Bir insan kendi içsel sevgisini, öz değerini ve şefkatini inşa edemediğinde, hayatta kalabilmek için dışarıdan bir “tedarikçiye” ihtiyaç duyar.
“Senden istediğim tek şey sevgi ” cümlesi ilk bakışta çok fedakarca görünse de, aslında karşı tarafa muazzam bir enerjisel sorumluluk ve yük bindirir.
Kişi kendinde göremediği, kendine vermediği sevgiyi partnerinde arar. Karşı tarafı “eksikliği doldurması gereken” bir konuma koyar veya bir “liman” olarak konumlandırır. Ancak kendi içindeki o sevgi havuzu delikse, dışarıdan ne kadar sevgi akarsa aksın, o havuz asla dolmaz. Açlık hissi bir süre sonra (ilişkinin ilk heyecanı geçince) yeniden bir başka arayışla kendini gösterir.
Peki Gerçek Sevgi mi, İhtiyaç mı?
İşte burası en kritik ayrım. Ortada “orijinal” bir sevgi mi var, yoksa derin bir “ihtiyaç” mı?
İhtiyaçtan doğan ilişki: “Sana ihtiyacım var, bu yüzden seni seviyorum” der. (Bağımlı dinamik)
Öz sevgiden doğan ilişki: “Kendimi seviyorum, tam ve bütünüm; seni de olduğun gibi seviyorum ve hayatımı seninle paylaşıyorum” der. (Sağlıklı dinamik budur.)
Bazen insan dış dünyanın maddiyatına doyar , ama ruhsal olarak aç kalır. Bu açlığı kapatmanın yolunu ise bir başkasının şefkatine sığınmak olarak görür. Oysa asıl besleneceği yer dönüp kendi içindeki o küçük çocuğun elini tutmayı öğrenmesidir.
Kişi kendi varlığını, kendi kalbini olduğu gibi kabul edip sevemediği sürece, dışarıdan gelen sevgi ona hep “geçici bir pansuman” gibi gelecektir. Orijinal sevgi, dışarıdan ithal edilen değil, içeriden dışarıya taşan sevgidir.
Bu derin farkındalığın, bir ilişkide rollerin “bağımlılıktan” “bağlılığa” dönüşmesinde sizce en büyük etkisi ne olur?
Yeni Dünya İlişki Sistemi
Yeni Nesil İlişki Yönetimi ve Ebeveyn Rehberliği












Bir cevap yazın