I’m not yours, you are not mine.
Ben senin değilim, sen de benim değilsin.
Birbirimize yoldaşlık edebiliriz; elbette yol el verdiği, kalpler izin verdiği sürece…
Modern insan, çoğu zaman avucunu sıkıca kapatmayı sevgi sanıyor. Oysa sevgi, sıkmak değil; tutabilmek ve zamanı geldiğinde bırakabilmektir.
Ben de bir zamanlar öyleydim.
•••
Bugün hiç tanımadığım bir kadın, sosyal medya üzerinden bana ulaştı. Sonradan öğrendiğime göre sevgilisinin hesabında neden ekli olduğumu, onu nereden tanıdığımı merak ediyormuş. Peş peşe sorular sordu.
Şaşırdım.
Doğrusunu söylemek gerekirse, ben de sevdiğim insanları merak etmiş, profillerine dönüp bakmışımdır. Ama mesele hiçbir zaman başkasını kontrol etmek olmadı.
Aslında hepimizin içinde aynı tohum var: Güvensizlik.
Bazen en kırılgan anımızda sessizce gelir, direksiyona geçer ve hayatı o yönetmeye başlar.
Kimsenin ne yaşadığını bilemeyiz. Ama kendi yaralarımızı iyileştirmekten hepimiz sorumluyuz. Çünkü korkularımızın yalnızca görünen yüzüyle uğraşarak şifa bulamayız. Derine inmeyi göze almadan dönüşüm başlamaz.
•••
Gerçek sevgi, toprağa ektiğin tohumun mutlaka ağaca dönüşmesini istemek değildir.
Onu zorlayarak büyütmeye çalışmak da değildir.
Gerçek sevgi, bir adım geri çekilip o tohumun toprağa tutunamama ihtimaline de açık olabilmektir.
Ve o ihtimali de sevebilmektir.
Çünkü sevgi, kaderi yönetmeye çalışmaz.
Sevgi, her sonucun içinde yaşamı görebilmektir.
Tohum filizlenirse ne güzel…
Filizlenemezse de…
Çünkü o tohum, zaten bu yaşamın bir parçasıdır. Varlığını doğrulamak için ağaca dönüşmek zorunda değildir.
Seni sevmem için başarıya, kusursuzluğa ya da bana ait olmana ihtiyacım yok.
Toprağa tutunabildiğin hâline de, tutunamadığın hâline de kalbimde yer var.
İşte gerçek sevgi, ormanın içinde aldığın nefes gibidir.
Sessizdir.
Karşılıksızdır.
Ve eksildiğinde değil, paylaşıldığında çoğalır.
•••
Sana sımsıkı tutunmaya çalışmam, aslında sana duyduğum sevgiden çok kendi güvensizliğimdi.
Kendimi yeterince sevemediğim için, karşıma çıkan küçücük bir su birikintisini okyanus sandım.
Oysa okyanusa ulaşmak için kimseye ihtiyacım yokmuş.
Ben zaten hep okyanusun içindeymişim.
Hiç ayrılmamışım.
Aradığım ışık dışarıda değilmiş.
Güneş bendeymiş.
•••
Şimdi elini kalbinin üzerine koy.
Biraz sessiz kal.
Gözlerini kapa.
İçinden geçenleri dinle.
Hoşuna gitmeyen duygular geldiğinde de onları kapının dışında bırakma.
Onlara da yer açabilir misin?
Biraz daha kalabilir misin?
Tam şu anda, hiçbir şey değiştirmeye çalışmadan kendini sevebilir misin?
Çünkü kendine vermediğin alanı, başkasına da veremezsin.
Cesaret bazen savaşmak değildir.
Bazen yalnızca kalabilmektir.
Kendinle.
Ve olduğun hâlinle.
Haydi…












Bir cevap yazın