi’nde görev yaptı.
12 Eylül askeri darbesinin ayak seslerini duydu. Darbeden on gün önce emekli oldu.
Yazın dünyasına adım attığı ilk andan itibaren dergilere ve gazetelere yazılar gönderdi. Yazıları; Cumhuriyet, Milliyet, Güneş gibi gazetelerde; Varlık, Türk Dili, İmece, Öncü, Yelken, Güney, Yön, Türk Solu, Ant, Yansıma, Çaltı, Sosyal Adalet gibi önemli dergilerde yayımlandı.
Romancılığının yanı sıra iyi bir öykü yazarıydı. Dikkate değer bir başka yönü de gazeteciliğiydi. Edebiyatın hemen her türünde eser verdi; denemeler, günlükler, romanlar, öyküler, gezi notları ve incelemeler kaleme aldı.
Behzat Ay, Temmuz 1999’da, 63 yaşında yaşama veda etti.
Eserleri
Deneme – Günlük:
Köyden Geliyorum, Başkanın Ankara Dönüşü, Atatürk’ten Sonra Kir Kin Yalan, Çırılçıplak Yüreğimle, Kan ve Gözyaşı
Roman:
Dor Ali, Sis İçinde, Sürgün, O Uzun Yalnızlık
Gezi Notları:
Gündoğusu
Öykü:
Kuşku ve Korku
İnceleme:
Çanakkale’den Laik Cumhuriyet’e, Tarihimizde Önemli Günler ve Atatürk
2. Sizce Behzat Ay’ın roman ve öykülerinde gözlemlediğiniz bir kırılma ya da ana vurgu noktası var mıdır?
Behzat Ay çok iyi bir gözlemciydi. Köylerde öğretmenlik yaptığı dönemlerde halkla bütünleşmek için köy kahvesine gider, köylülerle sohbet ederdi. Bunda, kendisinin de bir köy çocuğu olmasının büyük payı vardı.
Modern kent yaşamına karşı köyü, köy insanını ve köy yaşamını öne çıkaran romanlar yazdı.
Dor Ali romanında, romana adını veren karakterin köyde başlayan yaşamı anlatılır. Dor Ali, zamanla tarlasından elde ettiği gelirin geçimine yetmemesi üzerine şehre göç etmek zorunda kalır. Roman, onun şehirde yaşadığı zorlukları ve dönüşümü konu edinir.
Behzat Ay’ın Kuşku ve Korku adlı kitabında yer alan öykülerde ise en çok işlenen temalardan biri yalnızlıktır. Bu yalnızlık, aslında onun kendi iç yalnızlığıdır.
Behzat Ay’ın roman ve öykülerinde öne çıkan başlıca temalar; ekonomik sıkıntılar, geçim derdi, siyasal baskılar, darbe ve sıkıyönetim atmosferi, öğrenci ölümleri, bürokrasi, aydın sorunları, sürgün, doğa ve hayvan sevgisi ile yalnızlıktır.
Aslında Behzat Ay, eserlerinde büyük ölçüde kendi yaşam öyküsünü anlatmıştır. Toplumcu gerçekçi bir bakışla roman başta olmak üzere edebiyatın birçok türünde eser vermesine rağmen, yazın dünyasında hak ettiği değeri yeterince bulamamıştır.
3. Turhan Altuntaş, “Arkasızların ve hırkasızların yazarıyım” derdi. Behzat Ay’a en çok konu olan toplumsal kesim hangisidir?
Behzat Ay, Köy Enstitülü bir yazar olarak yalnızca köyü ve köy sorunlarını anlatmakla kalmadı. Aydın sorunlarına, öğretmenlerin yaşadığı baskılara, devlet görevlilerine, eşkıyalara, ağalara, işçilere ve memurlara da romanlarında yer verdi.
Romanlarındaki kahramanlar üzerinden hem yaşadığı çağın toplumsal gerçekliğini anlattı hem de okura iletmek istediği mesajları verdi.
Onun edebiyatında en çok sesi duyulanlar; yoksullar, köylüler, emekçiler, sürgün edilen aydınlar, baskı gören öğretmenler ve yalnız bırakılmış insanlardır.
4. Bir baba ve öğretmen olarak Behzat Ay kimdi? Nasıl bir insandı?
Behzat Ay’ın babası, rahmetli dedem, sert mizaçlı bir insandı. Babama ve diğer çocuklarına, onlar daha çocuk yaşlardayken şiddet uygulamıştı. Babam çocukluğunda durmadan çalışmış, çobanlık yapmıştı. Çocukluğu çoğu zaman babasından dayak yiyerek, ama bir yandan da doğayla iç içe geçmiştir.
