Yakın Asya coğrafyası, Orta Doğu, Kuzey Afrika, emperyalist ajanların cirit attığı, gizli servislerin halkın inançlarını, kültür ve dil ayrılıklarını tepe tepe kullanıp düşmanlıklar yarattığı, kardeş kavgaları çıkardığı, çok büyük acılar çekmiş topraklardır. Ne yazıktır ki, yaşanan karışıklıklarda kendilerine yardım ve yataklık edecek birilerini bulmakta da hiç zorluk çekmemişlerdir. Kuşkusuz ki, bu ortaklar, ait olduğu millet ve topluluk geleceği yerine kendi çıkarlarını, ya da kendine hak etmediği maddi ve toplumsal çıkarlar sağlayan liderlerine kulluk eden ve hep ikiyüzlü davranan sosyal ve psikolojik bakımdan araştırma konusu olabilecek kişiliklere sahiptirler.
Bir zamanlar hemen yanıbaşımızdaki Pakistan’da yaşananlar hepimizin dersler çıkarması gereken olaylarla doludur.
Pakistan’ın Cumhurbaşkanlığını da yapmış, köklü bir aileden gelen Zülfikar Ali Butto, 4 Nisan 1979 yılında bir askeri darbeden sonra kurulmuş bir askeri mahkeme tarafından tartışmalı bir yargılama sonucu idama mahkum edilip öldürülmüştü. Kaliforniya ve Oxford’da eğitim almış bir hukukçu olan Butto, Pakistan Halk Partisi’nin kurucusuydu. Ülkesi için önemli sayılabilecek birçok yeniliğe de önderlik yapmıştı. Aralık 1971’de cumhurbaşkanlığını devraldığında niyetinin “güveni yeniden inşa etmek ve gelecek için umudu yeniden inşa etmek” olduğunu belirtmişti.
1974’te Lahor’da ikinci İslam İşbirliği Teşkilatı’na ev sahipliği yapmış Butto’nun günahı, laik ve milliyetçi bir kimliğe sahip olmasıydı Ayrıca ülkenin nükleer programının başlatılmasında büyük bir rol oynamıştı. Butto’nun Pakistan’ın yeni gelişen endüstrilerinin, sağlık hizmetlerinin ve eğitim kurumlarının çoğunu kamulaştırması, hiç kuşkusuz birilerinin işine gelmemişti
Kızı Benazir Butto da babasına benzer bir yazgıyla, 27 Aralık 2007 Ravalpindi’de düzenlediği bir seçim mitinginin ardından gerçekleştirilen saldırıda ölmüştü.
Bu karmaşık ve acılı hikâyelerin arkasında olup bitenleri görebilmek için bize yol gösterecek birçok kitap var. Hakkında bir kitap yazıp romansal başarısını alkışladığım, ancak emperyalizmin ve kapitalizmin karanlık yüzünü okurlarından saklamakla eleştirdiğim Amin Maalouf’un “Uygarlıkların Batışı” adlı kitabı bu coğrafyalarda yaşanan olayların birçoğunun arkasındaki gerçeği, hep bir sisteme bağlamaktan kaçınarak değinir. ABD emperyalizmi, özellikle Obama’nın başkanlık yaptığı dönemde yakın coğrafyalarda yaşanan birçok acı olayın arkasında kendilerinin bulunduğunu itiraf etmekten kaçınmamışlardı. Butto’nun idamına giden süreçte, Türkiye’de de Maraş, Çorum, Sivas’ta çok acı olaylar yaşanmış, birçok aydın suikasta kurban gitmiş ve sonradan ABD başkanının “Our Boys” dediği generallerin yaptığı bir darbeyle ülkemiz Orta Doğu ve Orta Çağ karanlığına sürüklenmeye başlamıştı. Bu sürecin arkasında, ABD Başkanı güvenlik danışması olmuş Brzezinky ve onunla birlikte dönem başkanına 43 sayfalık gizli bir rapor vermiş Samuel P. Huntington’un varlıkları ortaya çıkmaktadır.
Niyazi Berkes’in Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı yapıtı da komşu coğrafyalarda yaşananlarla ilgili çok önemli ipuçları vermektedir. Berkes’in Bombay Chronicle’ın 30 Kasım 1920 tarihli sayısının kopyalarına ulaştığı olay haberi ve diğer gelişmeler, Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı yapıtın 512-513’üncü sayfalarına aktarılmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul Osmanlı saltanatının ve hilafet makamlarının Sait Molla ili birlikte Anadolu’ya çıkardığı, cüppe ve takma sakal taktırdığı, Kuvayımilliye’ye karşı halkı “din elden gidiyor” diye kışkırtan İngiliz ajanı Rahip Frew’ün çalışmaları, Ağa Han- Emir Ali’nin onun güdümündeki uğraşları ile Hindistan Müslümanları, Gandhi’nin bağımsızlık yanlısı Ulusal Kongresi’nden ayrılmışlar ve Pakistan İslam Devleti’nin kurulması gerçekleştirilmişti.
Bugün Türkiye’de ve Orta Doğu’da yaşananların arkasında da maden arayan, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı sömüren, bizi sanayisi ve yerli üretimi olmayan, yoksul, yalnızca dini sembollerle uğraşıp inanç ve kültür karışıklıkları içinde birbirine düşman kesilmiş yığınların bulunduğu bir ülke durumunda getirmek isteyen ABD ve Batı emperyalizminin karanlık oyunlarının bulunduğu çok acı bir gerçektir.
Dört elle kendi şenlikli halk kültürümüze, laik, demokratik ve hukuk ilkelerine bağlı Cumhuriyet yapımıza sarılmak, elimizden alınmak istenen bu olanaklarımıza sahip çıkmak zorundayız.
Osmanlı çöküş döneminde “Üç Tarzı Siyaset” tartışmıştık. Yusuf Akçura’nın o dönem gösterdiği yol, bugünkü koşullarda da ışık tutuyor bize. Ne ümmetçilik, ne de Osmanlıcılık kurtarıcı olamaz. Milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkına saygılı, diğer millet ve kültürleri de kendisiyle eşit konumda gören bir millet birlikteliği ve toplumsal örgütlülük yolunda kararlılıkla yürümeliyiz.
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…
04 Nisan 2025, Alper Akçam












Bir cevap yazın