Işığını nardan alıp nura vuran bu gönlüm,
Kavrulan bir kiremit gibi tüter sevda sıcağında.
İçimde muhabbet volkanları taşırım gülüm;
Lav olur akarım, kendi içimin uzağında.
Aşk, bir çöl kuşu gibi vahasız da yaşarken,
Ben onu göğsümün dar kafesinde boğarım.
Dışarıda hayat, kirli bir ağızla lakırdı ederken;
Limon gibi sıkılır yüreğim, karanlıkta bir çift gözle doğarım.
Yüreğimdeki titreyen korla harlanırım her gece,
Yıldızları gönlüme gömdüm, ondandır bu sessizliğim.
Bulutları gözlerime sürdüm sürme niyetine;
Bundandır sevgilim, bundandır hıçkırıklı iç çekişlerim.
Mazi değil bu, damarlarda akan diri bir sızı,
Her derdin içinde bir ney feryadı gizli.
Yaşamın kılcallarından süzülür acının kırmızısı;
Bundandır gözlerimin rengi, bundandır anıların izi.
Hayatın o çirkin yüzünü yamadılar gülüşlerime,
Kabulsüz duaların gölgesinde dindi nefesim.
Yine de adımlarım emindi, hep sana, hep senin izine;
Zabitler kuşatsa da yolu, bitmedi yar hasretine ölüşlerim.
Anız olurum sonunda, yine o eski “ben” gibi,
Kendi ateşimde kendimi yakar, küle dönerim.
Tüylerim içime yağar, bakışlarım “sen” olur yeniden;
Seherin yeliyle salınır, çiğ düşen çimenlerde sönerim.












Bir cevap yazın