ÖYKÜ 715
Leblebi Tozu – Oğuzcan Ertürk
Salı pazarının girişinde peynirci gözüme çarpıyor. Annemin peynircisi. Hemen yanında da zeytincisi, sebzecisi, meyvecisi… Kalabalığın içine giriyoruz. Ayakkabı alınacaktı bugün bana. Şimdiye kadar bir defa geçti ayakkabının konusu. İnşallah unutmamıştır sözünü. Akşama okulun bahçesinde çok önemli maçım var. Topumun da havası şişecek. Saçlarımı dağıtarak, güya beni seven amcalardan sıkıldım. İkide bir ‘Bu okula gidiyor mu?’ […]
Son Panayır – Belgin Bıyıkoğlu
Üç yıl önce düşüp kalça kemiğini kırdığı merdivenlerden bastonuna tutunarak ağır ağır çıktı. Oğlu yasaklamıştı üst kata çıkmasını ama gözleriyle görmeden temizlikten emin olamazdı. “Çıkma demesi kolay, gelin hanımın söylediklerini o işitmiyor nasıl olsa –Kadriye Anne yatağın altında tozlar toplanmış, temizlik yapılmamış galiba Raif size artık para göndermiyor mu yoksa?- ”Sesli sesli söylendi. Söylenirken sinirlendi, […]
Aşkın Gizemi – Kübra Erbayrakçı
Anıl, ‘ben gidiyorum’ dedi. Dilek için zaman durmuştu. Onca sene bu adamla birlikte olmuş ve sevmişti. Hiç kimseyi sevmediği kadar bu adamı sevmişti. Onunla nişanlandığında mutluluktan havaya uçmuş ve hayaline hayal katabilmişti. Dilek, Anıl’la Almanya’da tanışmış ve nişanını da Türkiye’de yapmıştı. Şimdi anlamadığı sebeplerden dolayı, Anıl, ‘ben gidiyorum’ diyordu. Dilek bir şok yaşamıştı ve bunun […]
Hesaplar Benden – Hüseyin Cağırgan
Sıcak bir ağustos sabahıydı. Günlerden Pazar olduğundan öğleye doğru uyanmıştı. Kahvaltının ardından kahvesini içerken masa üstü bilgisayarından gazeteleri açtı Her gün okuduğu köşe yazılarına baktı. Birkaç ekonomi ve siyaset haberi ilgisini çekti. Doların günden güne yükselişine ülkesi adına üzüldü. “Ne olacak bu ekonominin hâli?” diye düşünürken telefonu çaldı. İş yerinden arkadaşı Halil arıyordu. -Ahmet günaydın […]
Gündüz Düşleri ve Yeşil Buğday Tarlaları – Feride Cihan Göktan
Boşluğa doğru konuşuyordu darmadağınık olmuş beyaz saçlarıyla. Ne konuştuğunu anlamak mümkün değil. Tamamlanmamış cümleler sırası değişmiş kelimeler belki de yıllarca içinde sakladığı beklemekten eskimiş yıpranmış yırtılmış cümleler. Yaşlı kadının ağzından öylece darmadağın boşluğa dökülüyordu. Tam o sırada güneş de batmaya hazırlanıyordu. Anneciğim, dedi yüzündeki hüzün odanın loşluğunda bile o kadar belli ki diye tanımlanabilir olan […]
Duvar- Josef Hasek Kılçıksız
Kolları ve kaba etleri iğnelerden sızlıyordu. Günlerdir ateşi düşmemişti. Onu bilinç ile bilinçsizlik arasındaki sınır bölgesinde tutan bir ateşti bu. Uzun ve derin bir uykudan sonra uyandı. Yüzü aynaya dönük yattığı için uykulu gözlerle uzun uzun kendini inceledi. Uyandığında sanki zaman tahrif edilmişti. Bir şeyler yapma arzusunu öldüren nafilelik hissiyle dolmuştu içi. Uyandığında gündüz ve […]
Küçük Mucize – Yüksel Akkuzugil
