“Alevilerin Vakayi Şerriye”
Osmanlı hanedanlığı zümresinin de “Vakayı Hayriye” dediği 1826 yılındaki Alevi katliamı ile ilgili Serçeşmenin Savunması kitabındaki yazımdan bir bölümü buraya da alıyorum; orada öz olarak şunları demiştim:
*
…
Savaşlar konusundaki tahlilleri ile ün yapan Prusyalı General Clausewitz, “Savaş bir politikanın silahlarla (başka araçlarla) sürdürülmesidir” der. Bunun için bir savaşı ya da katliamı anlamak için ona yol açan politikayı bilip, bu politikanın kimlerin yararına, kimlerin zararına olduğunu anlamak gerekir. Savaşlarda katliamlarda izlenen bir politikanın başka araçlarla sürdürülmesidir.
1826 yılında Alevi katliamıyla sonuçlanan dönemle ilgili Yusuf Akçura, “Üç tarzı siyaset” adlı, kendisi ile özdeşleşen ünlü yazısında, İkinci Mahmut döneminde yapılan bu katliamın, “Osmanlıcılık siyaseti” yani “Osmanlı milleti yaratma siyaseti sonucu yapıldığını” söylerken şöyle diyor:
“… Osmanlı milletti vücuda getirme arzusu, pek yüksek bir hayali gayeye, pek yüksek bir ümide doğru yücelmiyordu. Asıl maksat, Osmanlı memleketindeki müslim ve gayrimüslim ahaliye aynı siyasi hakları tanımak ve vazifeleri yüklemek, böylece aralarında tam müsavat (eşitlik) husule getirmek; … yeni bir millet, Osmanlı milleti meydana çıkarmak ve bütün bu zor ameliyatın neticesi olarak da, Delet-i Aliyye-i Osmaniye’yi asıl şekliyle yani eski hudutları ile muhafaza etmekti. …
…
Osmanlı milleti yaratma siyaseti, ciddi olarak II. Mahmut zamanında doğdu.
Miladi on dokuzuncu asrın başlangıç ve ortalarında bu siyaset Osmanlı ülkesinde itibar kazanması, kabili tatbik zan olunması tabi idi.”
Yani diyor ki, Osmanlıcılık siyaseti sonucu, Osmanlı ülkesindeki müslimler ile gayrimüslimleri tam olarak eşit (müsavat) hale getirerek bir Osmanlı milleti yaratmak için bu zor ameliyat yapıldı diyor.
Peki,
İkinci Mahmut’un, “Osmanlı milleti yaratma siyasetini” uygulamaya koyduğu dönemde Osmanlı ülkesinde halkların durumu nasıldı, bunlar nasıl eşit hale getirilecekti? Şimdi buna da bakmak gerek. Hani derler ya, Soru cevaptan önemlidir.
İkinci Mahmut’un, Osmanlı milleti yaratma siyasetini yürürlüğe koyduğu dönemde, daha çok da Alevi Türkmenler Dergâhlarla tekkeler etrafında örgütlenip, ekonomik olarak da güçlü bir hale gelmişlerdi. O dönem Yeniçeri Ordusuna da Avrupa’dan devşirme asker getirilemediği için, Yeniçeri Ordusunda da daha çok Türkmen halktan askerler vardı. Dünyada özelliklede Başkanlarda ulusal rüzgarların esip, milli devletlerin kurulduğu bu dönemde Türkmen teba içinden de milli bir akımın çıkıp, Osmanlı ülkesini milli bir devlet haline getirmesinden endişe edilip, bundan korkuluyordu. İşte bu yüzden, Osmanlı ülkesinde müsavatı yani eşitliği sağlamak için Yeniçeri Ordusunun imha edilip, Dergâhlarla tekkelerin mallarının talan edilmesi gerekiyordu; İşte bu yüzden, 1826’da İkinci Mahmut, döneminde Alevi katliamı yapıldı; 1826 yılında Alevi katliamına yol açan politikanın özü budur.
Bu “Osmanlı milleti yaratma siyaseti” nasıl tatbik edilip, sahneye konuyor şimdi kısaca ona da bakalım.
Önce, Hacı Bektaş Postnişini Feyzuullah Çelebi 1824’de İstanbul’a çağrılıyor, sonra da bir şecerede dendiği gibi söylersek, “düzenli orduya bağlı olmayan sivil bir asker tarafından silahla vurularak öldürülüyor”. Yerine oğlu Hamdullah Çelebi Postnişin oluyor, bundan iki yıl sonra da önce Yeniçeri Ordusu askerleri katlediliyor, sonra da bütün Alevi Dergâhları ile tekkelerin mallarına, mülklerine el konup, çoğu yıkılarak, buralar Nakşibendi tarikatkine veriliyor.
