İnsan doğadan ne zaman uzaklaştı?
Belki de ağaçların kesildiği gün değil, kendi köklerini unuttuğu gün…
Gökyüzüne bakmayı bıraktığında değil,
içindeki göğü daralttığında…
Suyun akışını bozduğunda değil,
hayatın akışına direnmeye başladığında…
Çünkü insanın doğayla kurduğu bağ, dışarıda başlayan bir bağ değildi.
İnsan, doğanın içinde doğdu.
Ama zamanla kendini doğadan ayrı sandı.
Toprağı kazdı,
suyu tüketti,
ağacı kesti.
Sonra dönüp,
“Dünya neden yoruldu?” diye sordu.
Oysa yorulan yalnızca dünya değildi.
İnsan da yorulmuştu.
Çünkü insan, neyi incitse onun yankısını kendi içinde duyuyordu.
Toprağın sessizliğinden uzaklaştıkça
içindeki dinginlik kayboldu.
Nehirler kirlendikçe
içindeki akış bulanıklaştı.
Ormanlar azaldıkça
içindeki gölge büyüdü.
Ve insan, dışarıda aradığı huzurun, kendi içinde terk ettiği bir yer olduğunu fark etmedi.
Bir gün doğaya baktı ve gördü ki:
Hiçbir ağaç,
başka bir ağaç olmaya çalışmıyor.
Hiçbir nehir,
başka bir nehrin yatağını istemiyor.
Hiçbir çiçek,
“Ben neden onun kadar güzel değilim?” diye sormuyor.
Hiçbir kuş,
kanadını başkasının uçuşuna göre açmıyor.
Yalnızca insan, kendi varlığını başkasının ölçüsünde tartıyor.
Bu yüzden doğa bize hâlâ sessizce bir şeyler anlatıyor:
Olduğun şeyi küçümse. Değil; olduğun şeyi küçümseme.
Kökünü unutma.
Vaktinden önce açmaya çalışma.
Düştüğünde utanma.
Çünkü düşen her yaprak yalnızca ölmüyor;
toprağa dönüyor.
Ve toprak ona bir son değil,
başka bir başlangıç hazırlıyor.
İnsan da böyledir. Hayat bazen bizi kendimizden koparmak için değil, kendimize geri döndürmek için sarsar.
Bazen kaybettiğimiz şey, bizden alınmış bir parça değil; artık bizi korumayan bir kabuktur.
İnsan bunu anladığında dünyaya bakışı değişir.
Ağaca bakar, kök salmayı;
suya bakar, akmayı;
gökyüzüne bakar, genişlemeyi;
toprağa bakar, teslimiyeti anlar.
Doğa ona kendisini anlatıyordur.
O ise yalnızca doğayı dinlediğini sanıyordur.
İşte insanın dünyaya yapabileceği en büyük iyilik, önce kendine dönmesidir.
Çünkü kendine dönen insan,
öldürmek yerine yaşatır.
Tüketmek yerine çoğaltır.
Hükmetmek yerine şefkatle dokunur.
Ve sonunda bilir ki:
Dünyayı kurtarmaya gelmedik;
onunla aynı bütünün içinde olduğumuzu
hatırlamaya geldik.
Doğa, insanın dışında kalan dünya değil;
insanın unuttuğu kendi özüdür.
Gülden Zengin












Bir cevap yazın