Kadın, yalnızca biyolojik bir tanımla anlatılamaz. Kendi iradesi, duyguları, hayalleri ve hakları olan bir insandır. Güçlü olduğu, fedakârlık yaptığı ya da başkalarının beklentilerini karşıladığı için değil; insan olduğu için saygıyı, özgürlüğü ve güven içinde yaşamayı hak eder.
Kadın; anne, eş, evlat olabilir, çalışabilir, yalnız yaşayabilir. Ancak bu rollerin hiçbiri onun bütün varlığını tanımlamaz. Her şeyden önce kendi hayatının sahibidir.
Sevebilir ama kendinden vazgeçmek zorunda değildir. Fedakârlık yapabilir ama sömürülmeyi kabul etmek zorunda değildir. Affedebilir ama affetmeye mecbur değildir. Bir kadını sevmek, onun üzerinde hak iddia etmek değil; iradesine, sınırlarına ve seçimlerine saygı duymaktır.
Kadın incinebilir, yorulabilir, ağlayabilir. Bunların hiçbiri onun değerini azaltmaz. Her zaman güçlü görünmek, her güçlüğün üstesinden tek başına gelmek zorunda değildir. Yardım istemek de dinlenmek de yeniden başlamak da hakkıdır.
Bir kadının üzerinde yalnızca elbisesi yoktur; görünmeyen emeği, hayalleri, umutları ve kendi geleceğine ilişkin kararları da vardır. Hiç kimsenin onu küçümsemeye, aşağılamaya, korkutmaya, kontrol etmeye ya da ona el kaldırmaya hakkı yoktur.
Şiddetin bahanesi olmaz.
Ne kıskançlık ne öfke ne de “Sinirlerime hâkim olamadım” sözü şiddeti haklı çıkarabilir. Sevgi, şiddetin mazereti yapılamaz. Tehdit, baskı ve kontrol, sevginin göstergesi değildir. Sevginin temelinde saygı, güven ve özgürlük vardır.
Şiddet, insanın yalnızca bedenini değil; güven duygusunu, umutlarını ve hayatla kurduğu bağı da yaralar. Ancak şiddete uğramak, kişinin değerini eksiltmez. Sorumluluk, şiddeti uygulayana aittir.
Kadın susmak zorunda değildir. Yaşadıklarını saklamak, kendisine yapılanı kabullenmek ya da kendisini inciten kişiyi affetmek zorunda değildir. Güvenliğini korumaya, destek almaya, uzaklaşmaya ve kendi hayatını yeniden kurmaya hakkı vardır. Bunu hemen yapamaması da onu suçlu ya da güçsüz kılmaz.
Bir kadının yanında durmak; onu yargılamadan dinlemek, sözünü ciddiye almak ve kararlarına saygı göstermekle başlar. “Sen yalnız değilsin” diyebilmek değerlidir; bu sözü dayanışmayla desteklemek de öyle. Şiddeti görmezden gelmemek, onu sıradanlaştıran sözlere ve davranışlara karşı çıkmak hepimizin sorumluluğudur.
Kadınların nasıl olması gerektiğini söyleyen kalıplar, çoğu zaman yeni yükler yaratır: Hep güçlü, hep şefkatli, hep sabırlı, hep zarif olmaları beklenir. Oysa bir kadın öfkelenebilir, itiraz edebilir, sesini yükseltebilir, yorulduğunu söyleyebilir. Saygıyı hak etmek için belirli bir davranış biçimine uyması gerekmez.
Bir kadının değerini, onu seven ya da terk eden bir erkek belirlemez. Birinin onu seçmesiyle değer kazanmadığı gibi, birinin gitmesiyle de değerini kaybetmez. Kendine duyduğu saygının sarsıldığı zamanlarda bile değeri ve hakları yerli yerindedir.
Simone de Beauvoir’ın kadınlara biçilen toplumsal rolleri sorgulayan düşüncesi de burada anlam kazanır: Kadın, başkalarının beklentilerinden ibaret değildir. Yalnızca güzel görünmek, iyi bir eş ya da anne olmak, herkesi memnun etmek için yaşamak zorunda değildir. Kendi isteklerini keşfetmeye, kendisine sunulan rolleri sorgulamaya ve hayatına yön vermeye hakkı vardır.
Kadın kendi hayatının öznesidir.
İster anne olur, ister olmaz.
İster evlenir, ister yalnız yaşar.
İster sever, ister ilişkisini bitirir.
İster affeder, ister mesafesini korur.
Bu seçimlerin hiçbiri onu daha az değerli yapmaz.
Özgürlük, yalnızca seçim yapabilmek değil; bu seçimler yüzünden şiddete, baskıya veya aşağılanmaya uğramadan yaşayabilmektir. Hiçbir kadın, sevilmek için kendinden vazgeçmeye ya da terk edilmemek için susmaya mecbur bırakılmamalıdır.
Her kadın, kendisi olabildiği, sesinin duyulduğu ve sınırlarının gözetildiği bir hayatı hak eder.
Çünkü kadın, bir başkasının hayatındaki yerinden ibaret değildir. Kendi hikâyesi, kendi iradesi ve kendi geleceği vardır.
Kadın, güçlü olmak zorunda olduğu için değil, insan olduğu için saygıyı hak eder.
Esen kalın.












Bir cevap yazın