Yine bir Kurban Bayramı arifesindeyiz.
Pazarlıklar yapılıyor, bıçaklar bileniyor, mezbahalar hazırlanıyor.
Fakat sormamız gereken asıl soru şudur:
Bu bayramda gerçekten neyi keseceğiz?
Kurban kelimesi, Arapça “kurb”, yani yakınlık kökünden gelir. Kurban, insanın Hakk’a yaklaşması, nefsindeki karanlığı eksiltmesi, gönlünde sevgiye, adalete ve merhamete yer açmasıdır.
Ne var ki çoğu zaman kurbanı yalnızca dışsal bir ibadet olarak görüyor; içsel arınmayı, nefs muhasebesini ve toplumsal sorumluluğu unutuyoruz. Oysa Kurban Bayramı yalnızca bir hayvan kesmek değil; insanın kendi içindeki kibri, hırsı, zulmü, gösterişi ve kötülüğü kesebilmesidir.
Peki bu bayramda neyi keselim?
Gıybeti kes.
Başkalarının arkasından konuşarak ne kendini temize çıkarabilirsin ne de toplumu arındırabilirsin. Gıybet, ruhları kirleten görünmez bir hastalıktır.
Kul hakkı yemeyi kes.
Kıldığın namaz da, kestiğin kurban da, yaptığın ibadet de seni kurtarmaya yetmez; eğer üzerinde bir mazlumun hakkı varsa, o hak boynunda ağır bir yük olarak kalır. Hakkını yediğin insan affetmedikçe, hiçbir arınma tamamlanmış sayılmaz.
Yalan söylemeyi kes.
Gerçeği eğip bükmek yalnızca dili değil, ruhu da bozar. Hakikatin yanında durmayan her söz, insanın içindeki doğruluk terazisini kırar.
Haram yemeyi kes.
Sofran temiz görünse de içine haram karışmışsa, o lokma seni değil, nefsini büyütür. Helal kazanç yalnızca midenin değil, kalbin de gıdasıdır.
Adam kayırmayı ve torpili kes.
Liyakati çiğnemek, toplumu içten içe çürütür. Hakkı hak edene vermeyen her düzen, adaleti kurban etmiş demektir.
Haksızlığı kes.
Zulme karşı susmak da zulme ortak olmaktır. Bir haksızlık karşısında sessiz kalan, zalimin bıçağını bileylemiş olur. Bayram, zulmü değil adaleti yüceltmelidir.
İsrafı kes.
İhtiyacın olmayanı tüketmek, bir başkasının lokmasına göz dikmektir. Gösteriş uğruna yapılan harcamalar, Hakk’a değil, nefsin putlarına sunulmuş kurbanlardır.
Kötülükle ve kötülerle irtibatı kes.
Kimin sofrasına oturduğuna, kiminle yol yürüdüğüne dikkat et. Kötülükle dost olan, zamanla kötülüğün diliyle konuşmaya başlar.
Çünkü bunları kesmeden kestiğin kurbanın, dağıttığın etin, yaptığın gösterişin hakikat terazisinde bir karşılığı olmaz.
Kurban bir semboldür.
Asıl olan, insanın kendi nefsini kurban edebilmesidir.
Asıl olan, gönüldeki putları yıkabilmesidir.
Asıl olan, Hakk’a yaklaşırken halka da merhametle yaklaşabilmesidir.
Hakikat ehli boşuna dememiştir:
“Kes boğazını nefsinin, kanı aksın riyanın;
Aksi hâlde boşunadır, bin kurban kıysan dahi.”
Bayram, yalnızca sevinç değil; aynı zamanda iç muhasebedir.
Bu yıl kestiğin kurban seni insana, vicdana ve Hakk’a yaklaştırmıyorsa, eksik kalan bir şey var demektir.
Unutmayalım: Her bayram, son bayramımız olabilir.
Bu yüzden her Kurban Bayramı, insan için bir yeniden doğuşa dönüşmelidir.
Kurban Bayramınız kutlu olsun cümleten.
Aşk ile…
Mehmet Özgür Ersan












Bir cevap yazın