ÖYKÜ 715
ERKEK FATMA – O G. Büber
ayağına bindiren Fatma, İbo’ya doğru eğildi, yakasından tuttu, dişleri sımsıkı, hırıltıyla karışık tane ve net, “ULA ZİBİDİ!” demesiyle kapının köşesinde, ayazlık üzerinde duran iki büyük, çekirdek kırmak için kullanılan, taşları fark etmesi bir oldu. Bu taşlar genellikle hasat zamanı artan kayısı çekirdeklerinden, çocukların kısmetlerine düşenleri kırıp yemek için özenle bağdan bahçeden topladıkları taşlardandı. En büyük […]
BİLÛN KADIN – Şükran Engin Atmaca
Rüzgar, ilk dağı aştıktan sonra gür çayırlarda çimenlerle oynaşır,sonra yoluna devam etmek ister;ama ikinci dağı öldür Allah geçemezdi. Dağ, rüzgarın Bilun Kadın’ ın olduğu yere geçmesine izin verirse bir akıl bin akla dönüşecek…Dağ bunu bilmez mi? Geçemediği dağın ardında Bilun Kadın vardı.Rüzgarla gidip gelirdi Bilun Kadın’ın yaşlı aklı.Yaşlı kadın, üç gün hiç uyumadan ,hiç susmadan […]
MÜPHEM GÜNDEN ARTAKALAN – batuhan bilgiç
Şehre henüz yaz gelmedi. Serin rüzgâr kaldırımlardaki su birikintilerini titretiyor. Yan caddeye çıkmak için pasaja girdiğimde sarı top sakallı, şalvar kot pantolon giyen emlakçı herifi görüyorum. Tanımamazlıktan geliyor ve sabahın köründe avladığı müşteriye sırıtırken tüm dişlerini göstererek gidecekleri tarafı işaret ediyor. Belki de sahiden tanımıyordur. Bir iki kez borç aldığımda da yüzüme pek bakmamıştı. Arkalarından […]
SON ÖYKÜ-Hasan Hüseyin Güneş
Yine Bartın-Amasra yolundayım ve yine bu yolun her santimetresi bana kilometrelerce acıya mal oluyor. En son öykümü burada yazmıştım, beş yıl önce; sonrasında, Hemingway misali bir tutukluk yaşıyorum. Her gidişimde son öykümü adeta yeniden yaşayarak ve hissederek bilinçaltımın dehlizlerinde kendimi yeniden keşfetmeye çabalıyorum. Son öykümde bal peteğinden gözleri, şiirden bakışları ve hüzünden yapılmış bir kızın […]
dünyasal cehennem-Kübra Kardan
Yorgunluk çökmüştü üstüne. Çaresizliğini, iç daralmasını dindiremiyordu. Sürekli Knut Hamsun’un açlık kitabındaki adam geliyordu aklına. Onun o çaresizliği, o gururu, o mutsuzluğu . Aç değildi belki bedenen ama ruhen açtı o da. Sevginin, konuşmanın, sarılmanın, güçlü hissetmenin açlığı vardı üzerinde. Tıpkı aç insanın midesine giren kramplar gibi kramplar giriyordu göğsüne hisleri çoğaldığı zaman. Aç insanın […]
Ölmeden Önceki Son Mektup-Sumru YILDIRGI
‘’Puslu bir gecenin karanlığı çökmüştü üzerime. Algılayamıyordum nerede olduğumu. Işıklar yandı bir anda, gözlerimi kamaştırarak, görüşümü engellemeyi başarıyordu. Elimdeki kanlı bıçağı gördüm ve…” Janset, büyük bir şehrin göbeğinde on beş katlı bir binanın sekizinci katında oturan yalnız bir kadındı. Yalnızlığını evindeki kedilerle, penceresindeki kuşlarla, parkta tanıştığı köpeklerle ve deniz kenarında onu huzura kavuşturan balıklarla kapatmaya […]
EŞE’NİN YOLU – Alp Yelgeçer