1826 yılında, Hacıbektaş Dergâhını kayyum atanır gibi atanıp, Dergâhı sahiplenen Nakşibendi tarikatı, 1834’de Hacıbektaş Dergâhının bir yerini camiye çevirip, yanına da minare yaptırılıyor. Belgrad Ormanlarına kaçıp, sığınan Bektaşiler, orman ateşe verilip, çıkanlar hançerlenerek öldürülüyor. Belgrad Ormanında öldürülen Alevilerin sayısının 10 binden az olmadığı söyleniyor. Hacıbektaş Postnişini yargılanıp, Amasya’ya sürgün ediliyor. İleri gelen birçok Bektaş’ı önderi asılıyor, sürgün ediliyor.
1826 yılında, Alevilerin “Vakayi Şerriye”, Osmanlının da “Vakayi Hayriye” dediği süreçte, önce Yeniçeri Ordusunun imha edilip, sonra da Alevi – Bektaşi Dergâhlarının, tekkelerinin neden imha edilip, mallarının mülklerinin talan edildiği iyice düşünüp, bilince çıkarmak gerekiyor.
*
1800 yıllarından önce, Yeniçeri ordusuna Avrupa’dan devşirme çocuk getirilemediği için Yeniçeri Ordusunun askerleri birkaç kuşaktır yerel halktan sağlanıyor, bu yüzden de bunların çoğu Türkmenlerden oluşuyordu.
Yeniçeri Ordusunun imha edildiği dönemde İstanbul’da olup, döneme tanıklık eden İngiliz tarihçi Miss Julia Pardoe (1806-1862), şu tespiti yapıyor:
“Evvelce de ehemmiyetle belirtmiştim ocaklar kaldırıldığı sırada Yeniçeri arasında eski devşirmelerden tek sima dahi yoktur; ekseriye Türk olmak üzere hepsi ocağa girip Yeniçeri yazılmış esnaf ve ayaktakımına mensup adamlar, gençler, o dönemdeki saygın yurttaşlardır.” (Bu alıntıyı Serçeşmenin Savunması kitabındaki yazımdan aldım kaynağı merak eden oraya bakabilir)
1826 de Katliamın olduğu süreçte, Dergâhlarla Tekkelerin etrafında daha çok Türkmenler bir araya gelip, örgütlendikleri için, buradan bir milli hareket çıkıp, ülkeye hâkim olur diye Yeniçeri ordusu da imha edilip, Alevi Bektaşi dergâhları kapatılıp, malları talan ediliyor. Bence 1826’da İkinci Mahmut’un yaptığı Alevi katliamı aynı zamanda bir Türkmen katliamıdır.
1915’de hayata geçirilen, “Türkçülük siyaseti” sonucu nasıl Ermeniler katledildiyse, İkinci Mahmut’un 1826’da hayata geçirdiği “Osmanlı milleti yaratma” siyaseti de döneminde de Türkmenler katlediliyor. Bunun için, uygulamaya konulan siyaseti, siyaset deyip geçmemek gerekiyor.
*
Bence Yusuf Akçura’nın tahlili doğru 1826 yılındaki Alevi Katliamını Osmanlı milleti yaratma siyaseti neden olmuştu.
…
Konunun bir acı yanı da şu 1826’da Aleviler – Bektaşiler katledilirken bunu protesto eden bir haham bir papaz olmuş mu? Bunu da sorgulamak gerek.
*
*
Sevgili dost.
Sorduğunuz sorular çok güzel üzerinde derin derin düşünüp konuşmalıyız.
Lenin’in Sivertlov üniversitesinde verdiği “Devlet “ konulu bir Konferansı vardır. Orada tarihi konuları kronolojik gelişmesi içinde inceleyin der; ben gençlik dönemlerinden beri bu nasihata uydum; bu bende bir tarz oldu.
Yeniçeri ordusunun da tarihi süreci var. Aslında bütün İmparatorluklarda Yeniçeri ordusu gibi başka halklardan oluşturulan lejyon orduları var; Machiavelli de bunu anlatıyor.
