Uzun zamandır taşınmayı düşündüğüm evimden sonunda taşındım. Artık Türkiye’de değil, Amerika Birleşik Devletleri’ndeyim. Buranın kültürünü çok fazla bilmiyorum, öğrenmem için biraz zaman gerekecek. Yeni taşındığım ev biraz ıssız bir yerde çünkü güzel bir yerden ev alacak kadar kazanmıyorum. Fakat benim için bu bir sorun değil. Yanımda bana göre garip (muhtemelen kültür farkından dolayı olabilir) birisi oturuyor. Adı Simon Clark. Bence ona alışacağım ve bu ülkeye de alışacağım.
Birazdan kendime kahve yapıp televizyonda film izleyeceğim. Film izlerken dışarıdan “pat pat pat” diye sesler gelmeye başladı. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda donuk bakışları ve kafasındaki şapkasıyla Simon karşımda duruyordu. Ona ne olduğunu sorduğumda cevap vermedi, sadece “Git buradan.” dedi ve arkasını dönüp evine gitti. Bu durum bana korkutucu gelmeye başladı. Hemen kapımı kapatıp kilitledim, önüne bir sandalye koydum. Camları ve perdeleri kapattım, ışıkları söndürdüm. Evdeki bütün kapıları kilitleyip en son odama girdim. Yatağa uzanıp derin derin düşünmeye başladım. Acaba Simon bana neden böyle demişti? Düşünürken uyuya kalmışım.
Uyandığımda güneş doğuyordu. Kalkıp kahvaltı yaptım ve işe gittim. İşten döndüğümde şok olmuştum. Eve girdiğimde salonda, avizeye bağlı bir zincir gördüm. Zincirin ucunda iç organları dışarı sarkan, kanlı bir tavşan asılıydı. Hemen polisi aradım fakat beni uyuşturucu kullanan evsiz birisi zannettiler ve hayal gördüğümü söylediler. Çok şaşırdım, ağzım açık kalmıştı. Burası ıssız bir yer olduğu için polis bile göndermiyorlardı. Ne yapacağımı düşünüyordum. Param yoktu, sadece tek mal varlığım bu ev ve kapımın önündeki scooterdı. Bu eve nasıl girdiğini düşündüm. Gelen kişi Simon muydu? Nasıl hiçbir yeri kırmadan girmişti?
Buralarda yeni olduğum için hiç arkadaşım da yoktu, yani çağıracak kimsem yoktu. Evden çıkmak mantıksızdı; bunu yapan kişi dışarıda olabilirdi. Hava da kararmıştı. Sabaha kadar uyumama kararı aldım. Salondaki masaya gizli bir kamera yerleştirdim. Bu kişi nereden gelmişti?
Sabaha kadar zar zor uyumuşum. Uyuduğumda saat kaçtı bilmiyorum ama telefonun alarmı çalmadı. Saat şu anda iki, işe geç kaldım. Yüksek ihtimalle kovuldum. Buradan işe gitmek bir saat sürer ve işim 14.30’da kapanıyor. İçeriden birinin konuşmasını duydum. Hemen kapıya yaslandım. İçerideki ses, “Due to a child accident at the aqua park, the aqua park has been closed.” diyordu. Bu ses televizyondan geliyordu. Kapıyı sessizce açtım, içeriye baktım. Kimse yoktu. Cam açıktı, bir de televizyon. Televizyonu kapattım, camı da perdeyi de. Hemen kamerama koştum. Laptopuma takıp içindeki kaydı izledim fakat kayıt yalnızca iki saatti. Ben odama girdikten sonra derin nefes sesleri geliyordu. Ardından kamera kapanıyordu. Bu nefes sesleri normal değildi; sanki nefes alırken zorlanan birinin nefes sesleriydi. Artık kesinlikle buradan gitmem gerekiyordu.
Hemen telefonumu aldım, uçak biletlerine bakmak için tarayıcıya girdim. Fakat o da ne? Hat yoktu. İnternet çekmiyordu. Evin zaten altyapısı olmadığından telefonumu kullanarak bağlanıyordum fakat artık o da yoktu. Hava tekrardan karardı. Bu sefer evime tuzaklar kurdum. Kapı kollarının üstüne bardak koydum. Pencerelerin önüne de bardak yerleştirdim. Herhangi bir kapı kolu hareketinde veya pencere açıldığında bardak düşecek ve ses çıkaracaktı. Böylece uyanacaktım. Kamerayı ise duvarı yontarak (evin duvarları ahşap) içine yerleştirdim. Sonra uyudum.
Sabah kalktığımda odamdaki masa ters dönmüştü. Odadan çok dikkatli şekilde çıktım. Televizyonun altındaki dolabın kapağı açıktı ve içi tuğlaydı. Evde başka herhangi bir gariplik yoktu. Kameramı almaya gittim fakat kameram yerinde değildi. Duvarın içine iyice baktım fakat yoktu. Bunun bir hırsız tarafından bulunması imkânsızdı. Yani kamerayı saklarken birinin beni izlemiş olması gerekiyordu.
