Akşam yatağımda uzun uzun duvara bakarken, kendi iç dünyamda dolaşırken bir kelime kafama takıldı: farkındalık.
Son zamanlarda her yerde havalı bir biçimde kullanılan bu “farkındalık” ne menem bir şeydi? Farkındalık fark yaratıyor, bizi başkalarından ayırıyor sanıyoruz. Peki kelimeye tersten bakarsak; farkında olmayanlara ne oluyor?
Doğada farkındalık var mı?
Doğadaki hiçbir nesne, hiçbir bitki ve hemen hemen birçok canlı bizim anladığımız anlamda bir farkındalığa sahip değil. Biz insan türü olarak donanımlı bir bilince sahibiz. Öleceğimizi biliyoruz. Kısa bir zaman aralığında yaşadığımızın farkındayız. Yani bilinçliyiz.
Peki bu bilinç hayatımıza gerçekten bir artı mı katıyor? Bir anlam mı veriyor? Karınca bilinçli değil de bizden neyi eksik? Bizim bilinçli olmamız ne işe yaradı?
Ortalama yetmiş beş yıl “farkındalık” içinde yaşayıp sonra atomlara karışacak, başladığımız yere geri döneceksek; farkındalık dediğimiz şey ne işe yarar?
Bence büyük yalanlardan biri budur: farkındalık.
İkinci büyük yalan ise içgüdü.
Yani bilinçli olmayan ama bilinçliymiş gibi çalışan, doğuştan gelen davranışlar… Arılar bal yapmayı nereden öğrendi diye sorduğumuzda kimi bunu yaratıcıya bağlar, kimi evrime. Sanki iki cevap varmış gibi durur ama belki de ortada kesin bir cevap yoktur. Bilmediğimiz bir şeye isim takar, sonra da onu açıklama sanırız.
Aslında “içgüdü” dediğimiz şey de çoğu zaman bilmediğimiz yere astığımız süslü bir tabeladan ibaret olabilir.
Ve üçüncü büyük yalan: zaman.
Zaman da tamamen insan uydurması bir kelime gibi geliyor bana. Dünyada zaman geçmiyor belki de. Dünya yalnızca kendi döngüsünü sürdürüyor. Güneş doğuyor, batıyor. Mevsimler geliyor, gidiyor. İnsan ise bu döngüyü sıralamak, ölçmek, bölmek ve kontrol edebilmek için “zaman” diye bir şey uyduruyor.
Saatler, takvimler, yıllar…
Belki de hepsi insanın sonsuzluk karşısındaki çaresizliğini düzenli gösterme çabasından başka bir şey değil.
Kısacası; farkında olmak, içgüdü ve zaman…
Bunlar bana göre hakikatten çok, hakikatin üstünü örten afilli kelimelerdir.
Güzel duruyorlar, derin görünüyorlar, insanı düşündürüyorlar.
Ama belki de en büyük yalanlar zaten en derin görünen kelimelerin içine saklanmıştır.












Bir cevap yazın