Balkan Harbinin tüm vahşet ve dehşeti ile sürdüğü günlerdi. Henüz yedi yaşında bir çocuk olarak etrafında olan olayları tam anlayamıyor, sadece anne ve babasının çok üzgün ve endişeli hallerinden bir şeylerin yolunda gitmediğini seziyordu. Sokak kapısının adeta yıkılırcasına hızla ve hiddetle çalındığını duyunca, evdeki tek küçük çocuk olarak koşup kapıyı açtı küçük Abdullah. “Allahın Kulu” […]
Yedek – Sultan Sahinyılmaz
Kabul etmeli ki, yıpranmayan şey yok şu dünyada. Fakat yıpranan çoğu şeyin de bir yedeği düşünülmüş çoğu zaman. Araba alıyorsun, stepnesi içinde. Yolda kalmayasın diye. Kalbinin ana damarlarından biri tıkansa, Allah bacağında yedek bir damar yaratmış. Hatta gömleğin düğmelerinin bile giyeni yarı yolda bırakma ihtimalini düşünmüş üretici firması. Yedek bir düğmeyi, içindeki etikete ekleyivermişler. Sadece […]
İki Bir – Salim Altıntaş
Anlaşılan sevindirici bir haber almıştı Tayfun. Çok mutluydu çünkü. Acaba ağzım kulaklarıma varıyor mu, diye düşünüp yanaklarını çekiştirdi. Kaşını, gözünü oynattı. Yüzünü buruşturdu. Deyimin burunla bir ilgisi olmadığı halde burun deliklerini şişirdi. Kulaklarını aşağı yukarı hareket ettirdi. Yetmedi başka başka tuhaf hareketler yaptı. Baktı ne yaptıysa olmuyor. Ağzı kulaklarına varmak deyiminin hatalı olduğunu düşündü. Tayfun […]
Üç Yüz Otuz Üç – Berrin Yelkenbiçer
Nasıl sıcak. Klimalar da çalışmıyor. Sordum girişteki görevliye, uzun boylu, yakışıklı da bir oğlan. Bıyıkları salmış kara kara. Bir artiste benziyor ama kim çıkaramadım. Maalesef, arızalı hanımefendi, dedi. Kalın sesi kara bıyıklarına yakışıyor. Tavanda bir pervane var ama aksak ritimle dönüyor. Üç fır fır, bir duruyor, üç pır pır, bir duruyor. Sanki görünmeyen bir mehteran […]
Ben Senin Kaderinim – Gürhan Gürses
Sırtında heybesiyle, ayağında çarığı, başında serpuşuyla çok heybetli duruyordu münzevi. Kalbine bir kıymık batmış gibi sancıyordu, gözleri şaşılacak denli iri ve karaydı. Doğuştan hak eliyle gözlerine sürmek çekilmiş gibiydi. Bir hayal gibi duruyordu. Vardı ama yoktu gibi. Gözünün karalığı ömrünün karanlığına delalet ediyordu. Üstünün başının hırpaniliği onun aşk ehli olduğunun kanıtıydı. Bu dünyadan vazgeçmiş gibi […]
Bozuk Saat – Gülşah Babayiğit
Kan revan içinde kalmıştı. Avuçlarında tuttuğu yüreği, dostun dilden hançeri ile ikiye bölünmüş. Sevgi ile kaydedilmiş her hatıra, ihanete karışıp, nefesi kesilene kadar acı olup akmıştı avuçlarından. Kalpten kalbe giden yolun üstündeki tüm köprüler yıkılmış. Enkazın altında kalan yine bir kadın olmuştu. Gece nöbeti ağırdır. Uyanık kalmayı başarabildiğin anların çoğunda, hayalle gerçek arasında bir çizgidesindir. […]
Halime – Hatice Dökmen
Sabah saatleri olmasına rağmen Kadıköy İskelesi’nde parmakla sayılacak kadar insan ya vardı, ya yoktu. Büfeciler, çingene çiçekçiler bile tek tük görünüyorlardı ortalıkta. Balon Kafe’yi geçip Moda Sahili’ne doğru yürüdüm. Kalın montum, yün bereme rağmen denizden gelen esintiyle üşüyordum ama aldırış etmedim. Akşam yaşadığım tek kişilik kutlamada alkol şişede durduğu gibi durmamış, fondip yaptığım her kadeh […]
En Çok Okunanlar












Son Yorumlar