Evin her yerine baktım, hiçbir şey bulamadım. En son televizyonun altındaki dolabı incelemeye gittim. Dolabın içi tuğlalıydı ve derinlere doğru ilerliyordu. Dolabın yanında, kamerayı sakladığım yere doğru bakan iki adet delik vardı. Telefonumu aldım, şarja taktım. Şarjı %100 olduktan sonra fenerini açtım ve dolaba girdim. Artık burası dolap değil, bir tüneldi. Derin, karanlık ve içeriden parazitlenme sesi geliyordu. Çok kısık bir şekilde “Gelsene, oğlum…” diye bir ses duydum. Sessizlik olduğu için net duyabiliyordum. Merdivenler çok tozluydu, örümcek ağları vardı. Belli ki buraya çok uzun zamandır kimse gelmiyor. Merdivenler özenle yapılmamıştı; büyük-küçük, eğimli basamaklar vardı.
Aşağıya doğru inmeye devam ettim. En alt kata indiğimde burada koridorlar vardı. Koridorların duvarlarında eski, solmuş çizimler yer alıyordu. Bir yandan da bir çeşit ayak sürüme sesi geliyordu. *Korku ve kararsızlık içinde derinlere doğru yürümeye devam ettim* Adımlarım yankı yapıyordu. Duvarlarda gördüğüm çizimler insan figürleriyle doluydu. Bazıları bağırıyor, bazıları ellerini bir şeyden korumaya çalışıyor gibiydi. Havanın iyice ağırlaştığını hissediyordum. Nefes almakta zorlanıyordum. Koridorun sonuna yaklaştıkça ayak sürüme sesi kesildi. Yerini bir uğultuya bıraktı.
Koridorun sonunda büyük bir demir kapı vardı. Kapının üzerindeki semboller, duvarda gördüğüm çizimlerin aynısıydı. Ellerim titriyordu ama kapıyı açmam gerektiğini hissettim. Kapıyı ittim, gıcırdayarak açıldı. İçeri girdiğimde büyük, boş bir salon vardı. Ortada eski bir masa ve masanın üzerinde bir kamera duruyordu. Kendi kameram. Yanına yaklaşıp aldım ve kaydı izlemeye başladım.
Kaydı izledikçe nefesim kesildi. Kamera beni çekmişti. Uyuduğum sırada odama birisi girmişti. Yavaş hareketlerle yanıma yaklaşıyor, yüzünü kameraya dönüp donuk bir ifadeyle bakıyordu. Bu Simon’dı. Ama gözleri simsiyah ve yüzü garip bir şekilde bozulmuştu. Sonra odadan çıkmış, kameranın yerini alıp bu masanın üzerine koymuştu. Kayıt burada bitiyordu.
Kamerayı aldığım sırada arkamdan bir kapının kapandığını duydum. Dönüp baktığımda koridordan geldiğim kapının kapanmış olduğunu fark ettim. Hemen koşarak kapıya yöneldim ama artık açılmıyordu. Arkadan bir nefes sesi geldi. Dönüp baktığımda Simon’ı karşımda gördüm. Gözleri tamamen simsiyah, yüzünde dehşet verici bir gülümseme vardı.
“Buraya neden geldin?” dedi. Sesinde garip bir yankı vardı. Cevap vermeye çalıştım ama boğazımdan tek bir kelime bile çıkmadı. Simon, bir adım daha yaklaştı. “Burası benim alanım. Buradan kimse sağ çıkamaz.”
Arkamı dönüp kaçmaya çalıştım ama bir şey beni yere yapıştırdı. Simon, beni tutup masanın üzerine yatırdı. Ellerim ve ayaklarım hareket etmiyordu. Gözlerimi kapadım ve bağırmaya başladım. Ama hiçbir ses çıkmıyordu. Gözlerimi açtığımda kendimi odamdaki yatağımda buldum.
Her şey bir kabus muydu? Ama kamera hâlâ elimdeydi. Yatağın kenarındaki duvarda büyük bir yazı vardı:
“KAÇMANIN ANLAMI YOK.”
Hemen evi terk ettim. Scooter’ıma atladım ve başka bir şehre doğru yola çıktım. Bu evde yaşadıklarımın bir açıklaması var mıydı, bilmiyorum. Ama bir daha asla geri dönmeyeceğim. Simon ve o karanlık koridorlar, sonsuza dek aklımda kalacak.
Kirpi Edebiyat ve Düşün Dergisi olarak öyküsü için Hacı Sabancı Anadolu Lisesi Yaratıcı Yazarlık Kulübü Öğrencilerinden 9F Sınıfı Egemen ERTAŞ‘a teşekkür ederiz.












Bir cevap yazın