Sabahattin Ali, tek taraflı bir aşkla sevdiği Nahit Hanım’a çeşitli şiirler yazar. Potsdam’dan İstanbul’a gönderdiği ve “birkaç şiirden oluşan bir yılbaşı armağanı” olarak tanımladığı, yirmi bir şiirden oluşan “Kurbağanın Serenadı” adlı defter, bu aşkın en özel tanıklarından biridir. Aynı ismi taşıyan ilk şiir ise, şairin kendisine ironik bir bakışla yaklaştığı bir aşk şiiridir.
Sabahattin Ali, bu şiirinde kendisini haddini bilmeyen bir kurbağa olarak tasvir eder. Sevdiği kadına, bu kurbağayı –yani kendisini– ayaklarının altında ezmesini tavsiye eder. Şiir, şairin karşılıksız kalan aşkını hüzünle ama mizahi bir dille kabullenişini anlatır:
&
Bir paçavra yırtıldı kamışlar arasında,
Bak sevgilim; haddini bilmeyen bir kurbağa,
Başladı yosunlarda serenatlar çalmağa…
Istırap, ses haline gelmiş yaygarasında:
Senelerce tozlu bir rafta uyuyan keman,
Böyle şikâyet eder reçinesiz bir yaydan.
Fakat senin karşında bu ne kadar küstahlık;
Bir kere kendisine bakmıyor mu bu alık?
Nasıl açıyor sana gönlünün yarasını?
Acaba ne umuyor böyle gevezelikte?
Şimdi, ayaklarımla öpüşen bu eşikte,
Bilmiyor mu kaç âşık kırdı gitarasını?
O da bilir bunların neticesizliğini,
O da senin karşında duydu acizliğini,
O da nâdimdir gönül verdiğine sevgilim!
Madem ayak ucunda bir kurbağa vaklıyor,
Karanlık şimdi bütün cürümleri saklıyor;
Onu çiğne sevgilim!
Onu çiğne sevgilim!
Sabahattin Ali
&
Sabahattin Ali, şiirinin sonunda bile sevdiği kadının kendi aşkını ezmesine razı olacak kadar naif, kendini küçülten bir aşkla yaklaşır.
Şiirle birlikte paylaşılan kurbağa çiziminin ise Sabahattin Ali’ye ait olduğu iddia edilir. Ancak bu çizimin şaire kesin olarak ait olduğunu kanıtlayan bir belge bulunmamaktadır. Bazı kaynaklar, bu resmin şairin kendisi tarafından yapıldığını öne sürerken; akademik kaynaklarda bu bilgi doğrulanmamıştır.
Yine de şiirle uyum içinde olan bu çizim, Sabahattin Ali’nin hem mizahi hem de hüzünlü dünyasını görsel bir yorumla yansıtıyor.












Bir cevap yazın