Yeniçeri ordusu Türk halkından olmayan, halka yabancı devşirmelerden oluşuyordu, bu yüzden de halka karşı acımasızdı. Alevi katliamlarını yapan Kuyucu Murat Paşa gibi simalara bakın bunların hepsi Balkanlardan devşirilmiş kişilerdir. Bunlar Osmanlı da padişahın koruma ordusu gibi ya da Cumhurbaşkanlığı muhafız Alayayı gibi Osmanlı ordusunda merkezde görev yapıyorlar. Padişaha bağlılar. Machiavelli devşirmelerin – göçmenlerin işlevini çok güzel anlatır. Göçmenler bulundukları konuma hükümdara bağlı oldukları için geldiklerinden dolayı hükümdara herkesten daha çok bağlıdırlar der. Yeniçerilerle de böyle, Osmanlı ülkesine hakim olmalarının Osmanlı hanedanlığına bağlı oluşlarından kaynaklandığı için herkesten daha çok hükümdara bağlıydılar. Göçmenlerin genel konumu budur.
Şunu vurgulamak gerek, Yeniçeri ordusu, Osmanlı ordusunun tümü değil, Osmanlı ordusu içinde Padişahı – sarayı koruyan özel bir ordu.
Tarihi süreç içinde Avrupa’dan ya da Balkanlardan devşirme asker getirme olanağı bitiyor, böylece Yeniçeri Ordusu da Türkmen kesimlerden oluşmaya başlıyor; buna bozulma diyorlar, niye çünkü Osmanlıda Türkmen’e güven yok. Yeniçeri Ordusunun imha edilip, Yeniçerilerin katledildiği dönemde Yeniçeri ordusunda devşirme bir kişi bile yoktu deniyor; yazımda andığım İngiliz tarihçinin gözlemleri bu açıdan ilginç.
Fransız ihtilalinden sonra, 1800 yıllarının başlarında genel olarak Avrupa’da özel olarak da Balkanlarda Milliyetçilik rüzgarları esip, Balkan halkları milliyetçilerin etkisi ile Osmanlıdan kopmaya başlıyorlar. Bu milliyetçiliğin Türkmen nüfus içinde de gelişerek Osmanlıyı parçalayacağından endişe ediliyor. Yusuf Akçura, işte buna dikkat çekiyor. Devleti Alliyyeyi kurulduğu gibi muhafaza edip, Amerikan ulusu gibi bir Osmanlı Ulusu yaratmak için İkinci Mahmut kanlı bir ameliyata başvurdu diyor; ne yapıyor İkinci Mahmut bütün halkları müsavat – yani eşit hale getirmek için kanlı bir ameliyat yaptı sonuç olarak Türkmenleri kesti diyor. İkinci Mahmut temel olarak Türkmenleri katlettiği için o dönemde yaşayan Aşık Veli Türkmenleri savunuyor, Hamdullah Çelebi’nin savunmasına da bu ruh hakim oluyor. Bunlara çağın ruhu demek gerek.
Yavuz Türkmen KIZILBAŞLARI defterlere kaydettirip yani fişleyip, fişlenerek defterlere kaydedilen 40 bin Kızılbaşı gizli bir operasyonla öldürdüğünde, Yeniçeri ordusu kendine Bektaşiyiz Aleviyiz diyor ama onlara dokunulmuyor.
Kanuni’nin oğlu Mustafa’nın Kılınç kuşanma törenine bakarsan padişaha bağlı Aleviyiz diyorlar ama Türkmenleride katlediyorlar. Osmanlı Türkmenleri katlederken bir kılıf olarak ben Kızılbaşları- Alevileri katlediyorum diyor.
Tarihçi Celalzade Mustafa Efendi, Yavuz ile Kanuni’nin divan katibiydim diyor; yani birinci elden bir kaynak. Celalzade Mustafa Efendi Türkmen sorununu kökten çözdük, bellerini kırdık, şu kadar Türkmeni kılınçtan geçirdik diyor. Celalzade hiç Alevidir vs demeden direkmen Türkmenleri katlettik, Türkmen sorununu çözdük diyor. Önemle vurgulayalım ki, Celalzade hem Yavuz’un hem de Kanuni’nin divan katibiydim diyor.
Celalzede’nin Kitabını okurken dikkat edersek hiç Alevi Kızılbaş vs demiyor direkten Türkmenler ayaklandı, bizde Türkmenleri kılınçtan geçirdik diyor. Bunları Kalender Çelebi isyanını bastırışlarını anlatırken söylüyor. Pargali İbrahim Balkan devşirmesi – sanırım Sırp, Kuyucu Murat Paşa Hırvatmış.
Bazan bunlar Timur’a destek olan Türkmenlere ödetilen fatura gibi geliyor bana.
Konu üzerinde düşünüp yazmakta iyi olur
Sorularını düşünüp, üzerinde yazacağım
Selamlar












Bir cevap yazın