Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 tarihinde, bu ülkeyi aydınlık yarınlara çıkarsın diye kurulmuştu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç bu işin en önemli önderleriydi.
Köy Enstitüleri’nin adından da anlaşılacağı üzere öğrenci kitlesi köylü çocuklarıydı. Çünkü İsmail Hakkı Tonguç ve onun gibi bu eğitim ve özgürleşme devriminde emek ve mücadele veren öğretmenlerin amacı, eğitim ve öğretime toplumun en temel birimi olan köylerden başlamak ve köyden kente doğru bir aydınlanma sağlamaktı.
1940’lı yıllarda Türkiye nüfusunun çok büyük bir çoğunluğu köylerde yaşıyordu ve okur-yazarlık oranı oldukça düşüktü. 85 yıl önce başlatılan ve uğrunda ağır bedeller ödenen bu mücadele, bugünkü üç beş kente istiflenmiş, kolayca yönetilebilir, ekonomik krizlerle terbiye edilen ve hepsi birbirine benzemiş yığınlar oluşmasın diyeydi.
Elbette bu okullar ülkemiz insanlarının köylerden başlayarak eğitim ve öğretim yoluyla çağın gereklerine ayak uydurup, sosyo-kültürel ve ekonomik olarak uluslararası alanda da önde gelen ülkelerle yarışabilecek konuma gelebilmesi için çok önemliydi. Kısacık süren yaşamında yetiştirdiği aydın, entelektüel, sanatçı ve çeşitli meslek erbabıyla, bu türlü bir eğitim yolu izlenerek neler yapabileceğini de göstermiştir.
Ancak benim Köy Estitüleri’nin en çok önemli bulduğum yanı, 1940’ların Türkiye’sinde, Anadolu’nun ücra köşelerindeki köylerden kız çocuklarını okullara kayıt etmiş olmaları, hatta erkek çocuklardan çok kızların eğitim almasını önemsemeleridir. Bugün bile kız çocuklarının okula gitme hakları tartışma konusu edilebiliyorken, bundan 85 yıl önce bu cesareti göstermek ve kararlı bir şekilde uygulamaya koymak ne kadar takdir edilse bile azdır. Üstelik bu eğitim devrimine toplumun en tutucu ve gelişime en kapalı kesimi olarak görülen köylerden başlayarak…
Çünkü bu işin mimarları biliyorlardı ki, yasaya ne kadar demokratik maddeler koyarsanız koyun, bunu bir hak olarak algılayacak ve yaşama geçirecek yurttaşları oluşturmazsanız, yasanızın hiçbir anlamı kalmayabilir. O günün Anadolu’sunda kentlerde bile çoğu kadın, erkeklerin gölgesinde yaşarken, köylerdeki kız çocuklarının ayakları yere basan, kendine güvenli, mesleği ve işi olan birer birey olarak meydana getirilmesi, Köy Enstitülerinin öne çıkarılması gereken en önemli yönü ve başarısıdır.
Toprak ağalarının ve sermaye sahiplerinin işine gelmediği için Enstitülerin ömrü çok kısa bir sürede tamamlansa da iyi ki böyle bir deneyim yaşanmış. Çünkü Köy Enstitüleri’nin öyküsüne her baktığımda umudu, direngenliği ve imkansız diye bir şeyin olmadığını görüyorum.












Bir cevap yazın