Yörük kadınları, göçün geleceğini Kuluçka Yıldızı’na bakarak bilirlerdi. Bir de tavukların yumurtadan kesilmiş olması gerekirdi. O zaman yaylalardan düzlere inilir, çadır yaşantısından medeniyet kıskacına girilirdi. Yaprakların koyudan açık yeşile döndüğü bir zaman, tam da Kuluçka Yıldızı gökyüzünde görünüp tavuklar yumurtadan kesilmeye başladığında Eşe yükünü hazırlamaya başladı. Ovaya göç vardı, köpeklerin yallarını verdikten sonra eşeğini kolanladı. […]
Aşka Mektup – Aytül Bingöl
AŞKA MEKTUP Kalma uzaklarda. Gel. Oralar sarıp sarmalayamaz ki seni. Gel. Yeryüzü ıpıssız sensiz. Bilmez misin kaç milyon kişi gözler yolunu asırlardır. Kaç milyon kalp. Kaç milyon hayal. Kaç milyon umut. Gel. Bir gülümsemenle mutlu olacak kaç ademoğlu var bilmez misin. Bilmez misin kaç ademkızı gözyaşlarını senin ellerine emanet edecek. Güneş gibi ışıtırsın kainatı bir […]
İSTASYONDAKİ – Fatma ŞAHİN
Bir sonraki Lyon trenini beklerken yorgun gözlerimle istasyondaki telaşlı kalabalığı izliyorum. İşe yetişmeye çalışan iyi giyimli Etinneli beyefendiler, alımlı Fransız kadınları geçti gözlerimden. Onlar geçer geçmez istasyona gelip bana doğru yürüyen sırt çantalı gezginlere gözlerim takılmıştı ki, yanıma gelip bir kaç cümleden ibaret olan eğreti Fransızcalarıyla gişenin kaçta açılacağını sordular. Onlara yirmi dakika beklemeleri gerektiğini […]
KABADAYI – GALİP ÖNLÜ
Otel Şefi çalan telefona sinirli bir şekilde gözlerini dikti. Hızlı adımlarla ilerleyip açtı. —Merhabalar efendim, buyurunuz… —Merhabalar, Benim odaya mantarlı et sote, tavuklu kabak sandal sefası, iki şişe votka, yarım kutu Smith Wesson Nyclad mermisi, bir berber, bir piyano, bir de piyanocu getirt. Şef sert bakışlı gözlerini havaya dikti, yüzü sarardı. Küçük bir mırıltıyla söylenileni […]
ALMANYA ZİYA VE TÜL – Gülser Sağıroğlu
Elma bahçelerinde koşturduğumuz güzel masumiyet yıllarının, en önemli arkadaşlıklarından biriydi Şükran.Tam olarak bizim mahalleye taşındıkları günü hatırlamasam da. Pembe çemberinden görünen uzun örgülü saçları,pazen kısa şalvarı, çizgili keten gömleği,şaşkın bakışlarıyla bizi ve oyunlarımızı sürekli izlediğini görüyorduk.Zaman zaman yüzüne iliştirdiği müzip gülümsemesiyle davet beklediğini anlamazlıktan gelmek istemediğimiz günlerden birinde de onu oyunumuza almıştık. Sıra ip atlamaya […]
RÜZGÂR – Şükran Engin Atmaca
Bilun Kadın,günün tamamını toprakla örtülmüş kulübesinin önünde geçirir,bütün gün kendi kendine konuşur, kısa aralıklı uykularını yine bu kulübenin önünde kuş uçumu zamanlarda anlık nefeslerle yapardı.Gel-git akıllıydı ninesi.Hem gel’lerinden hem git’lerinden korkardı onun Birce..Gelse bir türlü, gitse bir türlü.Gel’lerinde; bembeyaz hala gür, süpürge saçlarını iki üç dişi kalmış tarağıyla tarar,toplar…sonra salar yine tarar yine toplardı. Bunu […]
O Kadının Hikâyesi: Haseki – Hakan Gülçay
Aylardan Ocak mıydı, Şubat mıydı, Nisan mıydı? Belki de savurgan Ekim’in tam ortası ya da Kasım’ın hemen başlarıydı. Bilinmez bir vakitte, Gıdırış Ninemin koynunda doğdu. Göçüp gidenlerden başka doğduğu günü doğru bilen yoktu. Boyu beş karışa vardığında, kardeşlerine anne oldu. İçlerinde, kendinden bir yaş büyük ağabeyi de vardı. Bacak kadar boyuyla, nice ineğin altına girdi. […]
En Çok Okunanlar












Son Yorumlar