Taşın İçinden Yükselen SesAntik Yunan dünyasında kadın çoğu yerde evin duvarları arasına çekilmişti; sesi alçaltılmış, adımı ölçülmüş, varlığı ise çoğu zaman bir erkeğin soyunu sürdürmekle sınırlandırılmıştı. Fakat Sparta’da manzara biraz daha sert, biraz daha açık, biraz daha çarpıcıydı. Burada kadın, yalnızca ocağın başında oturan bir gölge değildi; bedenini eğiten, sözünü esirgemeyen, mülk üzerinde hak sahibi olabilen ve toplumsal hayatta daha görünür duran bir figürdü. Bu yüzden Spartalı kadın, Helen dünyasının gözünde hem hayranlık uyandırmış hem de huzursuzluk yaratmıştır. Sparta’nın kız çocuklarına bakışı, başka birçok Yunan kentinden ayrılıyordu. Ksenophon, öteki şehirlerde kızların dar bir yaşam içine, hareketsizliğe ve yoksun beslenmeye alıştırıldığını söylerken, Sparta’da yasa koyucunun kadınlar için de erkekler kadar beden eğitimi istediğini belirtir. Koşu, dayanıklılık ve güç denemeleri burada yalnızca erkeklere ait değildi. Spartalı kız bedeni, utanılacak bir şey olarak değil; devletin geleceğini taşıyan bir kuvvet alanı olarak görülüyordu.[1] Plutarkhos’un aktardığına göre Spartalı genç kızlar koşu, güreş, disk ve cirit çalışıyordu. Fakat bu eğitim, bugünkü anlamda özgürlükçü bir eşitlik fikrinden değil, Sparta’nın devlet aklından doğuyordu. Amaç, “güçlü annelerden güçlü çocuklar” çıkarmaktı. Yani Sparta, kadına alan açarken bile bunu bireysel hak idealiyle değil, siyasal ve askerî düzenin ihtiyaçlarıyla yapıyordu.[2] Buna rağmen sonuç küçümsenemezdi: Spartalı kadın, çağdaşlarının çoğundan daha özgüvenli, daha görünür ve daha kamusal bir hayat tecrübe etti. İşte asıl kırılma burada başlar. Çünkü bir toplum, kadının bedenini kamusal görünürlüğe çıkarınca, ister istemez sesini de bütünüyle susturamaz. Spartalı kadınlar yalnızca atletik değil, aynı zamanda açık sözlü olmalarıyla da ün salmışlardı. Plutarkhos’un Gorgo’ya atfettiği o meşhur cevap — “Çünkü erkek doğuran kadınlar yalnız biziz” — tarihsel bir tutanak olmaktan çok, Sparta’nın kadın imgesini kristalleştiren kültürel bir cümledir. Yine de bu söz, dış dünyanın Spartalı kadını nasıl gördüğünü çok iyi özetler: itaatkâr değil; sert, kendinden emin ve erkek karşısında silikleşmeyen bir kadın. [3] Spartalı kadının farkı yalnızca bedensel eğitimle sınırlı değildi. Aristoteles, Sparta’daki toprakların “neredeyse beşte ikisinin” kadınların elinde bulunduğunu, bunu da miras düzeni ve büyük çeyizlerle ilişkilendirir. Bu, antik dünyada son derece dikkat çekici bir veridir. Demek ki Spartalı kadın, yalnızca çocuk doğuran bir beden değil; servet, mülk ve hane düzeni üzerinde etkili bir toplumsal unsurdu.[4] Erkeklerin uzun askerî meşguliyetleri ve kamusal hayatın yapısı, kadınların ev ve mülk üzerindeki fiilî ağırlığını daha da artırmış görünmektedir. Fakat burada romantik bir yanılgıya düşmemek gerekir. Sparta’yı kadın özgürlüğünün erken bir cenneti gibi okumak hatalı olur. Spartalı kadınların görece serbestliği, Sparta toplumunun bütün kadınları için eşit ve sınırsız bir özgürlük anlamına gelmiyordu; ayrıca elimizdeki metinlerin büyük bölümü de Spartalı olmayan erkek yazarların gözünden süzülerek gelmiştir. Modern araştırmalar, bu yüzden “Sparta gerçeği” ile “Sparta imgesi”ni birbirinden ayırmak gerektiğini vurgular. Hatta bazı klasikçiler, bu idealize edilmiş anlatılar için “Spartan mirage” yani “Sparta serabı” tabirini kullanır.[5] Yine de bütün ihtiyat payına rağmen şu hüküm yerinde durmaktadır: Spartalı kadın, antik Akdeniz dünyasında istisnaî bir figürdü. O, ne bütünüyle özgür bir birey, ne de yalnızca ev içine kapatılmış bir gölgeydi. O, devletin sert disiplini içinde biçimlenmiş; bedeniyle, sözüyle ve mülk üzerindeki ağırlığıyla çağının sınırlarını zorlayan bir kadındı. Bu yüzden Spartalı kadın, tarihin sessiz dipnotlarından biri değil; taşın içinden yükselen, tunç kadar soğuk ama yankısı uzun süren bir sestir.
