Bir iklimin akşamında
Sessizce çökerken mor telaş,
Rüzgâr eski bir şarkıyı
Kırık dallardan geçirirdi yavaş.
Gölgeler uzardı avlularda,
Bir kandil titrerdi camlarda,
Senin adın, uzak bir kıyı gibi
Çarpardı içimin limanlarına.
Ve ben, gecenin kıyısında
Üşüyen bir hatıra kadar yalnız,
Göğe bakıp sustukça
Yıldızlar inerdi omuzlarıma biraz.
Bir iklimin akşamında
Küllenirken son kızıllık,
Uzak tren sesleri gibi
İçimden geçerdi ayrılık.
Yağmur ince bir tül olurdu
Eski taş sokakların üstünde,
Sen gülünce bahar açan şehir
Şimdi kışa dönmüş gibiydi önümde.
Bir pencere aralık kalırdı hep,
Perdesi savrulan o evde,
Belki dönersin diye zaman
Beklerdi yorulmadan eşikte.
Ve gece derinleştikçe
Ay usulca inerdi denize,
Ben adını fısıldardım
Kaybolan bütün yıldızlar yerine.
Bir iklimin akşamında
Artık susmuştu bütün yollar,
Kırılmış saatler gibi
Duruyordu eski hatıralar.
Ne bir ses kaldı geriye
Ne de kapımı çalan rüzgâr,
Sadece küllenmiş bir özlem
Ve içimde ağırlaşan baharlar.
Sonra bir sabah vakti
Göğün rengi usulca değişti,
Geceyi taşıyan o hüzün
Gün ışığında sessizce eridi.
Anladım; bazı hikâyeler
Kavuşmak için yazılmazmış,
Bazı insanlar kalpte
Bir ömür yankılansın diye varmış.
Şimdi hangi mevsim gelse
İçimde aynı akşam durur,
Bir iklimin akşamında başlayan aşk
Yine bir akşamda kaybolur.
14.5.26












Bir cevap yazın