Sanki hiç büyüyemeyecekmişsiniz gibi gelir önce.
Sanki sizin yerinize hep başkaları karar verecekmiş gibi…
Hep yukarılarda bir yerlerde birilerinin gözlerini ararsınız:
Beni görüyorlar mı? Beğeniyorlar mı? Onaylıyorlar mı?
Sonra ne yaptığınızda size saygı duyulduğuna bakarsınız. Kocaman kocaman insanların üzerinde yarattığınız etki aklınızı başınızdan alır. Daha fazlasını istersiniz.
İşte tam burada bir kovalamaca başlar:
Yetişkinlik önünüzde,
siz onun arkasında,
çocukluğunuz da ağlaya ağlaya sizin arkanızda…
— Nereye gidiyorsun be, gelsene! Oynayacaktık hani!
— Ne oyunu be! Görmüyor musun şu önümdekini? Elimi çabuk tutmazsam kaçacak!
— Ben bir şey görmüyorum. Sen beni görüyor musun?
— Kimi?
— Beni!
— Görüyorum.
— Gözünü benden ayırma o zaman! O, arkasından koştuğun bir hayalet!
— Saçmalama, yetişkinliğim o benim!
— Sen değil, ben yetişeceğim.
Ama bir türlü yetişemezsiniz.
Üstelik buna sabrınız da yoktur. Boyunuzu aştığı yerde bir sandalye bulur, üzerine çıkarsınız. Bir anlığına olmuş gibi gelir.
Olacak şey değildir.
“Çocuk musun sen?” diye sorarlar.
“Asla!” dersiniz.
“Ben gelmişim kaç yaşına!”
Ne varmış yaşınızda?
Dünkü çocuk…
Dün herkes çocuktu.
Bugün de çocuk.
Çünkü aslında yalnızca çocuklar olgunlaşabilir. İçindeki çocuğu kaybedenlerse dilini bilmedikleri bir dünyaya sıkışıp kalırlar.
Ne çocukturlar artık ne de gerçekten yetişkin.
Yetişememişlerdir.
Bildiğiniz yetim…
İnsan kendi kendine yetmeyi öğrenecekti. Oysa daha ilk derste kendisini kendinden çıkarıverdi.
“Çocuk çocuk hareketler yapma!”
Niye?
Hiç mi yapamıyoruz?
Hay Allah…
Nedir sizin bu çocuklarla derdiniz?
Yaparım. Yaparım!
“Çocukla çocuk olma!”
Ne olalım?
Başka türlü nasıl anlaşacağız?
Onun yetişkin olması mı mümkün, bizim yeniden çocuk olmamız mı?
Belki de asıl mesele şudur:
“Ben artık çocuk olamıyorum. Benimki kayıp, aranıyor. Sen de olma; gözüm götürmüyor.”
Bunu açıkça söyleyemiyorlar.
Korkma çocuğum, korkma.
Sen kimseye uyma.
Vakti gelince büyüyeceksin nasılsa.
Şu senden çok korkan, her şeyi bildiğini ve herkesi yola getireceğini sanan yetişkin metişkin değil, geçişkinlere de pek aldırma.
Onlardan geçmiş.
Senden de geçsin istiyorlar ki varlığın onlara kaybettikleri şeyi hatırlatmasın. Kendilerini sorgulamak zorunda kalmasınlar.
Ama sen hatırlat.
Gül.
Oyna.
Merak et.
Sor.
Şaşır.
İnan.
Düş.
Kalk.
Bir daha oyna.
Çünkü avucunda sihirli bir şey var.
“Kimseyle paylaşma!” diyecektim.
Bak, benim çürümüşlüğümden geldi işte bu cümle.
Çünkü çocuklar paylaşır.
Hem de korkmadan.
Belki büyümek, çocukluğumuzu arkamızda bırakmak değildir.
Belki gerçek yetişkinlik, yıllarca önümüzde koştuğumuz o hayaletin peşini bırakıp arkamızı dönmek ve bizi hâlâ bekleyen çocuğun yanına oturabilmektir:
“Hadi… Nerede kalmıştık?”
#çocuk #içimizdekiçocuk #yetişkinlik #büyümek #astroloji #aslanburcu #güneştutulması












Bir cevap yazın