Dipnotlar
[1] Ksenophon, Lakedaimonluların Anayasası adlı eserinde, diğer Yunan kentlerinde kızların daha dar ve hareketsiz bir yaşam sürdüğünü, Sparta’da ise kadınlar için de erkekler kadar beden eğitiminin öngörüldüğünü aktarır. Özellikle 1.4 bölümünde kadınlar için yarışlar ve güç denemeleri düzenlendiği belirtilir. [2] Plutarkhos, Lycurgus’un Hayatında Spartalı kızların koşu, güreş, disk ve cirit eğitimi aldığını; bunun da doğacak çocukların güçlü olması ve kadınların doğuma daha dayanıklı hale gelmesi amacıyla düşünüldüğünü yazar. Modern Oxford özeti de Spartalı kızların asker olmak için değil, ilerideki annelik rolleri için bedenlerini güçlendirdiklerini vurgular.[3] Gorgo’ya atfedilen “Spartalı kadınlar neden erkeklerini yönetiyor?” sorusuna verilen “Çünkü erkek doğuran kadınlar yalnız biziz” cevabı, Plutarkhos’un Spartalı Kadınların Sözleri içinde yer alır. Bu söz, Sparta’daki kadın imgesinin özgüvenli ve açık sözlü yönünü temsil eden kültürel bir örnek olarak sıkça anılır.
[4] Aristoteles, Politika adlı eserinde Sparta topraklarının yaklaşık beşte ikisinin kadınların elinde bulunduğunu söyler. Bu durum, Sparta’da kadınların miras ve mülkiyet alanındaki güçlü konumuna işaret eder; ancak Aristoteles bunu olumlu değil, anayasal bir sorun gibi yorumlar.[5] Modern araştırmalar, Spartalı kadınlar hakkındaki bilgilerin sınırlı ve dengesiz olduğunu, ayrıca kaynakların çoğunun Spartalı olmayan erkek yazarlar tarafından kaleme alındığını belirtir. Sarah B. Pomeroy, elimizdeki verilerin hem eksik hem de çoğu zaman betimleyici mi yoksa norm koyucu mu olduğunun belirsiz olduğunu vurgular; bu yüzden “Sparta serabı” kavramı önemlidir.
Kaynakça
Ksenophon, Constitution of the Lacedaemonians / Lakedaimonluların Anayasası.
Plutarkhos, Life of Lycurgus / Lycurgus’un Hayatı.
Plutarkhos, Sayings of Spartan Women / Spartalı Kadınların Sözleri.
Aristoteles, Politics / Politika, II. Kitap, Sparta kadınları ve mülkiyet düzeni üzerine bölümler.
Andrew J. Bayliss, The Spartans: A Very Short Introduction, “Spartan women” bölümü. Sarah B. Pomeroy, Spartan Women,












Bir cevap yazın