«”Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel yaşam sürecini koşullandırır. İnsanların bilincini belirleyen şey varlıkları değildir; tam tersine, onların toplumsal varlığı bilinçlerini belirler.”
— Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı»
- Giriş: Oryantalist “Göçebe Durgunluk” Efsanesinin Materyalist Eleştirisi
Gerek Batı merkezli oryantalist tarihyazımı gerekse onun Doğu’daki eklektik takipçileri, Osmanlı toplumsal formasyonunu uzun süre “tarihsiz”, “durgun” ve “göçebe unsurların devasa bir bürokrasiye dönüştüğü statik bir Doğu despotizmi” olarak resmetmiştir. Bu idealist yaklaşım, Osmanlı-Türk toplumunu üretim araçlarından, kent kültüründen, imalat sanayisinden ve madencilik/metalürji birikiminden yoksun; harici bir irade olmadıkça kendi iç dinamikleriyle değişemeyecek bir yapıda göstermektedir.
Oysa tarihsel materyalist analiz, toplumsal formasyonları zihniyet kalıplarıyla değil; üretim güçlerinin (teknoloji, uzmanlaşmış emek, metalürji, altyapı) gelişimi ve bu güçler üzerinde yükselen üretim ilişkileri (mülkiyet biçimleri, artık ürüne el koyma mekanizmaları ve sınıfsal çelişkiler) zemininde inceler.
Bu perspektiften bakıldığında, Avrasya ve Doğu Akdeniz coğrafyasında şekillenen Türk toplumları ve onların en olgun siyasal formasyonu olan Osmanlı İmparatorluğu, sanılanın aksine:
- Atlı-Yerleşik İmalat ve Tarım Toplumudur: Batı feodalizmi atsız, arabasız ve son derece dar bir bölgesel alan içine sıkışmış, lojistik imkânları son derece sınırlı bir yerleşikliğe sahipken; Avrasya omurgası boyunca gelişen Türk toplumsal yapısı, yüksek hareket kabiliyetine sahip atlı-yerleşik (equestrian-sedentary) teknolojiye, gelişkin bir tarımsal örgütlenmeye ve güçlü bir lojistik ile altyapı ağına sahipti.
- Metalürji ve Mühendislik Merkezidir: Doğu Türkistan’dan Hazar Havzası’na, Selçuklu Anadolu’sundan Osmanlı’ya uzanan hat; tunç, demir ve çelik işleme, döküm teknolojisi ile askerî ve sivil mühendislikte döneminin en gelişmiş maddi üretim araçlarını elinde tutuyordu.
- Örgütlü Kent ve Esnaf Sınıfının Coğrafyasıdır: Hazar Kağanlığı’nın uluslararası ticaret hukuku ve kent geleneği, İpek Yolu üzerindeki tüccar birikimi ile harmanlanarak Anadolu’da Ahilik, kentsel loncalar (gedik düzeni), Kapalıçarşılar ve bedestenler biçiminde özgün, örgütlü bir imalatçı-tüccar sınıfı yaratmıştır.
Dolayısıyla Osmanlı feodalizmi, “kendiliğinden kapitalizme geçemeyecek kadar ilkel veya göçebe” olduğu için değil; küresel ölçekte gerçekleşen erken, eşitsiz ve kanlı bir sermaye birikimi dalgası (Amerika’nın yağmalanması) karşısında iç pazarı ve imalatçı esnaf sınıfı dışsal olarak çökertildiği için komprador bir pazara dönüşmüştür.
- Osmanlı Feodalizminin Niteliği: “Devletçi Feodalizm” ve Emeğe El Koyma Biçimi
Feodal üretim tarzı, özü itibarıyla bir iktisadi ilişki ve artık ürüne el koyma tarzıdır. Köleci toplumda üreticinin şahsına (bedenine), kapitalizmde serbest işçinin yarattığı artı değere pazar aracılığıyla el konulurken; feodalizmde üretici köylünün (reayanın) toprağa bağlı emeğiyle ürettiği ürünün bir kısmına iktisadi dışı zorla (siyasal/hukuki baskıyla) el konulur.