Kuşku ve Korku kitabında bunu şöyle anlatır:
“Ben çocukluğumdan beri sevgiye gereksinim duyan biriyim. Çocukluğumdan bu yana geçen yaşamımı düşünüyorum da bu sonuca varıyorum. Sevgiye susamış bir adamım. Çocukluğumda sevgi yerine dayak gördüm. Hiç uğruna yediğim o dayaklar! Sanki üvey çocuktum. On iki yaşıma değin, yaşımın üstünde işler yaptırdılar.”
Biz çekirdek bir aileydik: anne, baba ve iki kardeş.
Behzat Ay, çocuklarını ve ailesini seven bir babaydı. Bize hep sevgi aşıladı. Bu sevgi elbette karşılıklıydı. Titizdi. Okumaya çok önem verirdi. Yaz tatillerinde, okullar kapanınca bana okunacak kitaplardan oluşan bir liste hazırlardı. Okullar yeniden açılana kadar, babamın verdiği listedeki kitapları okurdum.
Özel günlerde, doğum günlerimde bana hediye olarak kitap alırdı. O kitaplara kâğıdın ve babamın kokusu sinerdi.
Her yılbaşı akşamı evimiz küçük küçük hediyelerle donanırdı. Nâzım Hikmet’ten şiirler okurdu bize. Daha 5-6 yaşlarındayken, okuma yazma bilmezken Nâzım Hikmet’i ve onun şiirlerini babam sayesinde tanımıştım.
Babama yazdığım bir mektupta ona olan özlemimi ve sevgimi şöyle anlatmıştım:
“Çocukluğum, babamın daktilo tıngırtılarını dinleyerek geçti. Şaryonun dibe dayanışında çıkan zil sesi, tuşların kâğıda çat çat vuruşu… Şerit takıp değiştirirken babamın boyanan elleri… Özledim. Geçmişe, baba evine özlem duymak… Evet baba, seni çok özledim.”
Behzat Ay halkçı, özgürlükçü bir aydındı. Bu özelliklerinden dolayı sürgün edildi, müfettişlik görevi elinden alındı, öğretmenlik yapmak zorunda bırakıldı.
Ama her şeye rağmen iyi bir öğretmendi. Hâlâ birkaç öğrencisiyle görüşüyorum. Babamdan söz açıldığında gözleri doluyor. Bu da onun öğrencilerinin yüreğinde nasıl bir iz bıraktığını gösteriyor.
5. Genç kuşakların Behzat Ay’ı ve onun kuşağından diğer yazarları daha iyi tanımaları için neler yapılmalıdır?
Mersin’de, Toros Üniversitesi bünyesinde “Behzat Ay Kütüphanesi” bulunmaktadır. Babamın kitapları, belgeleri, bazı kıyafetleri ve arşivi oradadır. O üniversitede okuyan öğrenciler en azından babamın kitaplarına ulaşabiliyor, onları okuyabiliyor.
Artık teknoloji çağındayız. Genç kuşak daha çok internet üzerinden okuyor. E-kitap, e-dergi gibi dijital yayınlar giderek daha fazla önem kazanıyor.
Öte yandan kâğıdın dövize endeksli olması nedeniyle kitap ve dergilerin fiyatları çok yükseldi. Bir üniversite öğrencisi bugün hangi parayla kitap alacak?
Bu konuda belediyelerin ve üniversitelerin sorumluluk alması gerekiyor. Örneğin belediyeler toplu kitap alımları yaparak ilçelerindeki okullara kitap dağıtabilir. Üniversiteler de benzer çalışmalar yürütebilir.
Okullarda mutlaka güçlü kütüphaneler olmalıdır. Öğrenciler kitaba kolayca ulaşabilmeli, okuyabilmeli, yazarları tanıyabilmelidir.
Behzat Ay ve onun kuşağından gelen yazarların yeniden okunması, yalnızca edebiyat açısından değil; Türkiye’nin köy gerçeğini, öğretmen mücadelesini, sürgünleri, baskıları ve toplumcu aydın geleneğini anlamak açısından da önemlidir.
Bu söyleşi için Şehir Dergisi’ne, İbrahim Tığ’a ve Ramazan Çakıroğlu’na çok teşekkür ederim.












Bir cevap yazın