İsyan sözü ile direniş sözü sizce ne anlama gelir, ne ifade eder, arasında bir fark var mıdır?Gelin birazda bunları düşünelim.Mesela kendine saldırılan bir kadın ya da bir ülke kendi kendini savunursa, bu saldırıya direnirse buna ne denir ya da ne denmelidir? Kendisine saldırana karşı kadın “isyan etti” mi denilir, direndi mi denilir? Sizleri bunları düşünmeye davet ediyorum! Eskilerin tabiri ile söylersem, sizleri “tefekkür etmeye davet ediyorum”, tefekkür etmek iyidir.Mahir Çayan sınıf mücadelesi kelimeler üzerinden yürür, bir durumu anlatırken hangi kelimeyi seçtiğinizin çok önemlidir, der .Tabi ki bu, bu olaya nereden baktığınıza bağlıdır; bütün bunlar saldırganın safından bakınca farklı görülür, saldırıya uğrayanın safından bakınca farklı görülür. Şimdi siz neredesiniz, önce onu belirleyin.Bunun için saldırganların safından bakanların anlattıkları, kullandığı sözler ile saldırıya uğrayıp buna direnenlerin safından bakanların anlattıkları, kullanacakları sözler farklı olacaktır. “İnsanlar düşündükleri gibi yaşamazlar, yaşadıkları gibi düşünür.”Tarih denilen geçmiş olayların izahını birde bu açıdan düşünün. Siz neredesiniz nereden bakmak istersiniz! Önce yerinizi belirleyin sonrada buyurun, oradan yani durduğunuz yerden bakın! Sonrada durduğunuz yerden gördüklerinizi cemi cümleye anlatın.Mesela İslam Halife’sinin işgalci orduları 816 yılında, Türkmenlerin ülkesi olan Azerbaycan’a saldırmış, Azerbaycan halkı da, o çağda devleti yöneten Hürrem Hatun’un, orduya başkomutan olarak atadığı, şanı dillere destan olan Babek komutasında ülkelerini savunup, Abbasi Devletinin işgalci ordularını 6 defa bozguna uğratıp, saldırıyı püskürtmüşler. Babek önderliğindeki Azerbaycan halkı tam 22 yıl Abbasi Halifesinin gönderdiği işgalci ordusunun akınlarına karşı direnmiş; şimdi buna ne diyeceğiz, bunu nasıl anlamlandıracağız? Mesela buna isyan denilir mi? El insaf yani. Babek önderliğinde Azerbaycan halkı saldırgan İslam ordusuna karşı kendi ülkesini savunuyor. Bunu nasıl anlamlandırıp nasıl anlatacağız? Elinizi vicdanınıza koyup bu durumu düşünün.Babekle ilgili şu bilgiyi de vermek isterim. Şemsettin Günaltay ile Sabahattin Çelik, Dineveri’nin Kahire de yayımlanan el-Ahbaru’t- Teval adlı eserine dayanarak, Babek’in Eba Müslim’in kızı Fatima’nın oğlu olduğunu, Fatımi devletinin ismini de, Eba Müslim’in kızı Fatıma’dan aldığını söylüyorlar . Sonunda Halife’nin işgalci orduları 837 yılında Babek’i Afşin adında bir haine yakalatıp, Bağdat’a Halifenin huzuruna götürüp, 838 yılında ellerini, kollarını keserek hunharca katlederek, Azerbaycan’ın bu şanlı direnişini bastırmış. . O günün tarih yazıcıları olan revilerin kaydettiklerine göre, Babek’ın bacağını kesince, Babek bacağından akan kanı, eliyle yüzüne sürmüş. Niye böyle yaptın diye sorunca da Babak demiş ki: “Şimdi kanım akmaya başlayınca, yüzüm sararır, siz benim sizden korktuğumu sanırsınız, size bu duyguyu yaşatmamak için, yüzümü kana beledim” demiş.Şimdi lafı uzatmadan söyleyeyim, Babek’e ne diyeceğiz?Babek isyancı mı direnişçi mi?Babek iyi mi kötü mü? Babek ne?İşte bu sorunun cevabı için, İşgalci Halife’nin ordusu safından bakarsan ayrı olur, işgale uğradığı için işgale direnenler safından bakarsan ayrı olur; tarih hep böyledir; hep de böyle kalacaktır. …Osmanlı halifesinin kapıkulu takımının yazdığı “Tarih kitaplarına” bakın, onlar her zaman işgalcilerin safından bakıp “Babek isyanı” diye yazıyorlar. Peki, Babek isyancı ise, ondan 1103 yıl sonra, ülkesi işgal edilince oluşan Kuvayımillîyecilere ne diyeceğiz? İki hareketin birbirinden ne farkı var?Peki, geçmiş tarihte olmuş bu Babek hareketini kimler görüp hatırlamak