Bir akşamüstü gibi dağıldı içime yalnızlığın
rüzgârı paslı tramvaylar geçti kalbimden
çocukluğum bir kömür kokusuydu artık
gençliğim rakı masalarında unutulmuş bir memleket
sen geldin
mühürlü dudakların açıldı ansızın
bir yangın yerine döndü gece
ve ben ilk kez
bir kadının gözlerinde kendimi gördüm
ruhumu soydular sanki
semaya astılar çıplaklığımı
ellerin değdi
bütün karanlıklar yer değiştirdi
aşk diyordum
sokak lambalarının altında üşüyerek
aşk diyordum
deniz kıyısında sigaramın külü savrulurken
meğer senmişsin
bunca yıldır adını bilmeden beklediğim
bu şehir uçurumdur sevgilim
insanı kendi sesine düşüren bir kuyu
bu dünya cehennemden arta kalmış bir liman
ve ben her gece biraz daha eksilirim
ama sen
kalbimin paslı yaralarını
bir çocuk alnı okşar gibi sildin
bırak artık
denizleri, yangınları, o karanlık kalabalıkları
onlar kendilerine kalsın
ben yalnız
saçlarının gece kokusunda
göğsünde uyuyayım
— Mehmet Özgür Ersan – 2026












Bir cevap yazın