Maraş’ta Kanlıdere Köprüsü ve Boğazkesen Mahallesi adında yerler var. Katliamı kültüre dönüştüren caniler bu isimlerle gurur duyuyorlar ve değiştirmiyorlar hâlâ. Zamanında Ermenilerin boğazlarını nasıl kestiklerini, dereye nasıl kan akıttıklarını göğüslerini kabartarak anlatıyorlar. Bunlar “insan”…Tanık olduğum hikayeler ve orada görev yaparken yaşadıklarım öfkeden delirtiyor beni…
“Ben ölürsem, Maraşlılara öldüğümü sakın söylemeyin, sevinmesinler, beni sessizce köyüme gömün…” Vasiyeti bu! Kayınvalidem bunları söylerken, yağmanın izleri kalmış evin duvarlarına bakıyorum. Katliam zamanı üç beş salyalının kapıya kanlı bir çuvalla gelerek “alın bu sizin piçiniz” diyip böğürdüklerini ve o çuvaldaki cesedin oğlu olmadığını görüp feryatlarla nasıl bayıldığını anlatıyor. “Sus anne, n’olur sus” diyorum. Gözlerinden vahşet günlüklerini okuyorum. İki oğlunun akıbetini bilemeden şehirden nasıl kaçıp sözde kurtulduklarını anlatıyor sonra…
1938’de Dersim’den, 1978’de Maraş’tan katliam sürgünlüğü…
Sığdıramadılar bizi diyor. Koca dünyaya sığdıramadılar. Ortalık durulup döndüklerinde eşyalarının olmadığını ve evlerinin yakıldığını görüyor. Eşyalar Maraşlı komşularının evinden çıkıyor. Vermiyorlar. Canınızı kurtarmışsınız buna şükredin diyorlar.
Ey hak! Bu nasıl bir cehennem!
Hamile kadınların karnını deşip, bebelerini ağaca astılar!
Seksen yaşındaki nenenin gözlerini tornavidayla oydular!
Sonrasını biliyorsunuz… İşte bunlar “insan”, allahın sevdiği kulları ve dünya onların…
Unutur muyum hiç?
( 2002 Mayısında onu, dinmeyen acılarıyla sessizce köyüne gömdük. Bir yıla kalmadı mezarlığın yakınına dev bir çimento fabrikası kurdular. Yetmedi Kara Maraş’ın bütün çöplerinin atılacağı yer olarak oradaki Alevi köylerin ortasını seçtiler…)
Mina Persis












Bir cevap yazın