ister, kimler unutturmak ister? Günümüzün Anadolu’sunda Babek adını hatırlatacak, ne bir yol, ne bir köprü, ne bir anıt yok; bunun da nedenini düşünelim mi? Mesela kendisini “Hira Dağı kadar Müslüman” görüp, öyle olmaya özenen sözde “Türk milliyetçisi” İşgalci İslam ordularına karşı Türklerin yaşadığı yurdu savunan Babek’i görmek ister mi? Onun bilinmesini ister mi? Onu karalamaktan geri durur mu? Sonuç ortada!Peki, Türk denince, kendine saldıran faşist ülkücü kesimi anlayan Kürt milliyetçisi ya da onunla kader birliği eden sosyalist, Türk yurdunu savunan birini kahraman olarak görüp anlatabilir mi? …Peki, kendi kendine Sosyal Demokrat diyen belediyeler, Babek adını hatırlatacak her hangi bir şey niye yapmazlar?Real yani var olan duruma bakarsan olmamış bu. Bu satırların yazarı 1970 yılından bu yana Sosyalist kulvarda mücadele eden bir Marksist’tir, geçmişte böyle bir şeye tanık olmamış; mesela içinde büyüdüğüm Devrimci Yol geleneğinde, Devrimci Yolun yayınlarında böyle bir şey görmemiş, Babek adının geçtiği bir belgeyi hatırlamıyor.Bilim kıyaslama sanatıdır. Babek’in tarihteki yerini bir de şöyle kıyaslayalım:Babek, Alevilerin düşüncelerini dayandırdığı Hallac’ı Mansur’dan 100 yıl önce yaşamış; Hallaç’ı Mansur 16 Mart 922’de katledilmiş; Baba İsak ile Baba İlyas’ın önderliğinde Türkmenlerin 1240 yılında yaşanılan Babai hurucu arasında 400 yıllık bir zaman var. Mesela sorarım size, Babek’in yaktığı özgürlük meşalesi, bütün bunların esin kaynağı olmuş olamaz mı?Ya da şöyle soralım sorumuzu, Babek’in bunlar üzerinde hiç etkisi olmamış mıdır?Ben olduğu kanısındayım hatta “Babai” sözünün Babek sözünden türetilmiş olabileceğini bile düşünüyorum.Yunus Emre “Az söz âlim içindir, çok söz hayvan içindir” demiş. Biz sözümüzü daha fazla uzatmayalım. Tarih Babek’e isyancı diyenler ile yok be babam ne isyanı, adam bal gibi ülkesini savunmuş, ülkesine saldıranlara karşı haklı olarak savaşmış bir kahraman, bir direnişçi, burada isyan misyan yok bal gibi direniş var diyenlerin anlatımları ile doludur.Şimdi sizde düşünün bakalım, sahi siz ne diyorsunuz bu konuda?03 Nisan 2018 – Adana
Dipnotlar … Kavramların doğru ve yerinde kullanılması Marksizm’de, Marksist felsefede hayati öneme haizdir. Burada sözü Louis Althusser’e bırakalım: “Felsefe halkın teorik alandaki sınıf mücadelesini temsil eder. Neden felsefe kelimelerle dövüşür? Sınıf mücadelesinin gerçekleri kelimeler tarafından ‘temsil edilen’ ‘fikirler’ tarafından temsil edilir. Bilimsel ve felsefi akıl yürütmelerde kelimeler (kavramlar, kategoriler) bilginin ‘araçlarıdır’. Fakat siyasi, ideolojik ve felsefi mücadele kelimeler aynı zamanda, silah, patlayıcı veya uyuşturucu madde ve zehirdir. Bazen sınıf mücadelesi bir kelimenin diğer bir kelimeye karşı mücadelesinde özetlenebilir. Bazı kelimeler kendi aralarında bir düşman gibi dövüş yaparlar. Başka kelimeler vardır ki, anlam karışıklığına yol açarlar, hayati fakat sonuca bağlanmamış bir muharebenin kaderi gibi (…) En soyut, en zor ve en teorik eserlerine kadar felsefe kelimelerle dövüşür. Yalan kelimelere karşı, anlam karışıklığına yol açan kelimelere karşı, doğru kelimelerden yana ‘nüanslarla’ dövüşür. Kelimeler üzerindeki bu savaş, siyasi mücadelenin bir parçasıdır. Althusser’in üzerinde tekrar tekrar durarak belirttiği gibi, oportünizme karşı ideolojik savaş kelimelerle yürütülmektedir. …” Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori. Şemsettin Günaltay, Abbas Oğulları İmparatorluğunun Kuruluşu ve Yükselişinde Türklerin Rolü, BELETEN Dergisi, sayı 23-24, 1942. Selahattin Çelik, Abbasiler Döneminde Hürremiye Mezhebi ve Babek İsyanı.












Bir cevap yazın