Avrupa feodalizminde sınırlar yerel derebeylerinin (lord, dük) mülkiyetinde parçalanmışken, Osmanlı formasyonu bir Devletçi Feodalizm (Merkezi Feodalizm) niteliği taşır.
Toprak Mülkiyeti ve Kullanımı: Hem Avrupa’da hem de Osmanlı’da toprak doğrudan köylünün özel mülkü değildir; köylü toprağın kullanım/tasarruf hakkına (zilliyet) sahiptir. Osmanlı’da toprağın üst mülkiyeti (Miri Arazi) devlette toplanmıştır. Devlet, kolektif feodal sınıfın en örgütlü hâlidir.
Artık Ürüne El Koyma: Tımar sahibi sipahi veya mültezim, köylünün tarlasında ürettiği buğdayın belirli bir yüzdesine (öşür, çift hakkı) devlet adına ve iktisadi dışı zor gücüyle el koyar. El koyan aktörün şahıs veya devlet bürokratı olması, sömürünün niteliğini ve üretim tarzının feodal karakterini değiştirmez.
- Kentli Üretim Güçleri: Ahilik, İmalat Sanayisi ve Özel Mülkiyet
Osmanlı’nın altyapısı sadece toprağa bağlı tarımsal feodalizmden ibaret değildi. Kentlerde yükselen ve kökleri Hazar Türk-Yahudi ticaret kültürüne, İpek Yolu’nun Doğu Türkistan-Anadolu hattına uzanan gelişkin bir kentsel imalatçı sınıf mevcuttu.
A. Mülkiyet ve Kent Sanayisi
Osmanlı’da devlet mülkiyetinin yanında çok güçlü bir özel mülkiyet hukuku işliyordu.
- Kentsel üretim araçları: Şehirlerdeki konutlar, imalathaneler, imalata dönük değirmenler, dükkânlar, bağ-bahçeler ve zanaat aletleri tamamen özel mülkiyetti.
- Vakıf mekanizması: Özel mülkiyete dayalı biriken sermayeyi ve aile servetlerini devletin müsadere (mala el koyma) riskinden korumak için geliştirilen evlatlık vakıflar, özel mülkiyetin feodal sınırlar içindeki hukuki savunma kalesiydi.
B. Ahilik ve Lonca (Gedik) Düzeni
Osmanlı kentlerindeki lonca teşkilatları (13. yüzyıldaki Ankara Ahi Cumhuriyeti örneğinde olduğu gibi), tüccar ve imalatçı sınıfın özerk örgütlenme kapasitesini gösterir. Bu yapılar;
- hammadde tedariğini kontrol eden,
- usta-çırak ilişkisiyle kalifiye sanayi emeği yetiştiren,
- üretim araçlarına (tezgâh, dökümhane, fırın) sahip olan,
- kendi sermaye fonlarını (orta sandıkları) işleterek iç finansman sağlayan gelişkin imalat sanayisi örgütleriydi.
- Feodalizmin İç Sınıfsal Dinamizmi ve Kapitalizme Yönelim Hamleleri
Osmanlı feodalizmi statik değil, kendi iç sınıfsal çelişkileriyle devinen ve kapitalist ilişkilere doğru gebelik taşıyan bir yapıydı.
A. Tımar Sisteminin Çözülüşü ve İltizama Geçiş (Sermaye Birikimi)
- yüzyıldan itibaren tımar sisteminin bozulması, feodal ilişkilerin nitelik değiştirmesine yol açtı. Devlet, nakit para ihtiyacını karşılamak için vergi toplama hakkını iltizam ve ardından ömür boyu malikâne sistemiyle piyasaya sürdü.
Bu durum, vergi toplayan mültezimlerin ve yerel güçlerin (ayanların) elinde muazzam bir para-sermaye birikimi yarattı.
Toprak, yavaş yavaş miri niteliğini kaybederek fiilen ayanların ve büyük toprak sahiplerinin özel mülküne dönüştü (bu süreç 1858 Arazi Kanunnamesi ile hukuken tescillendi).
B. Mülkleşme ve Yerli Sanayileşme Nüveleri
- yüzyılın sonlarında Anadolu ve Rumeli’de yerli esnaf, tüccar ve ayan birikimi üzerinden manifaktür düzeyinde imalathaneler (dokuma, maden, deri, silah) hızla çoğalmaya başladı. Üretim ilişkileri, feodal angaryadan kademeli olarak serbest ücretli emeğe doğru bir iç evrim geçirmekteydi.
- Dışsal Çökertilme: Erken Sermaye Birikimi ve Kompradorlaşma
Peki, kentli esnaf sınıfına, metalürji birikimine, ticaret kültürüne ve iç sermaye birikim dinamiklerine sahip olan Osmanlı, neden kendi içsel kapitalist devrimini tamamlayamadı?
Cevap ne din ne de zihniyettir. Cevap, Batı Avrupa’nın elde ettiği erken ve eşitsiz sermaye birikiminin Osmanlı iç pazarını dışarıdan imha etmesidir.
- İlkel Sermaye Birikimi (Primitive Accumulation) Farkı: Batı Avrupa, Amerika kıtasının yağmalanması (Potosí gümüş madenleri ve altın ihracı) ile Afrika köle ticareti sayesinde devasa bir kanlı sermaye birikimi sağladı. Bu aşırı sermaye birikimi, Sanayi Devrimi’nin üretim araçlarını finanse etti.
- Eşitsiz Rekabet ve İç Pazarın İşgali: Batı’da buhar gücüyle çalışan fabrikalar kitlesel ve son derece ucuz mamul madde üretmeye başladığında; Osmanlı’daki el emeğine ve geleneksel imalathanelere dayalı lonca esnafı bu fiyatsal saldırı karşısında tutunamadı.
- 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşması: Osmanlı Devleti, feodal borçlanma ve askerî sıkışmışlık içinde gümrük duvarlarını büyük ölçüde kaldırarak ülkeyi İngiliz ve Fransız sermayesinin açık pazarı hâline getirdi.
- Kompradorlaşma: Yerli ahi, zanaatkâr ve imalatçı tüccarın yerini; üretim yapmayan, sadece Batı’nın ucuz sanayi mallarını içeri sokan ve hammaddeleri dışarı çıkaran komprador (aracı/işbirlikçi) ticaret burjuvazisi aldı.
- Sonuç: Unutturulan Miras ve Cumhuriyet Devrimine Aktarılan Görev
Tarihsel materyalist analiz net bir biçimde gösterir ki; Osmanlı toplumsal formasyonu, göçebe ya da ilkel bir Doğu toplumu değildi. Avrasya’nın en gelişmiş atlı-yerleşik imalat, metalürji, tarım ve esnaf örgütlenmesine sahip devletçi feodalizm örneklerinden biriydi.
Osmanlı’nın çöküşü, kendi içindeki “üretken yetersizliğinden” değil; Batı emperyalizminin küresel yağma ile elde ettiği devasa sermaye gücünün, Osmanlı iç pazarını ve yerli üretim organlarını felç etmesinden kaynaklanmıştır.
1923 Cumhuriyet Devrimi, işte bu dışarıdan çökertilmiş, kompradorlaştırılmış ve açık pazar hâline getirilmiş devletçi feodalizmin enkazı üzerinden doğmuştur. Cumhuriyet’in ilan edilmesi, kapitülasyonların kaldırılması, Aşar Vergisi’nin lağvedilmesi ve devletçilik ilkesiyle fabrikaların kurulması; Osmanlı’nın yarım kalan içsel kapitalist/sanayi devriminin ulusal ve bağımsız bir burjuva devrimi biçiminde tamamlanmasına yönelik hamleler olarak değerlendirilmiştir.
Osmanlı da Cumhuriyet de Türk ulusunun ve onun tarihsel bağrından süzülüp gelen işçi ve emekçi sınıflarının kesintisiz ve görkemli uygarlık yürüyüşünün birbirini tamamlayan zorunlu evreleridir.
Fettah Köleli












Bir cevap yazın